(4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Ali Er ile Mustafa Çeri aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne dair Adan 3. Sulh Hukuk Hakimliğinden verilen 22.11.2004 gün ve 426/1453 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili 24.03.2003 havale tarihli dava dilekçesiyle davacı ve davalının aynı köyde ikamet ettiklerini ve ev komşusu olduklarını, davalı tarafından ortak sınıra sık aralıklarla okaliptüs (sıtma fidanları) dikildiğini, sözü edilen fidanların büyüdüklerinde vekil edenine ait evin görüş alanı ve güneşini engelleyeceğinden ve ileride telafisi imkansız zararlar doğuracağından, değinilen fidanların sökülerek, zarar vermeyecek bir uzaklığa dikilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 20.05.2003 günlü cevap dilekçesiyle davacı taşınmazına herhangi bir müdahalenin söz konusu olmadığını, sözü edilen fidanların vekil edenine ait taşınmaza dikildiğini, dikilen ağaçların davacıya ait tarlanın batı sınırına isabet ettiğini ve herhangi bir zararın bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 17.12.2003 günlü bilirkişi rapor ve ölçeksiz krokisi dikkate alınarak davanın kabulüne, davalı tarafından sınıra 40-50 santimetre uzaklıkta dikilen okaliptüs ve zeytin ağaçlarının sökülerek müşterek sınırdan en az altı metre içeriye dikilmesine kararı verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava MK. nun 661 ve TMK. nun 737. maddesine dayalı komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve kal isteklerine ilişkindir.
Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: Geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı Kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde, zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince, tüm dosya içeriği ve dava dilekçesindeki anlatımlardan anlaşılacağı üzere; davalı tarafından, müşterek sınıra 40-50 santimetre uzaklıkta dikilen okaliptüs ve zeytin fidanları henüz iki ve üç yaşlarındadır. Henüz fidan olan bu ağaççıkların gölge yaparak davacının sınırdan 18 metre uzakta bulunan evinin güneşini ve görüş alanını engellediğinden söz edilemez. Esasen, davacı dahi değinilen fidanların, ileride, büyüdüklerinde, öngörülen zararlara yol açabileceği ihtimalinden hareketle eldeki davayı açmıştır. Davaya konu fidanların yaşları ve gelişmişlik durumları ile davacı evinin uzaklığı dikkate alındığında dava ve karar tarihinde davacının evinin görüş alanını ve güneşini engellediklerinden söz etmek bilimsel verilere ve hayatın olağan akışına ve komşuluk hukuku ilkelerine aykırılık teşkil eder. Kaldı ki, bu fidanların arazideki konumları, yaşları ve gelişmişlik durumlarına göre dava tarihinde davacının avlusuna gölge yaptıkları ve orada ekili sebze ve meyve fidanlarına zarar verdiklerinden de söz edilemez. Eş anlatımla, yakın ve giderilmesi ve tedbir alınması zorunlu bir tehlike söz konusu değildir. Güneşin doğuşu ve batısına göre izlediği yol dahi dikkate alındığında ve ileriki yıllarda sözü edilen fidanlar büyüdüğünde ancak akşam üzeri gölgesi davacıya ait taşınmaza düşecektir.
Karara esas 17.12.2003 tarihli ziraat mühendisi ve inşaat mühendisi tarafından ortak düzenlenen rapor ve ölçeksiz kroki kapsamına göre, davalı tarafça müşterek sınıra 40-50 santimetre uzaklıkta dikilen iki yaşlarındaki okaliptüs ve üç yaşlarındaki zeytin fidanlarının taçlarının henüz gelişmediği, ancak ileriki yıllarda ve bilhassa okaliptüs ağaçları çok büyük taç oluşturacaklarından komşu davacı arazisine kök ve dalları ile zarar vereceklerini açıklamışlardır. Öyle ise, dava ve keşif tarihinde böyle bir zarardan söz etmek mümkün değildir. İleriki yıllarda, değinilen ağaçlar büyüyüp geliştikleri zaman kökleri ve taçları komşu araziye zarar verdiklerinde TMK. nun 737. ve 740. maddeleri uyarınca dava açmak ve giderici tedbirleri istemek hakkı mevcuttur.
Ayrıca 06.01.2003 tarihli fenni bilirkişi raporuna göre davacı ve davalının işgalindeki yerlerin orman tahdit haritası içerisinde kaldıkları ve arazi kadastrosunda orman niteliğiyle tespit harici bırakıldıkları anlaşılmaktadır. Her ne kadar, bu yerler, köy yerleşim alanı içerisinde ise de, hukuki statüsü ve niteliği itibariyle Devlet ormanıdır. Devlet ormanı olan bir yerin özel mülke konu olması mümkün değildir. Fiili durum nedeniyle zilyetliğin korunmasına yönelik ve iddianın içeriği bakımından komşuluk hukuku kapsamında nitelendirme yapılması bu yerin orman olması sebebiyle zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılamayacağı kuşkusuzdur.
Sonuç: Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle usul ve yasaya aykırı olan yerel mahkeme kararının HUMK. nun 428 maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 10,10 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 18.02.2005 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Taraflar arasındaki ihtilaf davacı ve davalının ortak sınırında davalıya ait taşınmaz yönünde bulunan 2-3 yaşlarında 40 adet okalüptis ağacının yaratacağı zararlar sebebiyle müdahalenin menine ilişkindir.
Mahallinde dinlenen ziraat mühendisi Refik Gökdemir ve inşaat mühendisi Şahin Akgülün birlikte hazırladıkları 17.12.2003 tarihli raporda davacı ve davalıya ait taşınmazın davalı tarafında bulunan tel örgünün 40 cm. uzağında 2 3 yaşlarında 40 adet okalüptis ağacının bulunduğu açıklanmıştır. Bilirkişiler okalüptis ağaçlarının çok büyük taç oluşturarak, kök ve dallar salarak, kök yapısı itibariyle komşu topraktan su ve besin maddelerini alarak gelişen dal ve yapraklarıyla komşu araziyi güneşsiz, rüzgarsız ve görünümsüz bırakarak zarara sebep olacağını açıklamışlardır. Bilirkişilerin belirttikleri bu tehlike ağaçların yaşı ve 40 adet olması itibariyle çok yakın bir tehlike arz etmektedir. Bilirkişiler henüz 2 3 yaşlarında olan ağaçların sökülerek 6m. içeriye dikilmesinin mümkün olduğunu ifade etmişlerdir. Zarar ancak bu şekilde giderilebilecektir. 4721 sayılı TMK. nun 737. maddesine göre herkes taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Yine TMK. nun 740. maddesine göre komşunun arazisine taşarak zarar veren dal ve kökler, bunun istemi üzerine uygun bir süre içerisinde kaldırılmazsa, komşu bu dal ve kökleri kesip kendi mülkiyetine geçirebilir. Bilirkişiler 40 adet okalüptis ağacının yaratacağı zararın vahim olduğunu ileride telafisinin güç olacağını açıklamışlardır. Bu haliyle çok yakın tehlike mevcuttur HUMK. nun 275. maddesi hükmüne göre, çözümü özel ve teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir. Usul ve yasaya uygun bir biçimde alınan ilmi ve teknik bilgileri havi bilirkişi raporuna değer vermek gerekir. Davalının müdahalesinin menine ilişkin yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan ONANMASI gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. 18.02.2005 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy