(4721 S. K. m. 713)
Dava: Davacı-karşı davalı Mehmet Tanrıkulu ile davalı-karşı davacı Hazine ve Gökçeören Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Kalecik Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 29.11.2004 gün ve 25/224 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve hudutlarını yazdığı 900 m2 yüzölçümünde tescil dışı arsa vasfındaki taşınmazı müvekkilinin 25 yılı aşkın bir süre zilyetliğinde bulundurduğunu açıklayarak müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, boşluk niteliğinde olup mer'a olarak kullanıldığını, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, 1951 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında tescil harici bırakılan bir yerdir. Bu yerin batısında, kuzeyinde ve güneyinde Gökçeören Köyü halkının ağaç dikerek koruluk haline getirdiği yerlerin bulunduğu keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişinin beyanından anlaşılmaktadır. Dinlenen davacı şahitleri İsmail Denemeç, Şükrü Tamkoç ve Abdullah Saraç beyanlarında; dava konusu taşınmazın hali arazi ve tepe niteliğindeyken köy idare heyetince bu yerin davacıya verildiğini, davacının bu yeri harman yerine dönüştürmek için 5-6 yıl uğraştıktan sonra, birkaç yıl harman döktüğünü, daha sonra şahit İsmail Denemeç'in traktör satın alması üzerine davacının öküzlerini satıp aldıkları traktörle davacının harmanını da şahit İsmail Denemeç'in harmanına döküp kaldırdıklarını, davacının ara sıra ayçiçeği dökmek, biçerdöver çıktıktan sonra ekinlerin saplarını saman yapmak için taşınmazı kullandığını, bazen de tarım aletlerini koyduğunu, fiilen kullanmasa bile zilyetliğini terk etmediğini, biçerdöver geldikten sonra son 15 yıldır bu yeri harman yeri olarak kullanılmadığını ifade etmişlerdir.
Dinlenen davacı şahitlerinin beyanlarında, davacının taşınmazı ...fiilen kullanmadığı... anlaşılmaktadır. Davacının fiilen kullanmadığı taşınmaz üzerinde zilyetliğinin bulunduğunu ifade etmek mümkün değildir. Davacı, tepe nitelikteki taşınmazı 5-6 yıl harman yerine dönüştürmek için çalışmıştır. Bu süre taşınmazın harman yeri niteliğinde kullanıldığı süre olmayıp, harman yerine dönüştürmek için harcanan zamandır. Davacının şahit beyanlarına göre harman yerine dönüştürdüğü yerdeki zilyetliği birkaç yıl sürmüş, bilahare davacı bu zilyetliği terk edip İsmail Denemeç'e ait harman yerine harman dökmek suretiyle harmanını kaldırmıştır. TMK. nun 713/1.maddesine göre; tapuda kayıtlı olmayan bir taşınmazın zilyetlikle iktisap edilebilmesi için, taşınmazın aralıksız olarak 20 yıl süreyle kullanılması ve bu zilyetliğin malik sıfatıyla sürdürülmesi gerekir. Davacının zilyetliği fasılalıdır. Ayrıca, zilyetliğin sürdürülüş biçimi itibariyle ekonomik amaca uygun bir zilyetlik söz konusu değildir. Şahitlerin ifade ettiği biçimde sürdürülen zilyetlik malik sıfatıyla bir zilyetlik değildir. Bu durumda, davanın reddine, davalı Hazinenin TMK. nun 713/6.maddesine uyan tescil isteği hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermek gerekirken, davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile eksik incelemeye dayalı, usul ve yasaya aykırı hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy