MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 17.04.2012 gün ve 31/116 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, satın alma ve 20 yıldan fazla süre ile eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak kadastro çalışmaları sırasında davalı adına yazılan 186 ada 25 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazın evveliyatının tapuda kayıtlı bulunduğunu, kayıt maliklerinden miras yoluyla taksim sonucu kendisine intikal ettiğini, davacı ile ilgisinin bulunmadığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm; davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 186 ada 25 parsel sayılı taşınmaz, kadastro çalışmaları sırasında miras yoluyla intikal, taksim ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetliğin bulunduğu açıklanmak suretiyle senetsizden, tarla niteliğiyle 459,49 m2 yüzölçümlü olarak 13.07.2007 tarihinde davalı ... adına tespit edilmiş, 11.09.2007 tarihinde kesinleşen tutanağa istinaden tapu kaydı oluşmuştur.
Dava, TMK'nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, dava konusu taşınmazı annesi ...’in 14.06.1963 tarihli senetle satın ve devraldığını, 2100 m2 olarak satın alınan bu yerin bir bölümünün 1978 yılında kamulaştırıldığını, bir bölümünün ise,... Çayı suları altında kaldığı için kullanılamaz hale geldiğini, diğer bölümün ise, fındıklık olarak satın alındığı tarihten beri kullanıldığını, 1996 yılında da bu bölümün annesi ... tarafından kendisine devredildiğini, zilyetliğinin eklemeli olarak kadastro tespit tarihine dek 20 yıldan fazla süre ile devam ettiğini ileri sürerek talepte bulunmuş, davalı ise belirtilen yerin, tapunun cilt 121, sayfa 40'da miras bırakanı ... adına kayıtlı olduğunu, ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğini, mirasçılar arasındaki taksim ve ardından yapılan satışlar sonucunda mirasçılardan anneannesi ...’na (...) geçtiğini, 1958 yılına dek onun kullandığını, ölümü üzerine kendisinin zilyet olduğunu, 1966 yılına kadar kullanıp o yıl ...’a taşındığını, o tarihten sonra ilgilenemediğini, daha sonraki yıllarda istimlak çalışmaları yapıldığını, parasını davacının annesinin aldığını, dava konusu taşınmazın davacı ile ilgisinin bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece, tanık beyanlarının çelişkili olup, davayı ispata yeterli bulunmadığı, dayanılan 14.06.1963 tarihli senedin dava konusu taşınmazı kapsamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı satın alma ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetliğe, davalı ise tapu kaydı, miras yoluyla intikale dayanmıştır. Yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve davacı tanıkları, dava konusu taşınmazın davacının annesi ...’in 60 yıl süre ile zilyetliğinde bulunduğunu, ölmeden evvel davacı oğluna devrettiğini davacının da malik sıfatıyla zilyetliği devam ettirdiğini, davalının ilgisinin bulunmadığını, davalı tanıkları ise, taşınmazın ...’e ait olduğunu, davalının annesi ...’nin ...’in kızı olduğunu, davacının annesi ile davalının anneannesinin isimlerinin ... olduğunu aynı kişiler olmadığını, davalıya annesi ...’den kaldığını, ...’ye de annesi ...’den intikal ettiğini bildirmişlerdir. Tanıkların beyanları, taşınmazın davacı ya da davalı tarafa aidiyeti bakımından çelişkili olup, mahkemece bu çelişki giderilmemiştir. Davacı, dava konusu taşınmazın annesi ... tarafından 14.06.1963 tarihli senetle ...’den satın alındığını ileri sürmüş, senet keşifte uygulanmaya çalışılmış ancak, dava konusu taşınmaza ait olup olmadığı, sınırlarının dava konusu taşınmazı kapsayıp kapsamadığı usulüne uygun bir biçimde belirlenmemiştir. Öte yandan davalı dava konusu taşınmazın miras bırakanları adına kayıtlı bulunan 948 tarih, cilt no 121 ve 40 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığını bildirmiş, ne var ki anılan tapu kaydı revizyonları ile birlikte getirtilmemiş, dava konusu taşınmaza uygulanmamıştır.
Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; belirlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının HMK'nun 240, 243 ve 259. maddeleri uyarınca davetiyeyle keşif yerine çağırılarak, aynı Kanunun 259/2 ve 290/2 (HUMK'nun 259) maddeleri hükümleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin bulunması sebebiyle taşınmaz başında dinlenilmeleri, davacının dayandığı 14.06.1963 tarihli senet ile davalının ileri sürdüğü 948 tarih 40 sıralı tapu kaydının tüm revizyonları ile birlikte nizalı yere uygulanması, sınırları ve kapsamı itibariyle dava konusu yere uyup uymadığının belirlenmesine çalışılması, dava konusu taşınmazın öncesinin kime ait olduğunun, ne sıfatla ve ne şekilde zilyet olduğunun, sonrasında kime ve ne şekilde intikal ettiğinin (satış, bağış, taksim vs), (davacı ya da davalı tarafa) tereddüte meydan vermeyecek biçimde belirlenmesine çalışılması, tapu kapsamında kalıyor ise kayıt malikinden ne şekilde davalıya kaldığının, kayıt maliki ile davalının irs ilişkisi bulunup bulunmadığının, taksim ya da satış suretiyle intikal söz konusu olup olmadığının tanıklardan ayrıntılı olarak sorulup açıklığa kavuşturulması, beyanlar arasında aykırılık çıktığı takdirde aynı Kanunun 261/1. (HUMK'nun 265) maddesi hükmü gözönünde tutularak çelişkinin giderilmesine çalışılması, yargılamanın 13.05.2008 günlü oturumunda davalı, taşınmazı 1966 yılına dek zilyet ettiğini, o yıl ...’a taşındığını ve o tarihten sonra taşınmazla ilgilenemediğini açıkladığından, beyanına ve dosya kapsamına göre iradi terkin söz konusu olup olmadığının, uyuşmazlığın çözümünde göz önünde tutulması, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Mahkemece eksik araştırma ve inceleme ile uyuşmazlığın esası hakkında yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerle kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 11.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy