(743 S. K. m. 909) (4721 S. K. m. 996) (3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Hatice Ürekil ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Iğdır Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 12.05.2004 gün ve 949/467 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, dava konusu 101 ada 417 parsel üzerinde kayın pederi ile birlikte 60 yılı aşkın bir süredir zilyet olduğunu, bu yerde Hazinenin herhangi bir hakkı bulunmadığını açıklayarak tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz 15.04.1999 tarihinde yapılan kadastro tespiti sırasında, Hamit kızı Hatice Ürekil'in zilyetliği altında bulunduğu, ancak zilyetlik süresinin iktisap için yeterli olmadığı açıklanarak Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı, dava konusu taşınmaz üzerinde önce kayınbabasının bilahare kendisinin 60 yılı bulan zilyetliğinden söz etmektedir. Dinlenen mahalli bilirkişi ve şahitler, dava konusu taşınmaz üzerinde davacının babası Mecit'in zilyetliğinden bahsetmişler, miras yoluyla babası Mecit'ten kaldığını söylemişlerdir. Davacının dilekçesindeki açıklamaya ve ekli nüfus kaydına göre, babasının adı Hamit'tir. Mecit'in kim olduğu belli değildir. Mecit davacının kayınpederi ise; davacıya kayınpederinden ne şekilde intikal ettiğinin şahitlerden sorulup belirlenmesi gerekir. Şayet Mecit kayınpederi olup ölümü ile miras yoluyla davacıya kaldığı söylenecek ise, davacının eşinin de vefat etmiş olması gerekir. Şahit beyanları kendi içinde çelişkilidir. Taşınmazın net bir biçimde davacıya ne şekilde intikal ettiğinin tespiti gerekir. Zira, davacı bu taşınmazı ancak eklemeli zilyetlikle iktisap edebilecektir. (MK. nun 909, TMK. nun 996. maddesi) Ayrıca, davacı zilyetlik hukuki sebebine dayandığına göre kendisinin ve önceki malikin 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi ve 3083 sayılı Kanun hükümlerine göre; iktisap edebileceği taşınmaz miktarı sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçemeyecektir. Dosyadaki delillere göre, dava konusu taşınmaz sulu bir taşınmazdır. Zirai bilirkişi, taşınmazın DSİ kanalı marifetiyle sulanabileceğini söylemiştir.
Mahkemece yapılacak iş; taşınmazın davacıya kimden ve ne suretle intikal ettiğini belirlemek, 3402 sayılı Kanunun 14 ve 3083 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınarak davacı ve önceki malik bakımından zilyetlik yoluyla iktisap edilen taşınmazlar bulunup bulunmadığını araştırmak ve sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır.
Kabul şekline göre; mahkemenin kararında sadece davanın kabulüne demesi HUMK. nun 388. ve 389. maddeleri karşısında yeterli değildir. Kararda hüküm sonucu ile kanun yollarının açıkça yazılması gerektiği gibi, istek sonuçlarının her biri hakkında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Usulün bu hükmüne uymak gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile eksik incelemeye dayalı, usul ve yasaya aykırı hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy