(AİHS. m. 6) (2709 S. K. m. 90) (1086 S. K. m. 434, 465) (YHGK. 27.01.2010 T. 2010/19-49 E. 2010/10 K.) (ÜLGER - TÜRKİYE DAVASI)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili 2.11.2007 tarihli dava dilekçesiyle; kadastro çalışmalarında 149 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kardeş olan davacıların babası H., davalının babası H. ve tarafların ortak amcaları D. tarafından 1968 yılında eşit olarak satın alındığını, D.'un bekar ve çocuksuz olarak 1986 tarihinde vefat etmesi üzerine geriye mirasçı olarak davacı ve davalıların kaldığını açıklayarak davalı adına olan payların iptaliyle D.'dan gelen 1/3 payın D. mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı M. P. vekili 10.3.2008 tarihli dilekçesinde D. P.'ın taşınmazdaki 1/3 payını almış olduğu kredi borcunu kapatması karşılığında davalının murisi H.P.'a sattığını belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından fakir olması sebebiyle harcın davalı tarafından ödenmeyeceği bildirilerek adli yardımdan yararlandırılması talebiyle temyiz edilmiştir.
Mahkemece, eksik kalan karar ve ilam harcıyla temyiz harcının yatırılmadığı, karardan sonra adli yardım talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle temyiz talebinin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı vekili harç ve giderleri yatıramayacağı gerekçesiyle temyiz aşamasında adli yardım talebinde bulunmuştur. H.U.M.K.465 inci maddesinde kendisiyle ailesini maişetçe ehemmiyetli zarurete düşürmeksizin masrafı lazimeyi kısmen veya tamamen ifadan aciz olan kimselerle müessesatıhayriye iddia ve müdafaalarında veya icraya ve ihtiyati tedbirlere müracaatlarında haklı olduklarına dair delil gösterirlerse müzahereti adliyeye nail olabilirler şeklinde düzenlemeye yer verilmiş, takip eden maddelerde adli yardımlara dair esaslar ele alınmıştır. Yasada adli yardım talebinin yargılamanın hangi aşamasında yapılacağı hususunda açıklık bulunmamaktadır. Bu halde adli yardım talebinin temyiz aşamasında da ileri sürülmesinde hukuken bir engel bulunmamaktadır. Yargıtay H.G.K. konuyla ilgili kararında, adli yardım talebinin kanun yollarına başvuru aşamasında yapılabileceğini kabul etmiş, ilk derece mahkemesinin bu yönde delilleri değerlendirerek usuli işlemleri tamamlaması gerektiğini hükme bağlamıştır (Yargıtay H.G.K. 27.1.2010 gün ve 2010/19-49 E.2010/10 K.).
Öte yandan Harçlar Kanununda 6009 Sayılı Kanun ile 23.7.2010 tarihinde değişiklik yapılmış olup anılan Kanunun 28 inci maddesine göre bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel oluşturmamaktadır. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir kararında, başvurucuyu harç ödemekle yükümlü tutmanın kendisine aşırı bir yük getirmesi halinde, mahkemeye başvuru hakkının özünün zedelendiği kabul edilmiştir (AİHM, 26.6.2007 tarih başvuru no: 25321/02, Ülger Türkiye, AİHS m. 6, 1982 tarihli T.C. Anayasası m. 90).
O halde yerel mahkemece adli yardım talebi yönünden işin esasına girilerek adli yardım talebinin yasal şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, şartların varlığı halinde davalının bu kurumdan yararlandırılması, adli yardım talebi şartlarının bulunmadığının tespiti halinde ise, usulünce temyiz harç ve giderlerinin yatırılması (H.U.M.K. m. 434 /son fıkra) için süre verilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu adli yardım ve temyiz talebinin reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulüyle yerel mahkeme hükmünün açıklanan sebeplerle ve H.U.M.K.nun 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 16.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy