MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
... ile Hazine ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Çaldıran Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 28.10.2009 gün ve 54/119 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, yirmi yılı aşkın süreden beri tasarrufu altında bulunan taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit ve tescil edilen dava konusu 114 ada 16 parsel içinde kalan ve sınırları dava dilekçesinde yazılı bulunan taşınmaz bölümüne ait Hazine üzerindeki tapu kaydının iptal edilerek adına tapuya tescil edilmesini istemiştir.
Davalılar Hazine ve Köy Muhtarlığı temsilcisi ise; yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, Davanın kanıtlanamadığından bahisle reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir
Dosya arasında bulunan kadastro tutanağı ve ekleri ile tapu kayıt örneğine göre uyuşmazlık konusu 114 ada 16 parsel, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu açıklanmak suretiyle 8.7.1997 tarihinde “ham toprak” niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiş olup, 13.7.1998 tarihinde aynı nitelik ve miktar üzerinden hükmen Hazine adına tescil edilmiştir. Davacı tarafından bu parsele yönelik olarak 14.6.2006 tarihinde, aynı nedenle, açılan ve Çaldıran Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/249 esasına kayıtlanan dava, 11.5.2009 tarihinde açılmamış sayılma ile sonuçlanmıştır. Davacı 25.5.2009 tarihinde görülmekte olan bu davayı açmıştır.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesi hükmüne göre; tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. İncelenmekte olan bu dava ise, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmasından sonra 25.5.2009 tarihinde açılmıştır. Anılan maddedeki 10 yıllık hak düşürücü süre olumsuz dava koşulu olup, tüm def’i ve itirazlardan önce nazara alınır. Anılan maddedeki 10 yıllık süre hak düşürücü nitelikte olup, olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin gerçekleşmesi, işin esasının incelenmesini önler. Bu nedenle; yargılama bitinceye dek hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından kendiliğinden de gözönünde tutulur. Tutanağın kesinleşmesinden sonra genel mahkemelerde açılan hiç bir dava tutanağın kesinleşmesini etkileyemeyeceğinden, 10 yıllık hak düşümü süresini de kesmez. Dolayısıyla, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken olumsuz dava koşulu olan bu yönün göz ardı edilmesi sonucunda işin esasına girilerek değişik gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de, hüküm redde ilişkin olup sonucu itibariyle doğru olmaktadır.
Davacının tüm temyiz itirazlarının açıklanan nedenle yerinde olmadığından reddi ile sonucu itibariyle doğru bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 18,40 TL onama harcın peşin harçtan mahsubu ile artan 595,70 TL'nin istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 09.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy