MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 26.06.2012 gün ve 785/610 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, 117 ada 27 sayılı parselin kadastro çalışmaları sırasında yanılgı sonucu davalı adına tespit ve tescil edildiğini açıklayarak anılan parselin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı 06.10.2011 tarihli cevap dilekçesinde, davacının açtığı davanın gerçeği yansıtmadığını, gelini olduğunu, taşınmazın davacının kocası olan oğluna ait bulunduğunu, oğlunun yurt dışında bulunduğunu, ancak oğlunun bu taşınmazı kendisine sattığını, baba oğul olmaları nedeniyle senet tanzim edilmediğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin feri zilyetlik niteliğinde bulunduğunu, davalının davacının kayınpederi olması nedeniyle taşınmazla ilgilenmesinin ve burayı kullanmasının hayatın olağan akışına uygun düştüğünü, dava konusu yerin davacıya ait olduğunun dosya kapsamı ile sabit bulunduğunu gerekçe göstermek suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Uyuşmazlık konusu taşınmazın kadastro tespitinin 07.08.2006 tarihinde yapıldığı, kadastro tutanağına itiraz edilmeksizin 21.06.2007 tarihinde kesinleştiği, dava konusu yerin belgesizden 136,75 m² yüzölçümlü olarak iki katı kargir ev ve arsası niteliğinde davalı adına tespit ve tescil edildiği, tutanağın kesinleşmesi ile tapu kaydının oluştuğu, yapılan keşifte dinlenen tanık beyanları ile dava konusu yerin davalıya ait olduğunun saptandığı, davalının savunmasını doğrulamadığı ve kanıtlayamadığı, davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğinin feri zilyetlik niteliğinde bulunduğu, kendisine herhangi bir hak bahşetmeyeceği dosya
kapsamı ile anlaşıldığından davalının işin esasına yönelik temyiz itirazlarının yerinde bulunmadığı saptanmıştır.
Davalının vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacı vekili dava dilekçesinde harç değeri olarak 8.000,00 TL göstermiştir. Yerel mahkemece keşifte belirlenen 50.000,00 TL değer üzerinden karar ve ilam harcı ile vekalet ücretinin hesaplandığı anlaşılmaktadır.
12.04.2012 tarihinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ...’ın beyanında; “.. dava konusu olan taşınmazın üzerinde bulunan ev ile birlikte tamamının dava tarihi itibari ile değerinin 50.000,00 TL...” olduğunu açıklamıştır. Kadastro tutanağı üzerinde yapılan incelemede taşınmazın arsası ile birlikte iki katlı kargir ev ve arsası olarak tespitinin yapıldığı ve bu haliyle davalı adına tapu kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Saptanan bu durum karşısında davacının isteği, 117 ada 27 sayılı parselde bulunan arsa ile üzerindeki eve yöneliktir. Hal böyle olunca, ikisinin toplam değeri olan 50.000,00 TL üzerinden karar ve ilam harcı ile vekalet ücretinin hesaplanması usul ve kanuna uygun bulunmaktadır. Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları da yerinde değildir.
Davalı ...’ın işin esası ile vekalet ücreti ve harca yönelik temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 21,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3.394,35 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına 04.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy