(4721 S. K. m. 336, 342, 713, 996)
Dava: S. Ş. Şeker'e velayeten A. Şeker ile Hazine ve K. Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının reddine dair Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 07.03.2005 gün ve 511/179 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin K. köyü 218 numaralı parselin maliki olduğunu, dava konusu taşınmazın 218 numaralı parselin kuzeyinde kaldığını, taşınmazı davacıya satan önceki malikin zilyetliğiyle davacının zilyetliğinin 50 yıldan fazla bir süreye ulaştığını, davacının babası Aziz Şeker'in henüz reşit olmayan müvekkili S. Şeker adına bu yeri malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurduğunu açıklayarak dava konusu taşınmazın olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine istinaden davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı K. Belediye Başkanlığı vekili, dava konusu taşınmazda davacının zilyetliğinin bulunmadığını, taşınmazın bulunduğu K. köyünün belde olduktan sonra arazilerin imara açılmasıyla taşınmazın kıymet kazandığını, bu nedenle bu davanın açıldığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, reşit olmayan davacının adına velayeten zilyetlikle mal iktisabının mümkün olmadığı açıklanarak davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmaz fen memuru bilirkişinin krokisinden de anlaşılacağı gibi 218 parsel 1974 parselin kuzeyinde kalan Maşuk köyüyle K. köyü sınırında bulunan 1821,90 m2 yüzölçümünde bir taşınmazdır. Davacının satın aldığı 218 parseli önceki maliki A. Şeker taşınmazı hükmen 26.9.1973 tarihinde iktisap etmiştir. Onun satışıyla O. Subaşı 26.9.1979'da taşınmaza malik olmuş, yine onun satışıyla da 22.11.1990'da taşınmaz S. Şahin'e intikal etmiştir. Davacı önceki maliklerin 218 parselle birlikte dava konusu taşınmaza da zilyet olduğunu iddia ederek bu davayı açmıştır. Davacının 22.11.1990 da başlayan zilyetliği iktisap için yeterli değilse de önceki maliklerin 1973 yılında başlayan zilyetliğinden TMK. m. 996 (MK. m. 909) maddesi hükmü gereği istifade edebilecektir. Dinlenen mahalli bilirkişi ve şahitler önceki maliklerin bu taşınmaz üzerindeki zilyetliğinden söz etmişlerdir. Davacının önceki maliklerin 1973 yılında başlayan eklemeli zilyetliklerinden istifade ederek dava konusu bu taşınmazı olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı süresinin geçmesiyle TMK. m. 713 maddesi gereğince iktisap etmesi mümkündür. Davacı S.'ın 1990 yılında başlayan zilyetliğini babası A. marifetiyle sürdürmesini engelleyecek herhangi bir kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Aksine TMK. nun 352. maddesine göre ana ve baba velayetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdürler. Dava konusu olaya bu çerçevede bakıldığında davacı babanın oğlu S.n'a velayeten onun malları üzerinde zilyetliği sürdürmesi mümkündür. Davanın bu nedenle reddi doğru değildir.
Ancak, TMK. m. 336. maddesine göre evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar. Yine TMK. m. 342. maddesine göre ana ve baba velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocukların yasal temsilcisidirler. TMK. nun bu düzenlemeleri karşısında TMK. nun yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2002 tarihinden sonra 10.05.2002 tarihinde açılan bu dava bakımından davacı Serkan'ın annesinin de açılan bu davaya olurunun alınması gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile eksik incelemeye dayalı, usul ve yasaya aykırı hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 05.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy