(4721 S. K. m. 713)
Dava: Hüsnü Gültekin ile Fatma Doğru, dahili davalı Hüseyin Doğru aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Uzunköprü Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 22.03.2005 gün ve 463/113 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili Avukat Hüsnü Portalçay tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.01.2006 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ve karşı taraftan kimse gelmediği için incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi. Temyiz isteğinin süresi içende olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava konusu 38, 678, 714, 973, 1198, 1325 ve 1326 parsellerin ¼ payının vekil edeni adına, geriye kalan payların davalı Fatma'nın miras bırakanları Ali, Emin ile ölü Hüseyin adına, tapuda kayıtlı bulunduğunu, tapu kayıtlarının intikal görmediğini, 1940 yılından bu yana süre gelen zilyetlik nedeniyle uyuşmazlık konusu payların hukuki değerini yitirdiğini ileri sürerek iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Fatma, davacının kiracı olduğunu, bu nedenle malik sıfatıyla zilyetliğinin geçmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 1942 ve 1955 yıllarında ölen kayıt maliklerinin mirasçı olarak Hüseyin Doğru ve Fatma Bekil'i bıraktığı, adı geçenlerin sağ olduğu, kazanmalarının mümkün olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu parsellerin ¼ payı davacı Hüsnü Gültekin, ¼'er payı davalı Fatma'nın miras bırakanı Ali Doruk ve Emine Doruk, geriye kalan 14 payında davaya dahil edilen Hüseyin Doruk adına 17.7.1981 tarihinde tapulama yolu ile tapuya tescil edilmişlerdir. Kadastro tutanaklarına göre, dava konusu tüm taşınmazlar tutanakların özel sütunlarından tarih ve sayıları yazılı tapu kayıtlarına dayanılarak tespit edildikleri anlaşılmıştır.
Dava, TMK.nun 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK.nun 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, "aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş, ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" denilmiştir.
Dosya arasındaki mirasçılık belgesine göre kayıt maliklerinden Ali Doğru 1942, Emin Doğru'da 1955 yılında ölümü ile mirasçı olarak davalı Fatma ve Hüseyin'i bıraktıkları anlaşılmıştır. Nüfus kayıt örneğine göre davaya dahil edilen kayıt maliki Hüseyin sağ olarak görülmektedir. Ne var ki, davacı vekili adı geçen kişinin de 1960 yılında öldüğünü ileri sürmüştür. Dava dilekçesinde kayıt malikleri adına yazılı bulunan tüm paylara ilişkin kayıtların iptal ve tescilinin istenildiği gözönünde tutularak ölü olduğu ileri sürülen kayıt maliki Hüseyin davaya dahil edilmek suretiyle taraf teşkili sağlamaya çalışmıştır. Ölü kişi aleyhine dava açılamayacağı gibi böyle bir kişinin davaya dahil edilmesi de mümkün değildir. Adı geçen kişinin payına ilişkin kaydın iptali istenildiğine göre ölü veya sağ olup olmadığının tespiti ve buna ilişkin hükmü dosyaya getirmek üzere davacı tarafa süre tanınması, kayıt maliki Hüseyin'in davalı Fatma dışında mirasçısı bulunduğu taktirde paylı mülkiyette davaya dahil edilmek suretiyle taraf teşkilinin mümkün olamayacağı gözönünde tutularak onun payı hakkındaki davanın reddine, şayet Hüseyin davalı Fatma'dan başka hiç mirasçı bırakmamış ise o taktirde açılmış bulunan bu davaya devam edilmek suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Mahkemece, bu husus üzerinde durulmamış olması doğru değildir.
Davacı vekili, tespit öncesi ve sonrası kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Paylı mülkiyette taraflar birbirine karşı üçüncü kişi durumunda bulundukları için koşullarının oluşması halinde bir payın, somut olayda olduğu gibi dava konusu payların kazanılması mümkün olabilir.
Görülmekte olan davada tespit öncesi zilyetlik yönünden 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde yazılı hak düşürücü süre geçmiş bulunmaktadır. Tespit öncesi sebep bakımından davanın reddedilmiş olması sonucu itibariyle doğrudur. Ancak davacı, dava tarihine kadar taşınmazlara zilyet olduğunu ileri sürmüş, tespit tarihinden 19.12.2003 tarihine kadar 20 yıldan fazla süre geçmiş bulunduğuna ve kayıtlar intikal görmediğine göre TMK.nun 713/2. maddesi hükmü karşısında dava konusu payların hukuki değerini yitirdiğinin kabulü gerekir. Kayıt maliklerinin mirasçılarının hayatta olması, TMK.nun 713/1. maddesindeki kazanmayı önlemez. Tüm bu açıklamalar karşısında kayıt maliki Hüseyin'in ölü veya sağ olup olmadığı hususunu belirlemek üzere davacıya süre tanınması, ondan sonra yukarıda belirtilen esaslar çerçevesinde inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 11,20 YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 17.01.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy