(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 258, 259)
Dava: A. Yılmaz ve müşterekleri ve Y. Koylu ile Z. Yılmaz ve Y. Yılmaz aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Ç. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 01.12.2004 gün ve 181/286 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, dava dilekçesinde; 113 ada 7, 115 ada 13, 119 ada 10, 152 ada 8, 156 ada 15, 16, 26; 158 ada 4, 159 ada 36, 40; 186 ada 50, 71, 74; 189 ada 51, 53, 54, 55 ve 73 sayılı parsellerden bir kısmının Z. Yılmaz, bir kısmının ise Z. ile diğer paydaşlar adına paylı olarak kadastroca tespit edildiğini, uyuşmazlık konusu parsellerden bir kısmının ise Z. tarafından diğer davalı olan eşi Y. Yılmaz'a satıldığını, oysa taşınmazların kendilerine Ali oğlu Musa'dan kaldığını, Z.'ye ise Ali oğlu Mehmet'ten geldiğini, bir kısım taşınmazların ise Musa ve oğlu A. tarafından satın alındığını, dip muris Ali'den gelen taşınmazlar olmadığını bildirerek Ali oğlu Musa'dan intikal eden 1/4'ünün Z. Yılmaz'a, kalanın ise Musa'nın veraset ilamındaki payları oranında vekil edenleri ile diğer paydaşları adına tesciline, Musa oğlu A.'den intikal edenlerin ise mevcut tapu kayıtlarının iptali ile yine vekil edenleri ile diğer ortakları adına tapuya tescil edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, taşınmazların tarafların dip miras bırakanı Ali'den geldiğini, çocukları Musa ve Mehmet'e intikal ettiğini, Z.'nin baba tarafından dedesi Mehmet ile anne tarafından dedesi Musa'dan gelen payları bulunduğunu, 1955 yılında Ali'den gelen taşınmazların vekil edenleri ile davacıların bir kısmının murisleri arasında rızaen taksim edildiğini, bugüne kadar dava konusu yapılmadığını, davalı Y.'ın ise iyi niyetli 3. kişi olduğunu, 189 ada 51, 53, 55, 73; 119 ada 10; 152 ada 8; 156 ada 15 ve 16 nolu parsellerin tapu kayıtlarının hükmen oluştuğunu ve mahkeme kararlarına dayalı olarak malikleri adına tescil edildiğini, 115 ada 13 nolu parselin 1955 yılında yapılan taksim sonucu Z.'ye intikal ettiğini, 158 ada 4 nolu parselin A. Yılmaz ile birlikte vekil edeninin babası D. Yılmaz tarafından satın alındığını, ikisinin aynı çatı altında kalmaları ve aile büyüğü olması nedeniyle A. adına tespit ve tescil edildiğini, 119 ada 10 nolu parselin Z. tarafından A. Yılmaz'ın mirasçılarından satın alındığını, tüm taşınmazların 1955 yılında rızai taksime tabi tutulduğunu, bu nedenle açılan davanın yersiz olduğunu açıklayarak reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 115 ada 13; 189 ada 51 ve 53 sayılı parseller yönündeki davanın feragat nedeniyle, 119 ada 10; 152 ada 8; 156 ada 15, 16; 159 ada 36; 189 ada 55; 186 ada 50 ve 71 parseller hakkındaki davaların kesin hüküm nedeniyle, 113 ada 7; 158 ada 4; 159 ada 40; 189 ada 54, 73; 186 ada 74 ve 156 ada 26 sayılı parsellerin davalıya ait olduğu kanıtlandığından bu parsellere ilişkin davanın bu nedenle reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından dava dilekçesindeki aynı gerekçe ile temyiz edilmiştir.
Dava, muristen intikal, zilyetlik, eklemeli zilyetlik ve harici satın alma hukuki sebeplerine dayanarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi uyarınca açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Uyuşmazlık konusu 115 ada 13, 189 ada 51 ve 53 sayılı parsellerle ilgili davada; davacılardan A. Yılmaz ve davacılar vekili Av. Ş. Y. Laloğlu 27.07.2004 günü yapılan keşifte bu taşınmazların tapu kayıtlarının doğru olduğunu, bu nedenle bu taşınmazlarla ilgili herhangi bir taleplerinin olmadığını bildirdikleri ve alınan beyanlarının HUMK. nun 151/son fıkrasına uygun olduğu anlaşılmıştır.
Davacılar vekili ve davacılardan A.'un bu parsellerin bir anlamda kendilerine ait olmadığını bildirdiklerinden davanın bu sebeple esastan reddine karar verilmesi gerekirken feragat nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de bu parsellerle ilgili dava retle sonuçlanmış olup, hükmün bu fıkrası sonucu itibariyle doğru görüldüğünden bu nedenle davacılar vekilinin bu parsellere yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmamaktadır.
Dava konusu 119 ada 10 nolu parselle ilgili Çat Kadastro Mahkemesinin 23.07.1993 tarih 1993/5-43 esas ve karar sayılı hükmünün 13.09.1993 tarihinde kesinleştiği, A. Yılmaz ile N. Yılmaz'ın davada davacı sıfatıyla yer aldıkları, derdest dosyada A. Yılmaz dışında bulunan 7 davacının N. Yılmaz'ın mirasçıları oldukları dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosu ile belirlendiği, davanın davacıların feragati nedeniyle sonuçlandığı, böylece her iki dosyanın tarafları, hukuki sebepleri ve konusunun aynı olduğu HUMK. nun 237.maddesi anlamında ve halefiyet kuralı gereğince kesin hüküm teşkil ettiği saptanmıştır.
Bundan ayrı, 152 ada 8, 156 ada 15, 16; 186 ada 50, 71 ve 189 ada 55 sayılı parsele ilişkin Çat Kadastro Mahkemesinin 23.07.1993 tarih ve 1993/4-44 esas ve karar sayılı hükmü taraflarca temyiz edilmediğinden 12.10.1993 tarihinde kesinleştiği, davacıların N. Yılmaz, A. Yılmaz, A. Yılmaz ile davalıların ise, Z. Yılmaz ve Y. Koçtaş olduğu, derdest dosyada da A. dışında bulunan diğer 7 davacının kesinleşen hükümde ismi bulunan davacı N. Yılmaz'ın mirasçıları olduğu dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuyla belirlendiği, davanın feragat nedeniyle sonuçlandığı, her iki davanın tarafları ile hukuki sebepleri ve konusunun aynı olduğu, davalı Y.'ın Kadastro Mahkemesinin kararı kesinleştikten sonra tapuda yapılan satış ve devirle kesin hüküm kapsamında kalan 186 ada 50 ve 71 parsel sayılı taşınmazları satın aldığı, kesin hüküm sonucunu etkileyecek durumda bulunmadığı, böylece sözü edilen ve kesinleşen Kadastro Mahkemesi kararının taraflar arasında HUMK. nun 237.maddesi anlamında ve halefiyet kuralı gereğince kesin hüküm teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Şu halde kesin hüküm kapsamında kalan 119 ada 10, 152 ada 8, 156 ada 15, 16; 186 ada 50, 71 ve 189 ada 55 sayılı taşınmazlarla ilgili hüküm fıkrasının kesin hüküm nedeniyle, 115 ada 13, 189 ada 51 ve 53 nolu parsellerin davacı tarafa ait olmadığı keşifte alınan beyanlarla, uyuşmazlık konusu 186 ada 74 sayılı parselin 30.07.2004 tarihinde yapılan keşif tutanağı kapsamıyla davalı Z.'ye babasından kalan yerlerden olduğu, davacı tarafla bir ilgisi bulunmadığı anlaşıldığından bu nedenle davacılar vekilinin açıklanan parsellere yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi ile bu parseller hakkındaki hüküm fıkralarının ONANMASINA,
Davacılar vekilinin diğer parsellerle ilgili temyiz itirazlarına gelince; Her ne kadar 27.07.2004 ve 30.07.2004 tarihlerinde 113 ada 7, 158 ada 4, 159 ada 40, 189 ada 54 ve 73 nolu parsellerle ilgili keşif yapılmış ve dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar bu taşınmazlara ilişkin beyanlarda bulunmuş iseler de, taraflar ve murisleri arasında gerçekten 1955 yılında taksim yapılıp yapılmadığı ve taşınmazların taksim sonucu kimlere kaldığı konusunda açıklayıcı ve sonuca götürecek bilgi sunmadıkları gibi tanıkların önemli kısmının yaşlarının da buna uygun olmadığı, ayrıca beyanlar arasında çelişkinin bulunduğu saptanmıştır. Öte yandan 13.04.1997 tarihli anlaşma senedinin hukuken tarafları bağlayıp bağlamadığı, hangi şahısları bağladığı hususları üzerinde mahkemece durulmamıştır.
Dava konusu 159 ada 36 sayılı parselin kesin hüküm kapsamında kaldığı gerekçesiyle hakkındaki davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin kesin hüküm saydığı Çat Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.02.1966 tarih 1963/5 esas, 1965/12 sayılı karar ortaklığın giderilmesiyle ilgili olup, Çat Tapu Sicil Müdürlüğüne yazılan bir yazıdan ibaret olduğu halde bunun kesin hüküm değerlendirmesine esas alınması doğru değildir. Uyuşmazlık konusu 156 ada 26 sayılı parselle ilgili herhangi bir keşifte yapılmamıştır.
O halde mahkemece yapılacak iş; 113 ada 7, 158 ada 4, 159 ada 40, 189 ada 54, 73 ve 156 ada 26 sayılı parsellerin taraflar ve miras bırakanları arasında 1955 yılında rızai taksime tabi tutulup tutulmadığı, taksimin kimler arasında yapıldığı, kime hangi taşınmazın düştüğü, konuyu bilen yaşlı bilirkişi ve tanıklar vasıtasıyla açıklığa kavuşturulması, bu konuda yaşlı tanıklarını bildirmeleri yönünden taraflara süre ve imkan tanınması, 13.04.1997 tarihli anlaşma senedinin hukuken bağlayıcılık unsuru açısından mahkemece değerlendirilmesi, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu takdirde bunun giderilmesine çalışılması, şayet 159 ada 36 sayılı parsel yapılacak inceleme sonucu kesin hüküm kapsamında kalmıyor ise bunun hakkında da az önce açıklandığı şekilde diğer parsellerle birlikte aynı şekilde değerlendirilmesi, yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK. nun 258 ve 259. maddeleri gereğince keşifte dinlenmelerinin sağlanması, ondan sonra toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek bu parseller hakkında hüküm kurulması gerekirken eksik araştırma ve incelemeler sonucu karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde görüldüğünden kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 113 ada 7, 158 ada 4, 159 ada 40, 189 ada 54, 73; 156 ada 26 ve 159 ada 36 sayılı parsellere yönelik olmak üzere HUMK. nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 11,20 YTL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 10.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy