(4721 S. K. m. 701, 702, 713) (3402 S. K. m. 14) (1086 S. K. m. 258, 259, 265)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacılar H. ve M. S. T. 8.3.2010 tarihli dilekçelerinde; 104 ada 657 ve 659 Sayılı parsellerin ezelden beri tasarruflarında bulunduğunu, yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit ve tescil edildiklerini, dedelerinden kalma yer olup, zilyetlik süresinin 100 yılı bulduğunu açıklamışlar ve anılan parsellerin tapu kayıtlarının iptaliyle adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine temsilcisi davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle temyiz edilmiştir.
Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik, muristen intikal ve eklemeli zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak T.M.K.nun 713/1 ve 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına dair tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece; yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmişse de; dava koşulu üzerinde durulmadığı gibi yapılan araştırma ve inceleme de hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacılar dava dilekçesinde, davaya konu taşınmazların dedelerinden kaldığını bildirmişler, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar ise davaya konu parsellerin 100 yıldan beri davacıların dedeleri Ş. T. ve K. T. tarafından kullanıldığını, daha sonra babaları S. T. ve A. T. tarafından tasarruf edildiklerini açıklamışlar, intikal biçimi konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır. İptal ve tescili istenen parseller davacıların dedelerinden babalarına kaldığına göre dedeleri Ş. ve K. T.nin terekesi T.M.K.nun 701 ve 702. maddeleri gereğince elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin payı taşınmazın tamamı üzerinde söz konusudur. T.M.K.nun 702. maddesi uyarınca tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Dava da tasarrufi bir işlem olup, üçüncü kişi durumunda bulunan Hazineye karşı açılmış bulunduğuna göre tüm mirasçıların birlikte davayı açmaları zorunludur. Bu ilke uyarınca mirasçılardan birinin veya birkaçının elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlar için tek başına üçüncü kişilere karşı dava açma hukuki ehliyetleri bulunmamaktadır.
Bu bakımdan yapılacak inceleme sonucu davaya konu taşınmazlar satış, bağış veya terekenin paylaşımı sonucu davacılara kalmış veya yalnızca davacılar mirasçı ise, davanın bulunduğu bu şekliyle yürütülmesi ve aşağıda belirtilecek eksikliklerin yerine getirilmesi gerekir. Şayet davaya konu parseller satış, bağış ya da paylaşım yoluyla davacılara kalmamış ve davacılar dışında başka mirasçılar da var ise, davacıların tek başına üçüncü kişilere karşı terekeye dahil bir taşınmaz için dava açamayacakları gözetilerek dava koşulu yönünden davanın reddine karar verilmesi düşünülmelidir. Bu sebeple öncelikle dedeleri Ş. ve K. T.ye ait mirasçılık belgelerinin alınıp dosyaya sunulması için taraflara süre ve imkan tanınması, duruma göre dava koşulunun yerine getirilmesi ve ondan sonra davanın yürütülmesi gerekmektedir.
Bundan ayrı, davaya konu 104 ada 657 ve 659 Sayılı parseller, 10.10.2009 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında belgesizden ham toprak niteliğiyle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve tarım alanına dönüştürülmesi ve ekonomik yarar sağlanması mümkün yerlerden olduğu gerekçesiyle Hazine adına tespit ve tescil edildikleri saptanmıştır. Kadastro tutanakları 29.12.2010 tarihinde kesinleşmiş olup, Hazine adına tapu kayıtları oluşmuştur. Uzman bilirkişi ziraat mühendisinin raporuna göre; taşınmazın sulanan yerlerden olduğu ve sulu tarım arazisi niteliğinde bulunduğu belirlenmiştir. Ne var ki, davaya konu yerler Hazine adına ham toprak niteliğiyle tespit edilmiş bulunduklarından taşınmazın gerçek niteliğinin saptanabilmesi için 657 ve 659 Sayılı parsellere komşu 104 ada 3, 656, 660, 661, 662, 663 ve 658 Sayılı parsellere ait kadastro tutanakları ve ekleriyle kadastro sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtları bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulması, yapılacak keşifte komşu kayıt ve belgelerin teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla zemine uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların H.U.M.K.nun 258. maddesi uyarınca davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmazlara dair bulunması sebebiyle aynı Kanunun 259. maddesi uyarınca yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde dinlenmeleri, beyanlar arasındaki aykırılığın H.U.M.K.nun 265. maddesi gereğince giderilmesi, komşu kayıt ve belgelerin taşınmaz yönünü ne gösterdiği üzerinde durulması, teknik bilirkişiye kroki üzerinde işaret ettirilmesinin sağlanması, taşınmazların gerçek niteliğinin hiç bir duraksamaya yol açmadan belirlenmesi, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince davacılar dışında miras bırakan Ş. ve K.in veraset belgesinde yer alacak tüm mirasçıları bakımından miktar araştırmasının yapılması, belgesizden taşınmaz edinip edinmediklerinin Kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüğüyle zilyetliğe dayalı tescil davası açıp açmadıklarının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulması, belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ve ekleriyle tapu kayıtlarının Tapu Sicil Müdürlüğünden, zilyetliğe dayalı tescil davalarına dair dosyaların ise, ait oldukları mahkemelerden getirtilerek sulu arazi bakımından miktar sınırlamaları yönünden göz önünde tutulmalıdır.
Bundan başka, dosya arasında bulunan ve Şemdinli Tapu Sicil Müdürlüğünün 29.4.2010 tarih 221 Sayılı yazıları ekinde gönderilen listede yer alan H. T.ye ait tapuda kayıtlı bulunan taşınmazlara dair kadastro tutanakları ve eklerinin Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, dava dilekçesinde davacı H. (H.) T.nin baba isminin S., tapu kayıtlarında ise, H. yazılı olduğu gözetilerek hangisinin doğru olduğu hususunda davacı H.den sorulması ve mahkemece bu konu üzerinde durulması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulüyle yerel mahkeme hükmünün açıklanan sebeplerle ve H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy