(1086 S. K. m. 440, 442)
İstanbul Deniz Otobüsleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile İstanbul Valiliği İl Defterdarlığı aralarındaki dava hakkında İstanbul 6.Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 24.12.2002 tarih ve 620/852 sayılı hükmün Dairenin 29.09.2003 gün ve 5273/5861 sayılı ilamiyle onanmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına ve Yargıtay ilamında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve HUMK. nun 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE ve anılan kanunun 442. maddesi uyarınca takdiren 111.405.000 lira para cezası ile aşağıda müfredatı yazılı 16.200.000 lira peşin harcın red harcına mahsubu ile kalan 4.400.000 liranın karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye irad kaydına 26.02.2004 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, kiralama ve işletme hakkı devir sözleşmesine istinaden elinde bulundurduğu feribot iskeleleri ve terminalleri için davalı Hazinenin ecrimisil tahakkuk ettirerek muaraza çıkardığını açıklayarak muarazanın önlenmesini istemiştir.
Davacının taşınmazı elinde bulundurması 2886 sayılı Devlet İhale Kanununa ve bu kanundaki usul ve şartlara göre düzenlenen şartname ve kira akdine bağlıdır. Bilindiği gibi belediyeler de bu kanun hükümlerine göre kira akdi yapabilirler (2886 SK.m.1). Bu durumda davacının zilyetliğinin korunması gerekir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.10.1946 tarih, 1946/6 esas, 1946/12 sayılı kararı aynen: MK.nun 896. madde uyarınca bir gayrimenkulde zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şeye malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını ileri sürerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde hakim, yalnız davacının gerçek ise zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar, zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez, zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiası ile yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz... Davalı Hazine ile Belediye arasındaki ihtilafın 3. kişi durumundaki davacıya yansıtılıp davalı Hazine tarafından çekişme yaratılması ve davacının sözleşmeden kaynaklanan zilyetliğine müdahale edilmesi doğru değildir.
İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı gibi zilyetliğin korunmasına ilişkin böyle bir davada zilyet lehine verilecek olumlu bir karar, diğer tarafa mülkiyet iddiası ile yetkili mercilerde Belediye aleyhine dava açma hakkına halel getirmeyecektir. Belediye ile Hazine arasındaki ihtilafın bu davada çözüme çalışılması doğru olmamıştır.
Ayrıca, 4 Nisan 1990 tarihli 3621 sayılı Kıyı Kanununun 7. maddesi Kamu yararının gerektirdiği hallerde, uygulama imar planı kararı ile, deniz, göl ve akarsulardan ekolojik özellikler dikkate alınarak doldurma ve kurutma suretiyle arazi elde edilebilir hükmünü getirmiştir. Aynı maddenin son fıkrası bu alanlar üzerinde 6. maddede belirtilen yapılar ile yol, açık otopark, park, yeşil alan ve çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal altyapı alanları düzenlenebilir şeklinde düzenlemede bulunmuştur. Görüldüğü gibi, Kamu yararı olduğu hallerde deniz doldurularak alanlar meydana getirilmesi ve bu yerlerin bir kamu kuruluşu olan Belediyeler tarafından sosyal altyapı alanları, açık otopark, park, yeşil alan davamızda olduğu gibi feribot iskelesi ve terminali gibi kullanılması mümkün görülmüştür. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı hizmette bir kamu hizmetidir.
En son çıkarılan özel nitelikli 25.02.1998 tarih, 4342 sayılı Kanunun 33. maddesiyle değiştirilen 1580 sayılı Belediye Kanununun 159. maddesi aynen Belediye sınırları içinde sahipsiz arazi mahiyetindeki seyrangah, harman yeri, koruluk ve bataklıkların ve Belediye marifetiyle deniz, nehir ve gölden doldurulmuş olan yerlerin ve yıkılmış kale ve kulelerin metruk arsaları ve enkazının tasarruf, idare ve nezareti kaffei hukuk ve vecaibi ve varidatı ile beraber belediyelere devrolunur hükmünü getirmiştir. Bu hüküm emredici bir hükümdür. Tasarruf, idare ve nezareti bütün hukuk ve borçları ve varidatı ile beraber belediyelere devrini emreden bir hükümdür. Kanun koyucu, sadece devredilir dememiş, tasarruf, gelir, nezaret ve bütün hak ve hukuku ile devri emretmiştir.
Belediyenin kiracısına yönelik ondan ecrimisil isteyerek muaraza çıkarmak hak ve nesafet kurallarına uygun düşmez. Davanın kabulüne karar vermek gerekir. Açıklanan bu nedenlerle Sayın çoğunluğun görüşünü doğru bulmadığımdan katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy