MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın önlenmesi
... ile ... aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne dair ...Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 23.03.2011 gün ve 64/462 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 217 parsel sayılı taşınmazın 25 yılı aşkın süreden beri vekil edeninin zilyetliğinde olan bir bölümüne 2008 yılının Kasım ayında davalının ekin ekmek suretiyle haksız yere tecavüz ettiğini ileri sürerek zilyetliğinin korunmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı dava konusu taşınmaz bölümünün öncesinin ortak miras bırakan babalarına ait olduğunu, sağlığında kendisine verdiğini, davacının hakkının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ile davalı tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Mahkemece davanın reddine dair verilen ilk hükmün, temyizi üzerine Dairemizin 04.11.2010 gün, 2010/2104-5329 Esas ve Karar sayılı ilamında “… Taraflar arasındaki uyuşmazlık, TMK.nun 981-987.maddeleri gereğince açılan zilyetliğin korunması isteğine ilişkin olup, davacının üstün zilyetliğinin varlığının kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddi doğru olmamıştır.” denilmek suretiyle kesin bozma sevk edilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki, kararın hüküm fıkrası anlaşılır olmadığı gibi infaz kabiliyeti de bulunmamaktadır. Hüküm fıkrasının 1.bendinde aynen “Davanın Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda kabulüne” denilmiş, kabulüne karar verilen davanın ve davaya konu taşınmaz bölümünün ne olduğu hususunda belirleme yapılmamıştır. TC Anayasasının 141/III.maddesinde; mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılmasının gerektiği açıklanmış, HMK.nun 297.maddesinin 2.bendinde, “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” denilmiştir. Şu halde, mahkemece kurulan hüküm fıkrası az yukarıda açıklanan Kanun maddesine aykırı olup, mevcut haliyle infazı mümkün bulunmamaktadır.
Davacı vekili ile davalının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile sair hususlar incelenmeksizin 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 37,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine
19.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy