(4721 S. K. m. 713) (3402 S. K. m. 14, 16)
Dava: Hasan Ali Ç. ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Cihanbeyli Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 31.05.2005 gün ve 96/461 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, miras yoluyla intikal, taksim ve kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak 138 ada 99 parselin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne fenni bilirkişi tarafından düzenlenen 27.04.2005 tarihli krokiye göre B harfi ile gösterilen 7407.74 m2 yüz ölçümündeki taşınmaz bölümüne ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın kabulüne ilişkin verilen ilk hüküm, davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 01.07.2002 gün 4509/5226 esas ve karar sayılı ilamı ile davaya konu 138 ada 99 parselin 40 nolu Toprak Tevzi Komisyonu tarafından mer'a olarak sınırlandırılan 2195 mer'a parseli içerisinde kaldığı, 21.11.1960 tarih 197 nolu Mer'a Norm kararına göre 2195 parselin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunana mer'a nitelikli araziden ayrılarak orta malı mer'a olarak tahsis edildiği, meraların zilyetlik yoluyla kazanılamayacağı açıklanmak suretiyle davanın reddine karar verilmesi yönünde bozulmuştu.
Yerel mahkemenin eski kararda ısrar etmesi ve Hazine temsilcisinin temyizi üzerine bu kez Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2003 gün ve 8-742/775 esas ve karar sayılı ilamıyla uyuşmazlığın mer'a ile ilgili olması nedeni ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılması, tarafların komşu köylerden gösterecekleri yerel bilirkişi ve tanıkların dinlenmesi, taşınmazın belirtme tarihi öncesinde niteliğinin kesin olarak belirlenmesi, zilyetliğin başlangıç tarihi ve sürdürülüş biçiminin sorulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği açıklanmak suretiyle, araştırmaya yönelik bozma sevk edilmiş, yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan inceleme sonunda yukarıda açıklandığı şekilde karar verilmiştir.
Dava TMK. nun 713/1. maddesine dayanan tapu iptali ve tescil davası olup, bu maddeye göre bir yerin tapuya tesciline karar verilebilmesi için, diğer kazanma koşullarının yanında taşınmazın nitelik itibarıyla da kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir.
9347 m2 yüzölçüme sahip 138 ada 99 parsel kadastro tutanağına göre 40 nolu Toprak Tevzi Komisyonu tarafından mer'a olarak sınırlandırılan 2195 parseline isabet ettiği, Kelhasan Köyünün 1992 yılında belediyelik olması ve nazım imar planı içerisinde kalması sebebi ile mer'a vasfının ortadan kalktığı açıklanmak suretiyle arsa niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiştir. Toprak Tevzi Komisyonunun 21.11.1960 tarih 197 sıra numaralı Mer'a Norm Kararına göre, taşınmaz Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan araziden mer'a olarak tahsis edilmiştir. Mahkemece taşınmazın öncesinin kadim mer'a olmadığı, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, tahsis tarihine kadar davacı ve miras bırakanı yararına zilyetlikle kazanma süresi ve koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, toplanan deliller, yapılan keşif ve dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanları karşısında, mahkemenin kabul gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulu bozma kararından sonra 11.04.2005 tarihinde yapılan keşifte dinlenen komşu köyler halkı arasından seçilip dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, 1951 yılından önce davaya konu taşınmaz ve civarının köylülerin hayvan otlatmakta kullandığı boş arazi olduğunu, daha sonra davacının burada ev yaptığını duyduklarını söylemişlerdir. Kadastro tutanağı, komisyon paftası, mer'a norm kararı, yerel bilirkişi ve tanıkların bu beyanları karşısında artık davaya konu taşınmazın kadim mer'adan açıldığının kabulü gerekir. Kadim mer'alar Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan orta malı niteliğinde yerlerden olup, üzerindeki zilyetlik süresi neye ulaşırsa ulaşsın kazanılmaları mümkün değildir. Kaldı ki, davacının zilyetliğinin başlangıç tarihi olan 1951 yılından mer'a tahsis tarihi olan 1960'a kadar da kazanmayı sağlayan 20 yıllık zilyetliği de yoktur.
Tüm bu açıklamalar gözönünde tutularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kısmen kabule karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, 26.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy