(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 17) (6831 S. K. m. 2) (3573 S. K. m. 3, 4, 5)
Dava: Senem Acet ile Hazine ve Fevziye Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne dair Ortaca Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 04.05.2004 gün ve 83/131 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın 40 yılı aşkın bir süreden beri vekil edeninin zilyedinde bulunduğunu, emek ve para sarf etmek suretiyle imar ve ihya ettiğini belirterek vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı köy tüzel kişiliğine dava dilekçesi tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, teknik bilirkişinin krokisinde A harfi ile gösterdiği taşınmaz bölümü açısından davanın kabulüne, B ile işaretli taşınmaz parçası yönünden davanın reddine karar verilmesi üzerine; hükmün, kabule ilişkin bölümü davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil davasıdır.
Mahkemece, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya koşullarının davacı yararına gerçekleştiğinden hareketle davanın (A harfi ile işaretli kısmın) kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Kadastro Müdürlüğünün karşılık yazısında; uyuşmazlık konusu taşınmazın kadastro tespiti sırasında özel mülkiyete konu olmadığı için, teknik bilirkişi ise, dava konusu taşınmazı 1954 yılında 5602 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan tapulama çalışmaları sırasında özel mülkiyete konu olmadığı gerekçesiyle tespit dışı bırakıldığını bildirmiştir. Uzman bilirkişi ziraat mühendisinin dosyaya sunduğu raporda; teknik bilirkişinin krokisinde A harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü üzerinde 25 adet 30 - 35 yaşlarında, B harfi ile gösterilen kısmında ise 70 adet 3-12 yaşlarında zeytin ağaçlarının bulunduğunu, B harfi ile işaretli taşınmaz açısından imar ve ihya işlemleriyle zilyetlik süresinin yeterli olmadığını, taşınmazın doğu ve kuzey kısımlarında zeytin yetiştiriciliğinin yapıldığını açıklamıştır. Uzman bilirkişi orman yüksek mühendisi de raporunda dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede orman sınırlandırma çalışmalarının 1942 yılında yapıldığını, 1944 yılında kesinleştiğini ve 1744 sayılı Kanunla değişik 6831 sayılı Kanunun 2. maddesiyle ilgili uygulamanın 1982 yılında yapıldığını ve aynı yıl ilan edilmesi sonucu kesinleştiğini, taşınmazın ormana olan mesafesinin 300 m. olduğunu, dava konusu yerin orman sayılmayan yerlerden bulunduğunu bildirmiştir. Ancak uzman orman bilirkişisinin raporu gerekçesi itibariyle yetersiz olup, sonuca ulaşmak açısından yeterli bilgileri içermemektedir. Kabulüne karar verilen taşınmazın çevresinde ve üzerinde yabani zeytinlikler bulunduğu dosya kapsamı ile belirlenmiş bulunmaktadır. O halde mahkemece yapılacak iş; şayet yabani zeytinlikler Devlet ormanı içinde bulunmakta ise, davanın Orman İdaresine yöneltilmesi, yargılama oturumlarına katıldıkları takdirde delillerini sunmaları için kendilerine süre ve imkan tanınması, ondan sonra yeniden yapılacak keşifte başka uzman bilirkişi orman mühendisi vasıtasıyla yöntemine uygun bir biçimde yapılacak orman araştırması ile dava konusu taşınmazın Devlet ormanı sayılan yerlerden olduğunun anlaşılması halinde; uyuşmazlığın 3573 sayılı Zeytinliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkındaki Kanunun 3, 4 ve 5. maddesi hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekir. Anılan maddelerde öngörülen ıslah ve dağıtımla ilgili işlem ve koşullarının araştırılması zorunludur. Bu kanun uyarınca yörede bir dağıtım yapılıp yapılmadığı hususunun Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden sorulması, varsa dağıtıma ilişkin tüm belgelerin getirtilerek dosyaya eklenmesi, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtasıyla zemine uygulanması, dağıtım sonucu davacıya yer verilip verilmediği, verilmiş ise imar ve ihya koşullarının yerine getirilip getirilmediği araştırılıp belirlenmelidir. Şayet yabani zeytinlerin bulunduğu taşınmaz bölümü orman sınırları dışında ise, bu takdirde yine TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kanunun 14. ve 17. maddelerinde belirtilen tüm olumlu ve olumsuz koşulların davacı yararına gerçekleşmiş bulunması ve yabani zeytinliklerin aşılanması suretiyle kazanılması mümkün olabilir. Her iki halde de davacı tarafından yabani zeytinliklerin aşılanmasına imar ve ihyasına hangi tarihte başladığı, ne şekilde sürdürdüğü ve hangi tarihte tamamlandığı hususları yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak saptanması, kazanma süresinin imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren başladığının düşünülmesi gerekmektedir. Uzman bilirkişi ziraat mühendisinden de taşınmazın niteliği ve üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının yabani zeytinlerden olup olmadığı konusunda gerekçeli rapor alınması, kabulüne karar verilen taşınmaz bölümü orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden ise, çıkartılma işleminin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığının gözönünde tutulması HUMK. nun 366. maddesi gereğince uyuşmazlık konusu taşınmaz ve çevresini gösterir renkli fotoğraflar çektirilerek Hakim tarafından onaylandıktan sonra dosyaya eklenmesi, gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde bulunduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy