(4721 S. K. m. 1, 426, 427, 431, 459, 713) (743 S. K. m. 376, 377, 381, 402) (3402 S. K. m. 14) (442 S. K. m. 9, 10, 20, 23, 33) (5442 S. K. m. 9, 31) (1086 S. K. m. 73)
Dava: Celal Durmuşoğlu ve Cemal Durmuşoğlu ile Hazine, Cevizli Köyü Tüzel Kişiliği ve dahili davalılar Sariye Özbabacan ve Nuriye Paçacı aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Adaklı Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 17.04.2003 gün ve 25/19 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı 8 parça taşınmazın vekil edenleri adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı köy tüzel kişiliğini temsilen görevlendirilen ve yargılama oturumlarına katılan Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü ise davaya karşı bir diyeceği olmadığını bildirmiştir.
Mahkemece, dava dilekçesinin 5-6 ve 7 nolu sırasında yazılı taşınmazlarla ilgili davanın feragat nedeniyle reddine, diğer 5 parça taşınmaz yönünden davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal sebebine dayalı olarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca açılan tescil davasına ilişkindir.
Eldeki dosyada öncelikle çözümlenmesi gereken konu davalı Cevizli Köyü Tüzel Kişiliğini davada kimin temsil edeceği meselesidir. Bu da taraf teşkili için zorunlu olan bir konu olup kamu düzeninden sayılan dava koşulunu oluşturmaktadır. Adaklı Kaymakamlığı 26.09.2000 günlü ve 04/695 sayılı yazılarıyla İlçemiz Cevizli Köyü'nün 1994 yılından itibaren boşaltıldığını, 1997 yılına kadar köyün resmi ve idari işlerinin bir önceki dönem seçilen muhtar M. Şerif Özüağ tarafından yürütüldüğünü, köyde hiçbir seçmenin bulunmaması nedeniyle 1999 yılında muhtarlık seçiminin yapılmadığını, köyün resmi işlerinin Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü tarafından yürütüldüğünü 03.10.2000 günlü ve 06/719 sayılı yazılarıyla da Köyün 1994 yılında terör nedeniyle tamamen boşaltıldığını, halen boş olduğunu, bununla birlikte Cevizli Köyü' nün köy statüsünü koruduğunu bildirmiştir. Bu durumda, köyün tüzel kişiliği halen devam etmektedir.
442 sayılı Köy Kanunu'nun 9 ve 10. maddeleri uyarınca; köyü köy muhtarı temsil eder. Köy ile ilgili davalarda muhtar taraf durumunu almış ise davada köyü temsilen (yetkili temsilciyi) Köy Derneği seçer. (442 sayılı Köy Kanunu madde 20, 33/b) Köy Kanunu'nun 23. maddesi uyarınca; köyün imamı ile muallimi veya başmuallimi ihtiyar meclisinin her zaman azasıdırlar. Ancak, köy tamamen boş olup, hiçbir kişinin ikamet etmediği, Köy Kanunu'nun konuya ilişkin maddelerinde belirtilen hiçbir organ ve kişinin de bulunmadığı, kısaca köyü temsil edecek hiçbir organın mevcut olmadığı ve buna bağlı olarak organ eksikliğini giderecek veya tamamlayacak bir durumun da olanaklı görülmediği anlaşılmaktadır. Köy Kanunu'ndaki açık hükümler karşısında Vali veya Kaymakamın köyü temsil etmesi veya köyü temsilen bir yönetici ya da temsilci atamaları da mümkün bulunmamaktadır. Kaldı ki; valilerin ve kaymakamların hukuki durumları, görev ve yetkilerini düzenleyen 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 9 ve 31. maddeleri ile diğer maddelerinde; köyde bu biçimde meydana gelen bir organ eksikliğinin giderilmesi veya tamamlanması yönünde Vali ve/ veya Kaymakama görev ve yetki öngören (veren) bir hükme rastlanmamaktadır. Ne var ki; davada köy tüzel kişiliği kaymakamın talimatı ile köyün idari işlerini gören (ki müdürün yaptığı bu tür idari işler dahi yok hükmünde olup, hukuki sonuç doğurmaz). Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü tarafından temsil edilmiş ise de, bu temsil görevi 442 sayılı Köy Kanunu ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun açık hükümleri karşısında yasal dayanaktan yoksun bulunmaktadır. Davalı köy yönünden davada temsil eksikliği söz konusu olduğu anlaşıldığına göre, taraf teşkilinin sağlanmadığının kabulü gerekir. Nitekim Yüksek Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 16.11.1951 günlü ve 454/883 sayılı kararında aynen Kaymakamın dava açmak için bir kişiyi görevlendirme yetkisi yoktur. Kaymakamın görevlendirdiği kişi tarafından açılan davanın temsil eksikliği nedeniyle reddedilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Şu halde, tüzel kişiliği devam eden bir köyün organ eksikliği ne şekilde giderilecek ve hakları ne şekilde korunacaktır) Bir kamu tüzel kişisi olan köye kayyım atanarak temsil eksikliğinin giderilmesi olanaklı mıdır? Tüm bu sorulara yanıt vermek için TMK. nun 1. maddesinin verdiği görev ve yetkiden hareketle TMK. nun ilgili hükümlerine incelemek suretiyle sonuca ulaşmak mümkün olabilecektir.
Kayyımlığı gerektiren haller ve temsil başlığını taşıyan TMK. nun 426/3 bendi (MK. nun 376/3 bendi) uyarınca yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa aynı maddenin 1.fıkrası gereğince Vesayat Makamı temsil kayyımı atar, denilmektedir. Bundan başka aynı Kanunun Yönetim-Kanun gereği başlığını taşıyan 427/4 (MK. nun 377/4) bendi ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamış ise TMK. nun 427/1 fıkrası gereği Vesayet Makamı bir yönetim kayyımı (idare kayyımlığı) atar, hükmüne yer verilmiştir.
Nitekim TMK. nun 427/4 bendiyle ilgili Hükümet Gerekçesi ise şöyledir: Maddenin 4 numaralı bendi bir kısım tüzel kişilerin sayılması yerine bütün tüzel kişileri kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır. Buna göre, herhangi bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmışsa ve yönetimi başka bir yasal yolla sağlanamıyorsa, yönetim kayyımı tayin edilebilecektir. biçimindedir. Şu halde, gerek madde metninde ve gerekse Hükümet Gerekçesinde özel hukuk tüzel kişisi ya da kamu hukuku tüzel kişisi ayrımı yapılmadığına, tam aksine Hükümet Gerekçesinde maddenin bütün tüzel kişileri kapsayacak şekilde kaleme alındığı açıklandığına göre, bir kamu tüzel kişisi olan köy tüzel kişiliğine de yönetim kayyımının atanması mümkün olabilmektedir. O halde; tüm bu somut ve hukuki olgular karşısında ayrım yapılmaksızın bütün tüzel kişilere yönetim kayyımının atanmasında kuşku bulunmadığından TMK. nun 426. maddesi çerçevesinde Vesayet Makamı tarafından anılan köyü davada temsilen temsil yetkisini haiz bir kişinin atanması gerektiğinin kabulü gerekir. Ayrıca, bu konuda TMK. nun 459 (MK. nun 402) 431 (MK. nun 381) maddeleri ile Malmemurlarının kayyım tayin edilmesini öngören 3561 sayılı Kanun hükümleri de gözönünde tutulmalıdır.
Tüm bu açıklamalar karşısında dava koşulu (taraf teşkili) sağlanmadan yazılı şekilde hüküm kurulmuş bulunması HUMK. nun 73. maddesi ile kamu düzeni kuralına aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına 15.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy