(3402 S. K. m. 14, 17) (4721 S. K. m. 713)
Dava: Veli Demirci ile Hazine, DSİ. Genel Müdürlüğü ve Konyaaltı Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Antalya 2. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 31.07.2007 gün ve 177/211 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi Hazine vekili, DSİ Genel Müdürlüğü vekili ve Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, miras yoluyla intikal, imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak kadastroca tespit dışı bırakılan dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı taşınmazın vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekili, tescil konusu taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılamayacak Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekili ise tescil konusu taşınmazın idareye ait tesislerin içerisinde kaldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, bozma ilamından sonra Belediye Başkanlığından alınan karşılık yazısındaki bilgilere dayanarak tescil konusu taşınmazın imar planı dışında kaldığı görüşünden hareketle yeniden davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili, Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekili ve DSİ Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastroca tespit dışı bırakılan taşınmazın TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükümleri uyarınca tescili isteğine ilişkindir. Dosya arasındaki bilgilere göre dava konusu yer 1956 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle tespit dışı bırakılmıştır. Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamalarına göre orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen böyle bir yerin genel hükümlere göre kazanılabilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. ve 17. maddesinde yazılı koşullar altında imar-ihya edilerek kültür arazisi haline getirilmiş olması ve imar planı içerisinde yer almamış olması gerekir. Toplanan deliller ve dosya içeriğine göre dava konusu taşınmazın para ve emek sarfedilmek suretiyle ihya edilerek kültür arazisi haline getirildiği belirlenmiştir. Esasen bu hususta herhangi bir uyuşmazlıkta bulunmamaktadır. Ancak bir yerin ihya yoluyla kazanılabilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca il, ilçe ve kasabaların imar planı kapsamında bulunmaması gerekir. Kanun koyucu imar planı kapsamında kalan bir yerin ihya yoluyla kazanılmasına izin vermemiştir. Ancak, ihya koşullarının oluşması, eş bir anlatımla ihya olgusunun tamamlanmasından itibaren 20 yıldan fazla süreyle koşullarına uygun olarak tasarruf edildikten sonra imar planı içerisine alınmış olması, kazanılmış bulunan mülkiyet hakkını önlemez. Bozmadan önce bu yön üzerinde durulmuş, dava konusu taşınmazın kuzeyinde bulunan tespit dışı bırakılan taşınmazın tescili yönünden açılan dava nedeniyle yapılan inceleme sırasında taşınmazın 1983 yılında Nazım İmar Planı içerisine alındığının bildirilmiş olması bu dava yönünden de geçerli kabul edilmiş, ihya olgusunun tamamlandığı 1965 yılından Nazım İmar Planı içerisine alınma tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin geçmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gereğine işaret edilmiştir. Dosyanın mahkemesine geri çevrilmesi üzerine Belediye Başkanlığına yazılan tezkereye verilen cevapta taşınmazın imar planı dışında kaldığı bildirilmiştir.
Mahkemece, son defa alınan bu cevaba değer verilmek suretiyle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Az önce de açıklandığı üzere taşınmazın bitişiğinde ve kuzeyinde bulunan yer bakımından yapılan araştırmada taşınmazın imar planı içerisine alındığı bildirilmiştir. Oysa ki bu dava nedeniyle verilen cevapta da imar planı dışında olduğu açıklanmıştır. Bu farklılık nedeniyle taşınmazın imar planı içerisinde kalıp kalmadığı hususunda duraksama hasıl olmuştur. Bu tür durumlarda yöreye ait imar planının getirtilip yerel ve teknik bilirkişiler aracılığıyla yerlerine uygulanması, taşınmazın imar planı içerisinde kalıp kalmadığının, imar planı içerisinde kalan bir yer ise hangi tarihte imar planı içerisine alındığının kesin olarak belirlenmesi, uzman bilirkişilerden temyiz incelemesi sırasında Yargıtay'ca denetlenebilecek raporların alınıp dosya arasına konulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Kadastro Kanununun 17. maddesinin son fıkrası hükmü bakımından yukarıda yapılan açıklamalar karşısında mahkemece yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir.
Sonuç: Davalı Hazine, DSİ Genel Müdürlüğü ve Konyaaltı Belediye Başkanlığı vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 14,00 YTL peşin harcın istek halinde temyiz eden Konyaaltı Belediye Başkanlığına iadesine, 10.04.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy