(3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 258, 259, 265) (4721 S. K. m. 713)
Dava ve Karar: C. Ş. ile O. K. ve müşterekleri aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne dair Şemdinli Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 03.07.2008 gün ve 138/72 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.04.2009 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar O. K. ve müşterekleri vekili Avukat M. E. geldi. Karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı C. Ş. vekili, vekil edeninin babası adına vergi kayıtları bulunan üç parça tapusuz taşınmaza 20 yıldan beri tütün ekmek, ağaçların meyvelerini toplamak ve sahiplenmek arzusuyla tecavüzde bulunan davalıların elatmalarının önlenmelerine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar O. K. ve arkadaşları vekili, taşınmazların 20 yıldan beri vekil edenlerinin tasarruf ve zilyetliğinde bulunduğunu ve davalılar lehine 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesindeki kazanma koşullarının gerçekleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, üç parça tapusuz taşınmazın davacıya babasından kaldığı, davalılara kiraya verildiği, kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle aralarında uyuşmazlık çıktığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekili israfından temyiz edilmiştir.
Şemdinli Tapu Sicil Müdürlüğü'nün 20.2.2008 tarihli karşılık yazısına göre, dava konusu taşınmazlar tapuda kayıtlı değildir. Davacı tanıkları, taşınmazların davacıya ait olduğunu, kira anlaşması uyarınca davalıların kullandığını, kira bedelinin ödenmemesi üzerine uyuşmazlığın çıktığını açıklamışlar, davalı tanıkları ise 40 yılı aşkın süreden beri davalıların ve babalarının zilyetliğinde olduğunu, davacının zilyetliğini görmediklerini bildirmişlerdir. Mahkemece, davacı tanıklarının ifadelerine üstünlük tanınarak yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de ifadeler arasındaki aykırılık giderilmediği gibi davacı tanıklarının üstün tutulma nedeni karar gerekçesinde gösterilmemiştir. Diğer yandan, keşif tutanağına, tanık ifadelerindeki yazım imla kurallarına ve noktalama işaretlerine göre, bir tanığın ifadesinin bilgisayar yoluyla kopyalanarak diğer tanık kimliklerinin altına yapıştırılarak bu yolla çoğaltıldığı anlaşılmıştır. Bu şekilde alınan ifade ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü mümkün olmadığı gibi usul hükümlerine de aykırıdır.
Mahkemece, yeniden taşınmazların bulunduğu yerde keşif yapılarak yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının HUMK. nun 258. maddesi hükmü uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılmaları, aynı Kanunun 259. maddesi hükmü uyarınca her bir taşınmazın başında yapılacak keşifte dinlenilerek, taşınmazın öncesinin ne ve kime ait olduğunun, kimler tarafından ne şekilde ve sıfatla kullanıldığının, uyuşmazlık konusu olan bu yerlerin halen kimler tarafından zilyet ve tasarruf edildiğinin, üstün kullanma hakkının kimde bulunduğunun, davacı tarafından kira sözleşmesiyle davalılara kullandırılıp kullandırılmadığının, davalılar lehine TMK. nun 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesindeki kazanma koşullarının oluşup oluşmadığının kendilerinden sorulup belirlenmesi, beyanları arasında aykırılık çıktığı takdirde aynı Kanunun 265. maddesi hükmü göz önünde tutularak çelişkinin giderilmesine çalışılması, bir tarafın tanıklarının ifadelerine üstünlük tanınması durumunda bunun nedenlerinin Yargıtay'ın denetimine açık şekilde gerekçede belirtilmesi, davalı tanıkları R. K. ve S. G. ile davacı arasında adam öldürmek suçundan husumetin bulunup bulunmadığının araştırılması, vergi kayıt mükellefleri ile davacı arasında akdi ya da irsi bağın bulunup bulunmadığı üzerinde durulması, bundan sonra iddia ve savunma çerçevesinde tüm deliller birlikte değerlendirilerek uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekirken eksik araştırma ve incelemeye dayanarak yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve kanuna aykırı olan mahkeme hükmünün HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 625 TL. Avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında Avukat marifetiyle temsil olunan davalılara verilmesine ve 60,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 14.04.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy