(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 17)
Dava: Ahmet Öztürk mirasçıları; Abdullah Öztürk ve müşterekleri ile Hazine, İmanalisi Köyü Tüzel Kişiliği ve Orman İdaresi aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Terme Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 22.04.2004 gün ve 213/113 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili ile Orman İdaresi temsilcisi taraflarından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ve Orman İdaresi temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, sınırları belirtilen 60106,93 m2 yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Orman İdaresi temsilcisi ve Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın kabulüne ilişkin önceki hüküm Hazine vekili ve Orman İdaresi temsilcisinin temyizi üzerine diğer bozma nedenleri yanında dava konusu taşınmazın tespit dışı bırakılma tarihi ve niteliğinin belirlenmesi gereğine işaret edilmek suretiyle bozma sevk edilmiştir. Uyulan bozma ilamı uyarınca yapılan inceleme sonucu tescil konusu taşınmazın 1969 yılında yapılan kadastro çalışmalarında orman niteliğiyle tespit dışı bırakıldığı bildirilmiştir. Ormancı bilirkişinin düzenlediği 19.02.2002 günlü raporda, taşınmazın bulunduğu yerde 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca 1983 yılında yapılan ve kesinleşen harita ve tutanaklara göre, bu yerin orman sayılmayan yerlerden olduğu belirlenmiştir. 1969 yılında yapılan kadastro çalışmalarında herhangi bir belge uygulanmadığına ve yetkili orman kadastro komisyonlarınca da yapılan çalışmalara göre bu yer sınırlama dışında bırakıldığına göre bu yer hiçbir zaman orman olmayan bir yerdir. Kadastro Komisyonunun 1969 yılındaki taşınmazın niteliğine ilişkin belirlemesi karşısında bu yerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu kabul edilebilir. Bu açıklamalar karşısında davalı Orman İdaresi temsilcisinin dava konusu yerin orman olduğuna ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Bozmadan önce toplanan deliller ve dosya içeriğine göre, davacı ve satıcılarının dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile tasarrufta bulunduğu bildirilmiş ve kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle dava kabul edilmiş ise de, taşınmazın niteliği bakımından ortaya çıkan duraksama giderilmemiştir. Bir yerin TMK. nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri hükümlerine göre; imar ihya veya zilyetlik yoluyla kazanılabilmesi için, taşınmazın kazanılmaya ve imar ihyaya elverişli yerlerden olması gerekir. Önceki bozma ilamında davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine denilmiş ise de, bozmada taşınmazın niteliğinin belirlenmesi gereğine işaret edildiğine göre bu aşamada taşınmazın niteliğinin belirlenmesine önceki bozma kararındaki kabul engel değildir. 06.12.2001 tarihinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, dava konusu yerin satıcıların miras bırakanı Harun Bek'in hayvanlarını otlattığı horuluk olduğunu, daha sonra satıcılar ve davacının taşınmazın bir bölümünün hayvan otlatılmak, diğer bölümünün de önce çeltik, daha sonra mısır tarımı yapılmak, fındık ve kavak dikilmek suretiyle tasarrufunu sürdürdüklerini bildirmişlerdir. Yerel bilirkişi ve tanıkların anlatımlarında geçen horuluk olarak tasarruf edilen bir yerin niteliği kesin olarak belirlenmemiştir. Bu husus üzerinde durulması, horuluk olan bir yerin kamunun ortak kullanımına terk ve tahsis edilen yerlerden bulunup bulunmadığının, niteliği itibariyle mer'a veya otlakiye niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Diğer yönden Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına göre hayvan otlatmak TMK. nun 713/1. maddesi karşısında kazanmayı sağlamaz. Ne var ki; tarihi belirtilmeksizin taşınmazın daha sonraki yıllarda bazı bölümlerinin çeltik ve mısır ekmek, yer yer fındık ocakları ve kavak dikilmek suretiyle kullanıldığı bildirilmiştir. Bu şekildeki tasarrufun başlangıcı ve süreci de araştırılmamıştır. Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak horuluk olarak tasarruf edilen dava konusu yerin kazanılmaya elverişli yerlerden olup olmadığının ve niteliğinin kesin olarak belirlenmesi, kazanılmaya elverişli yerlerden ise hayvan otlatmak edinme sebebi olarak kabul edilemeyeceğinden çeltik, mısır ve fındık ocakları ve kavaklık olarak tasarruf edilen taşınmaz bölümlerinin ayrı ayrı belirlenmesi, teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmesi, bu bölümler üzerinde davacı ve satıcılarının zilyetliğinin yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle açıklığa kavuşturulması, ziraatçı uzman bilirkişiden gerekçeli rapor alınması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekir.
Tapu Sicil Müdürlüğü'nün 12.07.2001 günlü yazısı ile bildirilen tapu kayıtlarına göre, aynı çalışma alanında davacı adına toplam 97750 m2 yerin tescil edildiği bildirilmiştir. Kesinleşen ve sicili oluşturulan bu parsellere ilişkin tespitlerin belgeye dayanıp dayanmadığı belli değildir. Görülmekte olan davada, davacı herhangi bir belgeye dayanmamıştır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmüne göre, zilyedin bu maddede belirtilen vergi kaydı gibi bir belgeye dayanmaksızın aynı çalışma alanı içerisinde kazanabileceği miktar kuru toprakta 100, sulu toprakta 40 dönümü geçemez. Tüm taşınmazlar aynı çalışma alanında yer almakta olup, bildirilen önceki tespitlerin belgeye dayalı olup olmadığı nazara alınmamıştır. Bu yön gözönünde tutularak davacı adına aynı çalışma alanı içerisinde daha önce tespit edilen parsellerin tespit tarihlerini gösterir kadastro tutanakları ve mevcutsa dayanak belgelerin getirtilmesi, bu tespitlerin belgeye dayanıp dayanmadığının araştırılması, bu tespitler belgesiz ise davacının aynı çalışma alanı içerisinde 26.07.1972 tarihinden sonra kuru toprakta kazanabileceği miktarın 100 dönümü geçemeyeceğinin düşünülmesi gerekmektedir.
Davayı açan Ahmet Öztürk yargılamanın devamı sırasında ölmüş, mirasçıları atadıkları avukat aracılığıyla davayı yürütmüşlerdir. Mahkemece dava konusu taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmiştir. Adına tesciline karar verilen kişiyle kimin amaçlandığı anlaşılmamaktadır. Davayı açan ve yargılama sırasında ölen Ahmet adına tescil kararı verilmiş ise bu husus kanuna aykırı olacaktır. Ölüm ile kişilik hakları son bulduğundan ölü kişi adına tapuya tesciline karar verilemez. Bu tür durumlarda dava başarıya ulaştığı takdirde taşınmazın ölü kişinin davayı yürüten tüm mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekir. Bundan ayrı, miktarı açıklanan yargılama giderlerinin davalılardan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi de doğru değildir. Bu tür davalarda Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri yasal hasım olup hiçbir halde yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Hükmün yargılama giderlerine ilişkin bölümü de kanuna aykırı olarak kurulmuştur.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Orman İdaresi temsilcisinin temyiz itirazlarının REDDİNE, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve 10.100.000.- lira peşin harcın istek halinde temyiz edenlerden Orman İdaresine iadesine 27.10.2004 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, 9.11.2000 havale tarihli dava dilekçesiyle mevkii ve sınırlarını belirttiği tahmini 64-65 dönüm miktarındaki tapusuz taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği hukuksal sebebine tutunarak MK. nun 639/1. maddesi uyarınca adına tapuya kayıt ve tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine, çekişmeli yerin MK. nun 641. maddesi kapsamındaki yerlerden olduğunu belirtmiş ve davanın reddini savunmuştur.
Davalı Orman Genel Müdürlüğü, nizalı yerin orman olduğunu açıklayarak davanın reddini istemiştir.
Davalı köy tüzel kişiliği, tebligata rağmen oturumlara katılmamış ve yanıt vermemiştir.
Mahkemece, hükmüne uyulan bozma kararından sonra davanın kabulüne, çekişmeli yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde Hazine vekili ve Orman Genel Müdürlüğü temsilcisi tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller tüm dosya içeriğinden; çekişmeli yerde 6.12.2001 tarihinde yapılan keşifte dinlenen üç kişilik orman bilirkişileri nizalı yerin orman olmadığını açıklamışlardır. Dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıklar bu yerin uzun zamandan beri bir kısmında mısır ekilerek ve fındık ağaçları dikilerek tarım yapıldığını, hayvanların otlatılması amacıyla kullanıldığını ve eklemeli zilyetliğin 50-60 yıldan beri davacı ve satıcılarından olduğunu açıklamışlardır. Dairenin 28.2.2003 tarih 2003/813-1122 esas ve karar sayılı bozma ilamında ... Hazine ile Orman İdaresinin temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır... denmiş ise de, nizalı yerin orman olup olmadığı ya da ormandan açılıp açılmadığı hususu netlik kazanmamıştır. Bilindiği üzere ormanlar kamu malıdır. Bu nedenle kamu düzenini ilgilendirdiğinden bozma ilamında bu şekilde yazılması bu yerin orman olup olmadığının veya ormandan açılıp açılmadığının araştırılmasına engel teşkil etmez ve tarafları yönünden usulü kazanılmış hak oluşturmaz. Nitekim, bozmadan sonra, dosyaya getirtilen Samsun Kadastro Müdürlüğü'nün 15.09.2003 tarih ve 3733 sayılı yazılarından; İmamalisi köyünde kadastro çalışmalarının 22.09.1969 tarihinde bitirildiği dava konusu yerin paftasında ORMAN olarak tescil harici bırakıldığı belirtilmiştir.
Öyle ise, davacının, bu yerin, öncesinin orman olmadığını kesin ve net olarak kanıtlaması gerekir. Bir başka anlatımla dosyadaki bu yerin orman olmadığına ilişkin uzman ormancı bilirkişilerin ve mahalli bilirkişi ile tanık anlatımlarının soyut içerikli sözlerine itibar edilemez. Bilindiği üzere, 6831 sayılı Orman Yasası'nın 1. maddesi hükmü gereğince tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün herhangi bir şekilde (açma, yakma vs.) kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlik süresi kaç yıla ulaşırsa ulaşsın iktisabı olanaklı değildir. Taşınmazın bulunduğu bölgede orman kadastrosu yapılmış ve çekişmeli yerin orman sınırları dışında kaldığı anlaşılmaktadır. Bu yer, 1969 yılındaki genel arazi kadastrosunda orman niteliği ile tescil harici bırakılmıştır. Bundan sonraki dönemde 1744 veya 3302 sayılı yasalarla orman kadastrosu yapılmış olup, (dosya içerisinde orman kadastrosu yapıldığı bildirildiği halde bununla ilgili orman kadastro komisyonunun işe başlama, işi bitirme tutanakları ile kroki ve haritaları getirilerek dosya içerisine konmamıştır.) orman dışına çıkarma işleminden sonra davanın açıldığı tarihe kadar davacı yararına zilyetlikle kazanma koşulları gerçekleşmemiştir. HGK. nun 12.5.2004 tarih 2004/8-242-292 esas ve karar sayılı bozma ilamı da bu yöndedir.
Hal böyle olunca, Dairenin çoğunluğu tarafından benimsenen bozma ilamı kapsamındaki konularla birlikte yukarıda açıkladığım hususlarında gözönünde bulundurularak bu yönden de kapsamlı araştırma yapılması gerekirken yazılı olduğu üzere, öteki konularla ilgili bozma kararı verilmesi doğru olmamıştır. Açıkladığım nedenlerle de bozma kararı verilmesi gerektiği kanaatindeyim. 27.10.2004 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy