(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 18)
Dava: Nazif S. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Kayseri 5.Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 22.03.2005 gün ve 1257/190 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak adına tespit ve tescil edilen 220 parselin devamı olan 226 parselin tapu kaydının iptaliyle adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin zilyetlik yoluyla edinilemeyecek Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davacının dava konusu parseli terk ettiği, kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4123 m2 yüzölçüme sahip dava konusu parselin kadastro tutanağında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve ileride ekonomik yarar sağlaması mümkün ham toprak niteliğinde bulunduğunun muhtar ve bilirkişiler tarafından bildirilmesi üzerine 3402 sayılı Kadastro Kanununun 18.maddesi uyarınca 10.12.2001 tarihinde Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı tespitten önceki zilyetliğe dayanarak istekte bulunmuştur. Yerel bilirkişi ve tanıklar yurtdışında bulunan davacının dava konusu yeri değişik kişilere kiralamak suretiyle tasarrufta bulunduğunu, ziraatçı uzman bilirkişi taşınmazın doğu sınırında bulunan 665 m2 yerin çayırlık ve sazlığın arazinin devamı niteliğinde, geriye kalan bölümünde kültür arazisi olarak tasarruf edilen yerlerden olduğunu bildirmiştir.
Mahkemece, davacı tarafından Milli Emlak Müdürlüğüne verilen 08.09.2004 günlü dilekçede öz malı olan dava konusu yeri 15 yılı aşkın bir süreden beri kullanmadığını, bu nedenle tahakkuk ettirilen ecrimisil miktarının kaldırılması yolundaki açıklamaları gözönünde tutarak davanın reddine karar verilmiştir.
Öncesi tapusuz olan bir yerin zilyetlik yoluyla edinilebilmesi için TMK. nun 713/1.maddesinde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmiş olması gerekir. Yerel bilirkişi ve tanıklar yurtdışında bulunan davacının taşınmazı kiraya vermek suretiyle zilyetliğini sürdürdüğünü bildirmişlerdir. Her ne kadar davacı Milli Emlak Müdürlüğüne verdiği dilekçesinde 15 yılı aşkın bir süreden beri kullanmadığını bildirmiş ise de, taşınmazın öz malı olduğunu bu yer hakkında dava açtığını bildirmesi karşısında bu yeri terk ettiği kabul edilemez. Terkin edinme bakımından sonuç doğurması, mülkiyet hakkına son vermesi için iradi olması gerekir.
Davacının bu yeri terk ettiği dosya içeriğinden anlaşılmamaktadır. Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak sazlık ve bataklık alanların devamı olan bölümün belirlenmesi, bu yer hakkındaki davanın şimdiki gibi reddine, geriye kalan bölüm hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy