MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 18.07.2012 gün ve 105/190 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, dava dilekçesinde; ... Köyünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 104 ada 96 parsel ile 107 ada 9 parsel sayılı taşınmazların çayır vasfı ile davalılar adına tespit ve tescil edildiğini, davaya konu taşınmazları vekil edeninin babası ... davalıların babası olan ... satın aldığını, vekil edeninin babasının taşınmazları bir müddet kullandıktan sonra çocukları arasında yaptığı rızai taksim ile oğlu... devrettiğini, ... yaklaşık 40 yıldan bu yana malik sıfatıyla zilyet olduğunu açıklayarak, taşınmazların davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, 06.06.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile dava konusu ettikleri taşınmazın 107 ada 19 nolu parsel olduğu halde dava dilekçesine 107 ada 9 parsel olarak yazıldığını açıklayarak dava konusu parsellerin 104 ada 96 parsel ile 107 ada 19 parsel sayılı taşınmaz olduğunu bildirmiştir.
Davalılar, cevap dilekçelerinde taşınmazların vefat eden dedeleri ... adına kayıtlı olduğunu, satış iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının babası ile kendi babaları arasında yapılmış herhangi bir sözleşme ve para alındığına dair bir belgenin mevcut olmadığını, taşınmazların bir süreliğine davacının babasına kiraya verildiğini, davacının babasının, babalarının ölümünden sonra taşınmazları zorla kullanmaya devam ettiğini açıklayarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile 107 ada 19 ve 104 ada 96 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro öncesi kazanmayı sağlayan zilyetlik, haricen satış ve muristen intikal hukuksal nedenlerine dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 996 maddeleri ile 3402 sayılı Yasanın 14. maddesi gereğince açılmış mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu benimsenerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, aktif dava ehliyeti ile malik sıfatıyla zilyetlik koşulu üzerinde durulmamıştır.
Uyuşmazlık konusu 107 ada 19 parsel sayılı taşınmaz 28.09.2009 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında senetsizden çayır niteliğiyle ... ceddinden intikal, taksimen gelme malı olduğu, yirmi yılı aşkın bir zamandan beri çayır vasfıyla aralıksız çekişmesiz malik sıfatıyla zilyet bulunduğu, 1995 yılında oğulları ...,..., ... ve ...’a hibe ettiği belirtilerek bu şahıslar adına tespit edilmiş, tespitin 01.02.2010 tarihinde kesinleşmesi üzerine aynı şahıslar adına tapu kaydı oluşmuştur. 104 ada 96 parsel sayılı taşınmaz ise yine 28.09.2009 tarihli kadastro çalışmaları sırasında senetsizden çayır niteliğiyle ... ceddinden intikal, taksimen gelme malı olduğu, yirmi yılı aşkın bir zamandan beri çayır vasfıyla aralıksız çekişmesiz malik sıfatıyla zilyet bulunduğu, 1995 yılında oğulları ..., ..., ... ve ...’a hibe ettiği belirtilerek bu şahıslar adına tespit edilmiş, tespitin 08.03.2011 tarihinde kesinleşmesi üzerine yine aynı şahıslar adına tapu kaydı oluşmuştur.
Davacı vekili, dava dilekçesinde uyuşmazlık konusu taşınmazların davacının babası tarafından davalıların babasından satın alındığını, davacının babasının sağlığında çocukları arasında yapmış olduğu rızai taksim ile taşınmazları oğlu ... devrettiğini beyan etmiştir. Keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar ise uyuşmazlık konusu taşınmazların 30-40 kadar önce davacının babası ... tarafından icarlamak suretiyle çayır vasfıyla biçilmeye başlandığını, bunun karşılığında para verildiğini duyduklarını açıklamışlar ancak, taşınmazların davacıya intikal biçimi konusunda bir beyanda bulunmamışlardır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre davacının babası ölmüş olup, terekesi TMK'nun 701 ve 702. maddeleri gereğince el birliği mülkiyeti hükümlerine tabidir.
Bu nedenle, öncelikle davacının babasına ait veraset belgesini alıp dosyaya sunması için kendisine süre ve imkan tanınması, dava konusu taşınmazın davacının babasından satış, bağış, murisin sağlığında mirasçıları arasında yaptığı taksim veya terekenin paylaşımı yoluyla geçip geçmediğini, yeniden yapılacak keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, şayet, bu yollardan biri ile davacıya intikal etmiş ise, davanın bulunduğu bu haliyle yürütülmesi ve aşağıda belirtilecek eksikliklerin giderilmesi zorunludur. Dava konusu parselin satış, bağış, murisin sağlığında mirasçıları arasında yaptığı taksim veya terekenin paylaşımı suretiyle davacıya intikal etmediğinin saptanması halinde ise, terekeye dahil bir taşınmaz için bir veya birkaç mirasçının üçüncü kişi durumunda bulunan davalılara karşı tek başına aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti bulunmadığından ve davacı sadece kendi adına iptal ve tescil isteğinde bulunduğundan davanın bu sebeple reddine karar verilmelidir. Çünkü, TMK'nun 702. maddesi uyarınca tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. ...’in terekesi el birliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğuna ve davada bir tasarrufi işlem niteliğinde bulunduğuna, tasarrufi işlemlerde de oybirliği arandığına göre tüm mirasçıların birlikte olarak üçüncü kişilere karşı dava açmaları zorunludur.
Öte yandan, keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar uyuşmazlık konusu taşınmazların davacının babası tarafından icarlandığını, bunun karşılığında da para verildiğini duyduklarını, taşınmazların davalıların babası tarafından davacıya veya davacının babasına satılıp satılmadığını bilmediklerini beyan etmişlerdir. TMK'nun 713/1 ve 3402 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen zilyetlikle edinme koşullarında biri de “malik sıfatıyla” zilyetliktir. Dava konusu olayda uyuşmazlık konusu taşınmazların davalıların babaları tarafından davacının babasına kiralandığı belirlenmiştir. Kiracının zilyetliği fer’i vasıtasız zilyetlik olup malik sıfatıyla zilyet olduğunun kabulü mümkün değildir. Bu nedenle Mahkemece yapılacak iş, uyuşmazlık konusu taşınmazların davalıların murisleri tarafından
-//-
2012/11065-2013/6359 -3-
davacıların murisine kiralandıktan sonra satılıp satılmadığı üzerinde durularak tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Davalıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 148,50 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılar iadesine 30.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy