(3402 S. K. m. 19) (4070 S. K. m. 8, 11) (4721 S. K. m. 1023)
Dava: Ali ile Mehmet ve Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasında 268 parsel yönünden davanın tefrikine, 267 parsel yönünden ise davanın reddine dair Gaziantep 1. Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 07.02.2008 gün ve 13/40 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15.07.2008 günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat C.Ş. ve karşı taraftan davalı Hazine vekili Avukat G.T., davalı Mehmet vekili Avukat C.Ç. ve Avukat M.Ö. geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, nitelik kaybı sebebiyle orman dışına çıkarılan ve Hazine adına tescil edilen 267 ve 268 parsellerin beyanlar hanesine vekil edeninin zilyet bulunduğunun şerh verildiğini; her iki parselin birbirini izleyen satış ve devirlerle davalıya geçtiğini; satışa ilişkin ihale işleminin İdare Mahkemesi'nce iptal edildiğini açıklayarak dava konusu parsellerin Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Mehmet vekili, vekil edeninin tapu kütüğündeki kayda güvenerek dava konusu parselleri satın aldığını, 4070 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca Büyükşehir Belediyesi'nin mücavir alanı içinde kalan taşınmazların satılamayacağını, davaya katılan Hazine vekili satışa ilişkin ihale işlemi idari yargı yerince iptal edilmiş ise de, üçüncü kişiye satılmış olması nedeniyle ifa olanağının bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, 268 parsel hakkındaki davanın tefrikine, başka esas üzerinde yargılamanın yürütülmesine, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi mücavir alanı içinde kalan 267 parselin satışının 4070 Sayılı Kanunun 11/c maddesi uyarınca yasaklandığı, davalının kötü niyetinin kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın bu parsel yönünden reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 267 parsele ait kadastro tutanağında; senetsizden 11.10.1972 tarihinde Ali ve davada taraf durumunu almayan arkadaşları adına tespit edilmiş, Hazine ve başkaca kimselerin süresinde Gaziantep Kadastro Mahkemesi'ne açtıkları tespite itiraz davası sonunda 15.04.1998 tarih, 1997/20 Esas, 1998/71 Karar sayılı hükümle dava konusu parselin dayanak tapu kayıtları kapsamında kalmadığı ve ekonomik amaca uygun zilyetliklerinin bulunmadığı gerekçesiyle tespitin iptaline, Hazine adına tesciline, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde üzerindeki bağlar Şakir oğlu Bekir mirasçıları, Memik oğlu Ali, Hüseyin oğlu Nazir mirasçıları ve Halil oğlu Kadir'e aittir şerhi verilmiş, 22.06.1990 tarihinde kesinleşmekle tapuya tescil edilmiştir. Tapu kaydına göre dava konusu 267 parsel 17.09.2001 tarihinde satış yoluyla Ramazan'a, onun da 19.06.2002 tarihinde satışı ile Ertuğrul'a ve son olarak da 26.12.2002 tarihindeki satış ve devirle davalı Mehmet adına tescil edildiği açıklanmıştır.
Davacı vekili, ilk alıcıya yapılan satışın idari yargı yerince iptal edildiğini ileri sürmüş, dosya arasındaki Gaziantep İdare Mahkemesi'nin karar örneğine göre davacı Ali vekilinin 267 ve 268 parsellerin satışına ilişkin ihalenin iptali için açmış olduğu dava olumlu sonuçlanmış, 31.10.2002 gün 360/1771 Esas ve Karar sayılı kararla ihalenin iptaline karar verilmiştir.
Davacı vekili, tüm bu aşamalardan sonra vekil edeni lehine kütüğün beyanlar hanesindeki şerhe dayanarak davalı adına yazılı tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca kütüğün beyanlar hanesine yazılan şerh, sahibi lehine kişisel hak doğurur. Hazine'ce karşılığı ödenmedikçe kişisel hakkın ihlal edilmemesi gerekir. Bundan ayrı Hazine'ye ait malların satışına ilişkin 4070 sayılı Hazine'ye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkındaki Kanunun değişik 8. maddesi, kullananlar lehine Öncelikli Alım Hakkına yer vermiştir. Başka bir anlatımla anılan hüküm karşısında, kütüğün beyanlar hanesinde şerh edilen kişi veya kişilerin bu yerleri öncelikli alım hakkı mevcuttur. Hazine'ce davacı ve arkadaşlarının öncelikli alım hakkı gözetilmeden dava konusu parselin başka kişiye satılmış olması anılan yasa hükümlerine aykırıdır. Dosya arasındaki İdare Mahkemesi kararında bu husus açıkça belirtilmemiş ise de, bu gerekçe ile idari işlemin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır. Kural olarak tapu iptali ve tescil davasının açılabilmesi için kişinin dava konusu taşınmaz üzerinde doğmuş bir hakkının bulunması gerekir. Davacının mülkiyet hakkı doğmamış ise de, öncelikli satın alma hakkından ötürü böyle bir davayı açması ve satışın temeli olan idari işlemin iptal edilmesi sonucu dava konusu parselin önceki maliki Hazine adına tapuya tescil ettirmesinde hukuki yararı vardır.
Mahkemece benimsenen satış yasağına ilişkin gerekçeye gelince; gerçekten de 4070 Sayılı Kanunun 11/c maddesinde belediye imar planları ile büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerin belediye ve mücavir alanları içerisinde bulunan taşınmazların satışı yasaklanmış olmasına rağmen idarece bu yasak gözden kaçırılarak dava konusu taşınmaz 17.09.2001 tarihinde ihaleye çıkarılmak suretiyle satışı yapılmıştır. Anılan hüküm karşısında böyle bir yerin gerek beyanlar hanesinde ismi geçen davacıya, gerekse başka bir kişiye satışının yapılmaması gerekir idi. Bu yön göz önünde tutularak satışa ilişkin işlem iptal edildiğine göre beyanlar hanesindeki şerh nedeniyle davacının tapu kaydının eski hale getirilmesini istemesinde, Hazine adına tescilini sağlamasında hukuki yararı vardır. Anılan yasa hükmünün değiştirilmesi, satışına olanak tanınması halinde davacının öncelikli satın alma hakkı doğacaktır. Tüm bu nedenlerle mahkemenin bu yöne ilişen gerekçesine katılmak mümkün değildir.
Davalı Mehmet'in tapudaki kayda dayanarak iyi niyetinin korunup korunamayacağı sorunu mahkemece gereği gibi değerlendirilmemiştir. Gerçekten de TMK'nun 1023. maddesi hükmüne göre tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak iktisap eden kimsenin bu iktisabı korunur. Kural olarak kazanımda bulunan kişi iyi niyetli sayılır. Kötü niyetinin karşı tarafça kanıtlanması gerekir. Davacının görülmekte olan davada ayni bir hakkı olmamakla birlikte öncelikli alım hakkı olması nedeniyle karşı tarafın ediniminde kötü niyetli olduğunu ispat etmeye hakkı vardır. Dava konusu parselin satışına ilişkin ihale işleminin idari yargı yerince iptal edilmiş olmasına rağmen, tapu kütüğüne dayanarak edinimde bulunan kişinin bu ediniminin korunup korunamayacağının tartışılıp değerlendirilmesi, ondan sonra bu yön göz önünde tutularak davacı, gösterdiği takdirde davalının da tüm delillerinin toplanması, dava konusu parselin birbirini izleyen satış ve devirler, satış parasının miktarı, tarafların yakınlık derecesinin gözetilmesi, tüm deliller eksiksiz bir şekilde toplanıp birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıdan beri izah edilen sebep ve gerekçeler karşısında yerinde görüldüğünden kabulüyle, 267 parsele ilişkin hüküm bölümünün BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 550.YTL avukatlık ücretinin davalı Mehmet'ten alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, 14,00.YTL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 15.07.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy