(766 S. K. m. 35) (3402 S. K. m. 12, 16)
Dava: Murat Kadıoğlu ile Hazine aralarındaki iptal ve tescil davasının reddine dair Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 28.12.2004 gün ve 12/124 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, satın alma ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 1392 parsele ait sınırlandırmanın kısmen iptaliyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın orta malı mer'a olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 5 hektar 250 m2 yüzölçüme sahip 1392 parselin kadastro tutanağında, kadimden beri Haraççı köyü tüzel kişiliğince buzağılık olarak kullanıldığı, bu gibi yerlerin zilyetlikle edinilmesinin mümkün olamayacağı açıklanarak 766 sayılı Tapulama Kanununun 35.maddesi hükmü uyarınca 9.7.1975 tarihinde sınırlandırılmış, yapılan itiraz komisyonca red edilmek suretiyle 15.12.1980 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı vekili, vekil edeninin dava konusu yeri 15.10.1978 tarihinde önceki zilyetlerinden satın ve devraldığını belirterek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davacı vekili tespitten önceki ve daha sonra süren zilyetliğe dayanılarak sınırlandırmanın iptalini istemiştir. Bu durumda davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığının göz önünde tutulması gerekir. Tespitin kesinleştiği 15.12.1980 tarihinden dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde belirtilen süre geçmiş olup, tespitten önceki sebep bakımından davanın öncelikle bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken taşınmazın niteliği göz önünde tutularak reddedilmiş olup, hüküm redde ilişkin olmakla tespitten önceki sebep bakımından hüküm sonucu itibariyle doğru görülmüştür.
Tespitten sonraki sebebe gelince; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/b ve 4342 sayılı Mer'a Kanunu hükümleri uyarınca bu tür yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün bulunmadığı gibi, özel mülkiyete geçirilemezler. Davacı vekili, dilekçesinde 442 sayılı Köy Kanununda yapılan değişikliklere dayanarak dava konusu taşınmazın mer'a niteliğini yitirdiğini ileri sürmüştür. Bu durumda öncesi itibariyle köy olan ve daha sonra Belediye teşkilatı oluşturulan dava konusu yer yönünden 442 sayılı Köy Kanununda yapılan değişiklikler ile 7.12.2004 tarihinde kabul edilen 5272 sayılı Belediye Kanunu ve 4342 sayılı Mer'a Kanunu hükümleri karşısında uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Mahkemece bu konuda herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. 442 sayılı Kanunda değişiklik yapan Kanunlar ile 5272 sayılı Belediye Kanunu hükümleri uyarınca dava konusu yer hakkında gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Tüm bunlardan ayrı 4342 sayılı Mer'a Kanununda değişiklik yapan 5334 sayılı Kanun hükümlerinin olaya uygulanıp uygulanmayacağının mahkemece tartışılıp değerlendirilmesi, ondan sonra uyuşmazlığın sonuca kavuşturulması gerekmektedir. Eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 23.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy