(1086 S. K. m. 259, 265)
Dava: S. ile A. ve Tapu Sicil Müdürlüğü aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Çal Sulh Hukuk Hakimliği'nden verilen 14.06.2005 gün ve 178/422 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan A. tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, vekil edeni adına tespit ve tescil edilen 149 ada 16 parselle bir bütün olan yaklaşık 100-130 m2 yerin kadastro çalışmaları sırasında aynı ada 59 parsel içinde davalı A. adına tespit ve tescil edildiğini açıklayarak bu yere ait tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı A., davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne, 149 ada 16 parsel içinde kalan 21.04.2005 günlü krokide Aharfiyle gösterilen 152.79 m2 yerin ifrazı ile aynı ada 59 parselle tevhiden tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı A. tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 149 ada 59 parsel davalı A. adına tapuda kayıtlıdır. Mülkiyetin aktarılmasına ilişkin bu tür uyuşmazlıklarda davanın kayıt malikine karşı açılması yeterli olup ayrıca tapu sicilini tutmakla görevli Tapu Sicil Müdürlüğü'nün de davalı gösterilmesine gerek bulunmamaktadır. Davalı Tapu Sicil Müdürlüğü hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru değildir.
İşin esasına gelince; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi taraf taşınmazları karıştırılarak davacı taşınmazının belli bir bölümünün iptaliyle davalı taşınmazına ilave edilmek suretiyle tesciline karar verilmiş olması doğru değildir. Kadastro tutanaklarına göre taraf taşınmazları tapusuz olup, belgesizden tespit ve tescil edilen yerlerdir. Davacı vekili 16 parselle bir bütün olan taşınmazın bir bölümünün 59 parsel içerisinde tespit edildiğini ileri sürmüştür. Bu durumda uyuşmazlığın yerel bilirkişi ve tanık sözleri, vergi kaydı vs. bir belge varsa ona göre çözüme kavuşturulması gerekir. Keşif yerinde dinlenen yerel bilirkişi ve davacı tanıkları taraf taşınmazları arasındaki ortak sınırın su arkı ve badem ağaçlan olduğunu bildirmiş olmalarına karşın, dava konusu taşınmaz bölümünün hangi tarafta kaldığı hakkında bir açıklamada bulunmamışlardır. Yargılama oturumunda dinlenen davalı tanıkları da dava konusu taşınmazın davalı taşınmazıyla bir bütün olduğunu bildirmişlerdir. HUMK'nun 259. maddesi hükmüne göre taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıklarda yerel bilirkişi ve tanıkların taşınmaz başında dinlenilmeleri, uyuşmazlık konusu taşınmazın hangi tarafın zilyetliğinde bulunduğunu göstermeleri, buna göre meselenin çözümü gerekir.
Davalı tanıklarının yargılama oturumunda dinlenilmiş olmaları kanuna aykırı olduğu gibi taraf tanıklarının beyanları arasındaki aykırılıkta giderilmemiştir. Tüm bunlardan ayrı yerel bilirkişi ve tanık beyanlarında geçen dava konusu yer ve ortak sınırla ilgili bilgilerde teknik bilirkişi tarafından krokisine işaret edilmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar göz önünde tutularak yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK'nun 258. maddesi hükmü uyarınca davetiye ile çağrılarak aynı kanunun 259. maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenilmeleri, dava konusu yerin hangi taraf taşınmazının devamı olduğu ve hangi tarafça zilyet edildiğinin belirlenmesi, beyanları arasındaki aykırılığın aynı kanunun 265. maddesi hükmü uyarınca giderilmesine çalışılması, tanıkların beyanlarında geçen bilgilerin Yargıtay denetimi sırasında izlenebilmesi bakımından fenne uygun krokide işaret ettirilmesi, dava başarıya ulaştığı taktirde taraf taşınmazları karıştırılmadan istek göz önünde tutularak uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir.
Sonuç: Davalı A'nın temyiz itirazları bu bakımlardan yerinde olduğundan kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 11,20.- YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 15.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy