8. Hukuk Dairesi 2006/6493 E., 2006/7985 K.
"İçtihat Metni"
Hatice ile Hazine ve Orman İdaresi aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair (Silifke Birinci Asliye Hukuk Hâkimliği)'nden verilen 18.04.2006 gün ve 504/129 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi ve temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı Hatice vekili, dava konusu 2944 parselin vekil edeninin miras bırakanı Ahmet'ten kaldığını, eklemeli zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürerek Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, kesin hüküm bulunduğunu, davalı Orman İdaresi vekili, orman niteliğinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, Orman İdaresi yönünden husumet yokluğundan, davalı Hazine yönünden ise, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemenin kısmen kabule ilişkin verdiği ilk hükmün temyiz itirazı üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonunda verilen ve yerel mahkemece uyulan önceki bozma ilamında da belirtildiği gibi, davacının miras bırakanı Ahmet terekesi adına tereke temsilcisi, aynı parsel için, zilyetlik hukuki nedenine dayanarak Silifke Kadastro Mahkemesine tespite itiraz davası açmıştır. Söz konusu dava, mahkemenin 05.03.1990 gün, 144/136 esas ve karar sayılı hükmü ile reddedilmiş, tereke temsilcisine 16.05.1990 tarihinde tebliğ edilerek 31.05.1990 tarihinde kesinleşmiştir. Kadastro Mahkemesince verilen kararın altına kesinleşme tarihi olarak yanlışlıkla 27.07.1993 tarihi yazılmışsa da, bu yanlışlık kadastro tutanağının kesinleşme tarihini değiştirmez. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süre, olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin gerçekleşmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre, tüm defi ve itirazlardan önce nazara alınır. Bu nedenle, yargılama bitinceye dek taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından kendiliğinden de gözönünde tutulur. Görülmekte olan davanın açıldığı tarih itibarıyla anılan kanun maddesinde belirtilen hak düşürücü süre geçmiştir. Silifke Kadastro Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda belirtilen kararının altına yanlış yazılan kesinleşme tarihi ise Hazine'nin sorumluluğuna gidilmek suretiyle giderilmelidir. Mahkemece verilen ret kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün (ONANMASINA), 19.12.2006 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dava konusu 2944 parsel, 14.02.1981 tarihinde kadastroca Hazine adına tespit edilmiştir. Ahmet miras ortaklığı temsilcisi Mustafa vekilinin Silifke Kadastro Mahkemesinde Hazine aleyhine açtığı tespite itiraz davası sonunda 05.03.1990 gün ve 144/136 esas ve karar sayılı hükümle, 2944 parsel yönünden davanın reddine, tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş, anılan hükmün diğer parseller bakımından kabule ilişkin bölümü Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Bu durumda 2944 parsele ilişkin ret hükmü Ahmet miras ortaklığı temsilcisi tarafından temyiz edilmemekle tebliğ tarihine göre 31.05.1990 tarihinde kesinleşmiş olmaktadır. Ne var ki; 2944 parselin de aralarında bulunduğu birçok parsel hakkında açılan kadastro tespitine itiraz davası sonunda verilen yukarıda tarih ve sayısı açıklanan hükmün altına kesinleşme tarihi 27.07.1993 olarak yazılmıştır. Mahkeme ilamı altındaki kesinleşme şerhi ilamın bir parçasıdır. Davacı, mahkemenin bu ilamına güvenerek 3402 sayılı Kadastro Kanu-nu'nun 12/3. maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü süre içinde 07.10.2002 tarihinde görülmekte olan davayı açmıştır. Kesinleşme tarihinin yargılama sürecine ve ilamın içeriğine göre hesaplanması gerektiğini ve buna göre hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu kabul etmek, mahkeme ilamlarına duyulması gereken güveni sarsar. Mahkeme ilamlarını kadastro tutanakları gibi değerlendirmek mümkün değildir. Kesinleşme şerhine ilişkin yanlışlığın Hazine'nin sorumluluğu açısından değerlendirilmesi gerektiği düşünülebilirse de, öncelikle davacının mülkiyet hakkını kanıtlaması, ondan sonra Hazine'den bu yönde istekte bulunması gerekir. Böyle bir dava açtığı takdirde de hak düşürücü süre nedeniyle bu dava reddedilmiş olduğundan, kesin hüküm itirazıyla karşılaşacak ve hakkını hiçbir şekilde elde edemeyecektir.
Dava konusu 2944 parsel hakkındaki hükmün ilamda yazılı olduğu gibi 27.07.1993 tarihinde kesinleştiği ve davanın hak düşürücü süre içinde açıldığını kabul etmek gerektiği görüşünde olduğumdan, hükmün onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.