(3402 S. K. m. 12, 27) (766 S. K. m. 13)
Dava: Mehmet Cemil Y. ile Meryem K. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Düziçi Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 05.05.2005 gün ve 99/217 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 1551 parselin tapu kaydının iptaliyle vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu 1551 parselin kadastro tutanağının kesinleştiği 17.2.1987 tarihinden, 30.10.2002 dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu parsele ait kadastro tutanağının altına 17.2.1987 tarihinde kesinleştiği şerhi verilmiştir. Gerçekten de bu tarihten dava tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olmaktadır. Bu bilgilere göre davanın yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru ise de, somut olayda durum değişiklik arzetmektedir. Tutanakta, 1551 parselin 11.12.1944 gün ve 325 numaralı tapu kaydıyla Mehmet oğlu Mehmet Kara adına kayıtlı olduğu, ancak bu yer hakkında Bahçe Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.6.1971 gün 176/206 esas ve karar sayılı dosya ile davalı olduğu, dava dosyasının henüz sonuçlanmadığı, 766 sayılı Tapulama Kanununun 13. maddesi gereğince malik hanesinin mahkemece tayin edileceğinden boş bırakılmasına, tapu maliki Mehmet oğlu Mehmet Kara'nın 1977 yılında öldüğü ve mirasçılarının bilinmediği muhtar ve bilirkişiler tarafından bildirilmesi üzerine 26.10.1976 tarihinde tespiti yapılmış, 7.1.1987 tarihinde tutanak altına verilen açıklamada Bahçe 2.Tapulama Mahkemesinden gelen yazı gözönünde tutularak bu parselin dava ile ilgisinin bulunmadığı açıklanarak Mehmet oğlu Mehmet K. adına tespit edilmiş, tutanak 17.2.1987 tarihinde kesinleşmiştir. Tutanağın altına 7.1.1987 tarihinde verilen şerhte sözü edilen dava dosyasının dava konusu yerle ilgili olmayıp başka parsellerle ilgili bulunduğu yapılan keşif ve dosya içeriğiyle belirlenmiştir. Bu nedenle 1987 tarihinde tutanağın malik hanesinin doldurulmak suretiyle sicil oluşturulmuş olması hukuken geçerli bir dayanağı bulunmamaktadır.
Gerçekten de kadastro tutanağında yazılı olduğu üzere dayanak 11.12.1944 tarih ve 325 numaralı tapu kaydının iptali için davacının miras bırakanı Mehmet Y. ve arkadaşlarının, davalı Mehmet K. ve arkadaşları aleyhine açmış olduğu tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda 9.6.1971 gün 176/206 esas ve karar sayılı hükümle tapu kaydının iptaline, kayıt maliki Mehmet K.'nın elatmasının önlenilmesine karar verilmiş, bu hüküm davanın tüm taraflarına tebliğ edilmediği için henüz o tarihte kesinleşmemiştir. Açıklandığı üzere dava konusu parselin tespitinin yapıldığı tarihte Asliye Hukuk Mahkemesine açılmış ve henüz kesinleşmemiş dava bulunmaktadır. Görülmekte olan bir dava kural olarak tespitin kesinleşmesini önler. Az önce de belirtildiği üzere kadastro ekibince Bahçe 2. Tapulama Mahkemesinden gelen cevap gözönünde tutularak dava konusu yerin Tapulama Mahkemesinde davalı olmadığı açıklanmak suretiyle malik hanesinin doldurulmuş olması doğru değildir. Davanın reddine ilişkin önceki hüküm davacı vekilinin temyizi üzerine bu hususlar vurgulanmak suretiyle dava konusu parsel hakkında daha önce dava olup olmadığının araştırılıp belirlenmesi gereğine işaret edilmiş, uyulan bozma ilamı uyarınca yapılan inceleme sonunda dava konusu yerin yukarıda tarih ve sayısı yazılı Asliye Hukuk Mahkemesi hükmüyle iptal edilen tapu kaydının kapsamında kaldığı belirlenmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 27. maddesi hükmüne göre mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan kadastro ile ilgili ve henüz kesinleşmemiş bulunan taşınmaz mala ilişkin davalar tutanağın düzenlenmesiyle Kadastro Mahkemesine devrolunur. Az öncede açıklandığı üzere ekipçe dava gözönünde tutulmaksızın malik hanesinin doldurulması ve tutanağın kesinleştirilmiş olması hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz. Malik hanesi açık bırakılan bir parselin kadastrosu tamamlanmadığı için uyuşmazlığa bakmak kadastro mahkemesine ait olup, mahalli hukuk mahkemelerinin görevi dışında kalır. Bu husus kamu düzeniyle ilgili olup yargılamanın her aşamasında mahkemece de kendiliğinden doğrudan doğruya gözönünde tutulur. Yukarıdan beri yapılan açıklamalar ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 27. maddesindeki düzenleme gözönünde tutularak uyuşmazlık hakkında görevsizlik kararı verilmek suretiyle dava dosyasının görevli Düziçi Kadastro Mahkemesine devrine karar verilmesi gerekirken, bu parsel hakkında Kadastro Mahkemesinde davalı olmadığı hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 06.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy