MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... (Kapatılan) Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 18.05.2012 gün ve 111/76 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve bir kısım davalılar taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ...
vekili; dava konusu 2194 parsel nolu taşınmazın davalıların murisi Ramazan oğlu ... adına tapuda kayıtlı olduğunu, tapu malikinin 1985 yılında vefat ettiğini, ancak müvekkilinin bu yeri 16.02.1986 tarihinde mirasçılardan ...’dan harici satış senedi ile satın aldığını, dava tarihine kadar müvekkilinin zilyetliğinde olduğunu belirterek tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
19.01.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle de, tapu iptal ve tescil talebinin kabul edilmemesi halinde dava konusu yerin keşifte belirlenecek rayiç bedelinin yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Bir kısım davalılar davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, açılan tapu iptali ve tescil davasında TMK'nun 713/2. maddesine dayanıldığı, ancak Anayasa Mahkemesi'nce TMK'nun 713/2. maddesindeki ‘ölüm’ kelimesinin iptal edildiği, tapu iptali ve tescil davasının yasal dayanağının kalmadığı ayrıca, taşınmazların yasal devir şeklinin tapu memurunca resmi düzenleme şekil şartına tabi olduğu, ancak dava konusu taşınmaz devrinin harici satış senedine konu olduğuna göre şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olması bu sebeplerle reddinin gerektiği, ıslah dilekçesiyle ileri sürülen harici satış senedine dayanılarak açılan taşınmaz bedelinin tazminine yönelik davanın da harici satış senedinin geçersiz sözleşme olduğu, davacının bu sözleşmeye dayandığının geçersiz sözleşmelerin tasfiye edilirken davacıların ancak verdiklerini geri isteyebileceklerini, davacıların satış senedine konu 300 gr. 22 ayar altını geri isteyeceklerini, mümkün olmadığı takdirde dava tarihindeki değeri isteyebileceklerini, bu sebeple davanın bedel tazminine yönelik olduğu kabul edilerek tapu iptali ve tescil davasının reddine satış senedine konu olan altınlar yönünden kabulüne yönelik hüküm kurulmuştur.
Hüküm; davacı vekili ile davalılardan ..., ..., tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
İddianın sürülüş şekline göre, dava TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, bu isteğin yerinde görülmemesi durumunda ise alacağa ilişkindir.
TMK'nun 713/2. fıkrasında yer alan, “…ölmüş…” ibaresinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle Mahkeme kararının irdelenmesi gerekmektedir. Somut
olayda, çözümlenmesi gereken öncelikli sorun; eldeki temyiz incelemesinin yapıldığı aşamada Yerel Mahkeme'nin kararına dayanak oluşturan hükmün TMK'nun 713/2. fıkrasındaki; "…ölmüş…" sözcüğünün Anayasa Mahkemesi'nce iptaline ilişkin kararı ve bu karar yayımlanana kadar hükmün yürürlüğünün durdurulması kararının eldeki davaya etkisinin ne olacağı hususudur.
Davaya dayanak oluşturan TMK'nun 713/2. fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğünün, “Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline, bu sözcüğün uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmi Gazetede yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına 17.03.2011gününde karar verilmiştir.”
Anayasa Mahkemesi kararlarının özelliği ve geriye Yürümezliğinin İrdelenmesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153/2. fıkrasında; Anayasa Mahkemesi'nin bir Kanun veya Kanun Hükmünde Kararname'nin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, Kanun Koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceğini vurguladıktan sonra aynı maddenin 5. fıkrasında da “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır.
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği iptal kararları, İdari Yargıda verilen iptal kararlarından farklı bir özelliğe sahiptir. İdari Yargıda asıl olan iptal kararlarının geriye yürümesi yani iptal edilen idari işlemin doğduğu andan itibaren yok sayılması esas alınmasına karşın, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geriye yürümemesi asıldır. Bu bakımdan İdari Yargıdaki iptal kararları beyan edici, açıklayıcı nitelikte olduğu halde Türk Anayasa Yargısı'ndaki iptal kararları genelde kurucu (inşai-yenilik doğurucu) niteliktedir. Türk Anayasa sisteminde benimsenen iptal kararının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacı, kazanılmış hakları ve hukuksal güvenliği ortadan kaldırıcı ya da toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğurmasından kaygı duyulmasını önlemek, Devlete olan güven duygularını sarsmamak, Devlet yaşamında hukuk kargaşasına neden olmamak, hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlamak olarak özetlenebilir.
Bu bakımdan iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, kabul edilen önemli bir ilkedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi; 12.12.1989 gün ve ... Esas, 1989/48 sayılı kararında, “Türk Anayasa sisteminde Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.” denilmek suretiyle konunun önemi vurgulanmıştır.
Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış hakların) korunması Hukuk Devleti'nin bir gereğidir. O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kuralları uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklara Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün geriye yürüyemeyeceğinin (ceza mahkûmiyetlerinde durum farklıdır) kabulü kaçınılmazdır.
Bu durumda kazanılmış haklar kavramı Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar, Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan “Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir Hukuk Devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve bu nedenle kabul edilemez.
Anayasa Mahkemesi'nin 09.12.1989 gün ve... Esas, 1989/49 Karar sayılı kararında aynen; “bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun bir biçimde tüm sonuçlarıyla kesin olarak edinilmiş hakların korunması Hukuk Devleti'nin bir gereği olduğunu” vurgulamaktadır.
Bu karara paralel olarak Danıştay’da; 16.12.1966 tarih ve ...Esas, 1966/1642 Karar sayılı kararında; “iptal kararları geriye yürümez” kuralının kazanılmış hakları saklı tutmak, hukuk kararlılığı ve dolayısıyla kamu düzenini korumak amacıyla getirildiği görüşü benimsenmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, kural olarak Resmi Gazetede yayımlandıkları tarihten itibaren ve geleceğe dönük olarak hukuki sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu nedenledir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce iptal edilen yasa kuralına dayanılarak verilen ve kesinleşmiş Mahkeme kararının Anayasa Mahkemesi kararından etkilenemeyeceği açıktır. Yani Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının, iptal edilen Yasa kuralına dayanılarak daha önce verilip kesinleşmiş olan hükme etkili olması olanaklı değildir.
Saptanan bu olgular karşısında Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının ya da kanunların geriye yürümezliği ilkesinin istisnaları kamu düzeni, genel ahlak kuralları ile kazanılmış hak ilkesi oluşturmaktadır. Kazanılmış (müktesep) hakkın söz konusu olduğu durumlarda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının uygulanamayacağı kabul edilmektedir.
Eldeki dosyada söz konusu olan somut olaya gelince: TMK'nun 713/2. fıkrasında açıklanan üç ayrı hukuki sebepten biri olan “…ölmüş…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesi'nce iptalinin etkisinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir. TMK'nun 713/1. fıkrasında; tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir, denilmiştir.
Aynı maddenin 2. fıkrasında ise; “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” amir hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi TMK'nun 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davaların başarıya ulaşması; bu fıkrada belirtilen koşullar yanında aynı zamanda 713/1. fıkrasındaki koşullarında gerçekleşmiş bulunmasına bağlıdır. Çünkü 2. fıkrada; “aynı koşullar altında…” denilmek suretiyle aynı maddenin 1. fıkrasına atıfta bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1. fıkradaki koşulların araştırılıp belirlenmesi zorunludur.
TMK'nun 713/5. fıkrasının son cümlesinde ise; “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesi getirilmiştir. Bu ilke 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Kanunla anılan fıkraya eklenmiştir.
04.12.1998 tarih ve ... Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararından önce 743 sayılı TKM'nun 639 (TMK'nun 713). maddesine dayalı olarak açılan davalarda mülkiyetin hangi tarihte doğacağı ve kazanılacağı konusu gerek uygulamada ve gerekse doktrinde oldukça tartışmalı idi.
04.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ile; “kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin TMK'nun 639/1. maddesine göre verilen tescil kararları inşai-ihdası (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlardır. Mülkiyet hakkı bu kararların kesinleştiği anda kazanılır.” görüşü benimsenmişti.
Daha sonra 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK'nun 713/5. fıkranın son cümlesiyle aynı maddenin 1 ve 2. fıkralarını da kapsayacak biçimde, mülkiyetin 1. fıkrada öngörülen koşulların oluşmasıyla kazanılacağı kabul edilmiştir.
İşte TMK'nun 713/5. fıkrasında, mülkiyet, 1. fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur ibaresi TMK'nun 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan davalar açısından “kazanılmış (müktesep) hak” olarak kabul edilip edilemeyeceği sorunu karşımıza çıkmaktadır. Sözü edilen ibare ile 1. ve 2. fıkralarda yer alan tüm koşulların gerçekleşmesi yanında aynı maddenin 1. fıkrasında açıklanan 20 yıllık kazanma süresinin
dolduğu anda mülkiyetin kazanılacağı kastedilmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nce yürütmenin durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihinden önce dava açanlar (eldeki davalar) ile açmayanlar bakımından 20 yıllık kazanma süresi ve 2. fıkrada açıklanan maliki 20 yıl önce ölmüş olan kişi bakımından söz konusu süreler dolmuş ise bunlar açısından kazanılmış (müktesep) hakkın kabul edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekir.
TMK'nun 713/5. fıkrasına eklenen ibare ile mülkiyet hakkının tüm kazanma koşullarının oluşması ile 20 yıllık kazanma süresinin dolduğu anda kazanılacağı açıklandığına ve bu konuda hiçbir duraksama söz konusu olamayacağına göre az önce açıklanan durumlar bakımından kazanılmış hakkın varlığının kabulü gerekmektedir. Yukarıda yapılan tüm açıklamalarda bunu doğrulamaktadır. 4721 sayılı Kanunla getirilen ve TMK'nun 713/5. fıkrasının son cümlesi için gösterilen gerekçede de şu ifade yer almaktadır. “gerçekten, mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunu cevaplayan bu yeni hükme göre, mülkiyet 1. fıkrada öngörülmüş olan bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacak, yani hâkimin vereceği tescil kararı geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracaktır.” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği iptal kararıyla birlikte 17.03.2011 tarihinde aynı zamanda; “…kararın Resmi Gazetede yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına" karar verilmiştir. Şu halde yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihinden önce açılmış bulunan davalar bakımından maliki 20 yıl önce ölmüş ve o tarihten dava tarihine veya kayıt maliki adına bulunan tapu kaydının intikal gördüğü tarihe kadar diğer kazanma koşulları yanında 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür davalar bakımından kazanılmış (müktesep) hakkın kabulü gerekir. Uyuşmazlığa konu yapılan tapu kaydı; malikin ölüm tarihinden itibaren 20 yıllık kazanma süresi geçtikten sonra intikal görmüş ise bu tür intikal gören kayıt hukuken bir değer taşımaz ve intikal maliklerine herhangi bir hak bahşetmez. Yine dava açmamış ancak; Anayasa Mahkemesi'nin verdiği yürürlüğün durdurulması karar tarihi olan 17.03.2011 tarihinden önce hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğunun da kabulü gerekmektedir. Bu gibi hak sahiplerinin 17.03.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir önemi bulunmamaktadır.
Somut olaya gelince; dinlenen bilirkişi ve tanık beyanları hüküm kurmaya yeterli değildir. Bu tür uyuşmazlıklarda ölüm tarihinden dava ya da intikal tarihine kadar kazanmayı sağlayan zilyetliğin kanıtlanması gerekmektedir. Hukuki niteliği yanında maddi olgu sayılan zilyetliğin, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi gereğince tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkün bulunmaktadır. Yerel bilirkişi ve tanıkların 6100 sayılı HMK’nun 243 ve 244. maddeleri (HUMK 258) uyarınca yeniden keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılmaları veya davacı tarafça hazır bulunması, aynı Kanunun 259/2 ve 290/2. maddeleri (HUMK 259) gereğince taşınmaz başında yapılacak keşif yerinde dinlenilerek, taşınmazın öncesinin ne ve kime ait olduğunun, kimler tarafından ne şekilde ve ne zamandan beri kullanıldığının, uyuşmazlık konusu olan bu yerin halen kimler tarafından zilyet ve tasarruf edildiğinin, üstün kullanma hakkının kimde bulunduğunun, kendilerinden sorulup belirlenmesine çalışılması, beyanları arasında aykırılık çıktığı takdirde 261/1. maddesi (HUMK 265) hükmü göz önünde tutularak yüzleştirmek suretiyle çelişkinin giderilmesine çalışılması, bu yolla zilyetlik ve tasarruf ayrıntısıyla belirlenmelidir. TMK'nun 713/2. maddesindeki kazanma koşullarının davacı lehine gerçekleşip gerçekleşmediğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesinden sonra iddia ve savunma çerçevesinde talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile karar verilmesi doğru olmamıştır.
Davacı vekili ve bir kısım davalıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4.
(HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 283,50 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 12.04.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; dava konusu ...ilçesi,... Kasabası, ... mevkiindeki 2194 parsel sayılı taşınmazın davalıların miras bırakanı ... oğlu ... adına tapuda kayıtlı olduğunu, tapu maliki ...1985 yılında öldüğünü, dava konusu taşınmazın müvekkiline ... mirasçısı ... tarafından 16.02.1986 tarihli harici senetle satılarak devir edildiğini ne var ki, şimdi tapunun tescilinin sağlanmadığını, zilyetliğin 20 yılı aşkın süreden beri müvekkilinde olduğunu açıklayarak davalıların miras bırakanı adına olan tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 19.01.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle tapu iptal ve tescil talebi kabul edilmediği taktirde tapu malikleri harici senette belirtilen bedel nedeniyle sebepsiz zenginleştiklerinden dava konusu parselin keşifte ortaya çıkacak rayiç değerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
29.04.2011 tarihli dilekçeyle ... müdahale talebinde bulunarak özetle; kendisinin muris ... kanuni mirasçısı olduğunu, bu davaya katılmakta hukuki menfaatinin bulunduğunu, bu nedenle davaya müdahale etmek istediğini, kendisine dava dilekçesinin gönderilmediğini açıklamıştır. Müdahale talebiyle ilgili herhangi bir harç tahsil edilmediği görülmüştür.
31.10.2011 havale tarihli dilekçeyle ...mirasçıları sekiz kişi davaya dahil edilmiştir. 30.12.2011 tarihli dilekçeyle ... ve arkadaşları birlikte davaya cevap vermişler, özetle; davacının amca oğlu olduğunu, davacı ile miras bırakan arasında herhangi bir satım belgesinin düzenlenmediğini, mirasçılar arasında taksim yapılmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. 02.03.2012 havale tarihli dilekçeyle ... ve arkadaşları ıslah talebini de kabul etmediklerini, 10 yıllık sürenin geçtiğini söylemişlerdir.
28.01.2011 tarihli ilk oturumda davalı ... ve ... açılan davayı kabul ettiklerini, babaları ölünce rızai taksim yapıldığını, 2194 sayılı parselin ... düştüğünü, ... bu yeri ... sattığını duyduklarını söylemişler, beyanlarını imzalarıyla tasdik etmişlerdir.
30.12.2011 günlü altı nolu oturumda davalı ... dahili davalı ..., dahili davalı ..., dahili davalı ... açılan davayı kabul etmediklerini beyan etmişler, beyanlarını imzalarıyla tasdik etmişlerdir. 02.03.2012 günlü 10 nolu oturumda dahili davalı ... Ertem davayı kabul etmediğini söylemiştir. 16.05.2012 günlü oniki nolu celsede dahili davalı ..., ... davayı kabul etmediğini açıklamışlar, beyanlarını imzalarıyla onaylamışlardır. Davalı ... ise 18.05.2012 tarihli oturumda davayı kabul etmediğini açıklamıştır.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil davasının reddine, davalılar tarafından davacıya 22 ayar 300 gram altın bileziğin aynen iadesine, mümkün olmadığı taktirde dava tarihindeki değeri olan 19.090,20 TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içerisinde davacı vekili ve davalılar ..., ..., tarafından müşterek dilekçeyle temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu 2194 parsel sayılı taşınmaza ilişkin tapulama tutanağı onaylı fotokopisi getirilmiştir. Bu yerin senetsizden vergi kaydına istinaden tarla niteliğiyle 2650 m2 olarak 17.11.1961 tarihinde, tam mülkiyet üzere, 1320 doğumlu... adına tespit görmüş, itirazsız olarak 23.08.1963 tarihinde kesinleşmiştir. Çap kaydı halen adı geçen kişi üzerinedir. Veraset belgeleri getirilmiştir. Kayıt maliki ...’ın 14.04.1985 tarihinde dul olarak öldüğü, mirasçısı olarak evlatları ..., ... ve ...’ın kaldığı, murisin kızı ... 10.09.1985 tarihinde dul olarak ölümü ile payının ..., ... ve ...’a isabet ettiği görülmüştür.... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 27.10.2011 tarih 2011/231-207 Esas ve Karar sayılı hasımsız mirasçılık belgesinde ise kayıt maliki ... 14.04.1985 tarihinde öldüğü mirasçısı olarak ... ve 10.09.1985 tarihinde ölen kızı ... mirasçıları , ... ve ... ile 31.07.1997 tarihinde ölen murisin oğlu ... mirasçıları...isabet ettiği anlaşılmıştır. Davacının tutunduğu 16.02.1986 tarihli harici satış senedi fotokopisi dosyadadır. 2194 nolu parselin tamamının ... intikal ettiği bu kişinin bu yerin tamamını 300 gram, 22 ayar altın bilezik olarak... satarak teslim ettiği, senedi satın alan ... ile tanıklar ... ile mahalle muhtarı ve isimleri yazılı olmayan iki aza tarafından imzalandığı görülmüştür. 30.09.1985 tarihli “varis anlaşma senedi” başlıklı haricen düzenlenen senet kapsamına göre ölü ... mirasçılarının muristen kalan taşınmazları taksim ettikleri 2194 parsel sayılı taşınmazın ...isabet ettiği yazılmıştır. Senet;... yerine büyük varis ... ve ... tarafından imzalandığı belirlenmiştir. Islah dilekçesi dosyadadır. Bilirkişi raporu dosya içerisindedir. Yukarıda isimleri yazılı bir kısım davalı ve dahili davalıların duruşma zabıtlarındaki beyanları dosya içerisindedir. Açıklanan olgular tarafların ve Mahkeme'nin bilgisi dahilindedir. Uyuşmazlık 1961 yılında davalıların kök miras bırakanı 1320 doğumlu ... oğlu...adına tespit gören ve itirazsız olarak 23.08.1963 tarihinde kesinleşen halen bu kişi adına kayıtlı bulanan dava konusu 2194 parsel sayılı taşınmazın haricen satışının geçerli olup olmadığı ve harici satış nedeniyle zilyetliği elinde bulunduran davacı lehine TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebine dayalı iptal ve tescil koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinde toplanmaktadır.
Bilindiği üzere ve kural olarak tapulu taşınmazların haricen satışı Yasada öngörülen istisnalar dışında TMK'nun 706, BK'nun 213, TBK'nun 237 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca geçerli değildir.
Öte yandan, kayıt maliki davalıların kök miras bırakanı ... 14.04.1985
tarihinde ölmüştür. Ölümü ile...Sulh Hukuk Mahkemesi'ni 27.10.2011 tarihli yukarıda esas ve karar numarası yazılı mirasçılık belgesinde isimleride yazılı olan kişiler mirasçısı olarak kalmıştır. Yine ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 06.08.1991 tarih 1991/175-191 Esas ve Karar sayılı veraset belgesine göre davalıların kök miras bırakanı ... ’ın 14.04.1985 tarihinde dul olarak ölümü ile mirasçısı olarak evlatları ... ve kendisinden sonra dul olarak 10.09.1985 günü ölen kızı ... ölü eşi ’den olma evlatları .... ile gayri resmi evliliğinden olma çocukları ..., ... ve ...’nın kaldığı belirlenmiş olup haricen taksimin yapıldığı 30.09.1985 tarihine göre taksim sözleşmesi mirasçılardan ... tarafından imzalanmıştır. Buna göre kök murisin 10.09.1985 tarihinde ölen kızı ... mirasçılarından ... söz konusu taksim senedini imzalamamışlardır. Bu durumda tüm mirasçıların katılımı ile yapılmış bir taksimden söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla harici taksim sonucunda kendisine kaldığı ve bu nedenle 16.02.1986 tarihli harici satış senediyle taşınmazın tamamını satan ... söz konusu taşınmaz yöntemine uygun olarak özgülenmemiştir. Ancak, bu kişinin terekede elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olarak hissesi bulunmaktadır.
Hal böyle olunca geçerli bir taksim söz konusu değildir. Geçerli bir taksim olmadığından yapılan harici satış hukuken yok hükmündedir. Davacının tutunduğu TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebine gelince: Eldeki dava, 06.12.2010 tarihinde açılmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarih ...Esas, 2011/15 Karar sayılı kararıyla 4721 sayılı TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebi iptal edilmiştir. 02.04.2011 günlü resmi gazetede yayınlanarak yürürlük durdurulmuştur. Eldeki dava söz konusu Anayasa Mahkemesi'nin kararının yayınlandığı tarihte derdest olan bir davadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153/2. maddesi uyarınca kural olarak Anayasa Mahkemesi kararları makable şamil değil ise de, derdest davalara Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanacağı Yargıtay 1, 14 ve 20. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanan içtihatları gereğidir. Ayrıca HGK'nun içtihatları da bu yöndedir. Esasen, Dairemiz'in, Hazine tarafından açılan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle ilgili tapu iptali tescil davalarında Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 gün 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı iptal kararının derdest davalara uygulanacağına ilişkin içtihatlarımız mevcuttur. (örneğin, 15.10.2012 tarih 2012/3171-9245 Esas-Karar, 21.06.2012 tarih 2012/3172-5984, 15.10.2012 tarih 2012/3173 Esas, 9246 Karar, 06.06.2012 tarih 2012/3177-5343 Esas-Karar sayılı içtihatları ile benzer yüzlerce içtihadımız mevcuttur.) Bu durumda, Dairemiz, Hazine'nin açtığı tapu iptali tescil davalarında Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 tarih 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı iptal kararını makable şamil olarak uygulamakta iken TMK'nun 713/2. maddesiyle ilgili 17.03.2011 tarih 2009/58 Esas, 2011/15 Karar sayılı iptal kararını uygulamaması Daire'nin kendi içerisindeki Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının uygulanması ve uygulanmamasıyla ilgili olarak çelişkisini ortaya koymaktadır. Eş anlatımla, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının öteki dosyalarda geçmişe yönelik uygulaması ölüm sebebinde dayalı davalarda uygulanmaması tarzındaki yaklaşımı doğru bulmuyorum.
Öte yandan, çoğunluk görüşünde sözü edilen Danıştay’ın 16.12.1966 tarih 1963/386 Esas, 1966/1642 Karar sayılı kararı Danıştay’daki bir davayla ilgili olup, Yargıtay’ın söz konusu kararlarına etkili olamaz ve gerekçe yapılamaz. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerçekten de kamu düzeniyle ilgilidir. Ortada uygulanması gereken bir Yasa maddesi olmadığı halde genel ahlak kuralından bahisle kazanılmış haktan söz edilmesi temeli olmayan ve yasal dayanağı bulunmayan bir konu için kazanılmış hak kuralı ve genel ahlak ilkesi söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki, TMK'nun 713/2. maddesindeki iptalden önceki “ölüm” sebebi iptal ile birlikte Yasa metninden çıkarıldığına göre artık TMK'nun 713/1. maddedeki 20 yıllık sürenin bu nedenle kanuni dayanağı kalmamıştır. TMK'nun 713/2.
maddesi ölüm sebebine uygulanması mümkün değildir. Yine TMK'nun 713/5. maddesindeki “mülkiyet birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleşmiş olduğu anda kazanılır” tümcesinin TMK'nun 713/1. maddesindeki sebebe dayalı kazanımlar içindir. Bu cümle 713/2. maddedeki sebeplerle ilgi ve alakası yoktur. Dolayısıyla, Daire çoğunluğunun Anayasa Mahkemesi'nin konuyla ilgili iptal kararı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girse dahi TMK'nun 713/1. maddesindeki ve 713/5. maddesinin son tümcesinden bahisle Yasada olmayan bir sebeple iptal tarihinden sonra açılacak davalar içinde kazanma koşulları oluştuğu gerekçesiyle iptal ve tescile karar verilmesi gerekir şeklindeki düşünce ve gerekçe Hukuka, Yasanın metnine ve bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararına aykırılık teşkil edeceği izahtan varestedir. Tapuya güven ilkesini de temelden zedeleyecektir.
Tüm bu açıklamalardan sonra, somut olayda, kayıt malikinin tüm mirasçılarının katılımıyla yapılan bir harici taksim söz konusu değildir. Bu nedenle, harici taksimle kendisine kaldığından bahisle tapulu bir taşınmazın haricen satışı da hukuken ve TMK'nun 706, BK'nun 213, TBK'nun 237 ve TK'nun 26. maddeleri gereğince geçerli olamaz. Ayrıca, TMK'nun 713/2. maddesindeki “ölüm” sebebi işbu dava derdest iken Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilerek Yasa metninden çıkarılmış olup, T.C. Anayasası'nın 153/2. maddesi uyarınca derdest davalara Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının Yargıtay HGK'nun ve 1, 14 ve 20. Hukuk Daireleri ile Dairemiz'in kıyı kenar çizgisi ve Devlet'in hüküm ve tasarrufu altındaki diğer yerlerle ilgili olarak açılan davalarda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geçmişe yönelik olarak derdest davalarında uygulanacağına ilişkin istikrar kazanmış içtihatları dikkate alınarak işbu davada Yerel Mahkeme Hakimi'nin tapu iptal ve tescil davasının reddine ilişkin vermiş olduğu karar Usul ve Yasaya uygun olup bir kısım davalıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerindedir. Mahalli Mahkeme kararının açıkladığım tüm bu gerekçelerle öncelikle tapu iptali ve tescil davası yönünden ONANMASI gerekir. Ancak, taşınmazın haricen satışına ilişkin Yerel Mahkeme hükmünün geçersiz bir harici satış söz konusu olduğundan ve herkes aldığını iade etmekle yükümlü olması nedeniyle haricen satış senedinin tarafı olan ve ölmekle terekesi bir kısım davalılara kalmakla kabul kararı münhasıran o kişilere hasren doğru olduğu inancındayım. Açıkladığım tüm bu gerekçelerle Mahalli Mahkeme kararının tazminata ilişkin bölümünün de ONANMASI gerektiği düşüncesindeyim.
Netice olarak; Yerel Mahkeme kararı tapu iptal ve tescil ile tazminata ilişkin bölümleri yukarıda açıkladığım gerekçelerle doğrudur. Bu sebeplerle sayın çoğunluğun bozmaya ilişkin görüş ve gerekçelerine katılmam mümkün değildir. Yerel Mahkeme kararının tüm bu nedenlerle tümüyle onanması gerektiği düşüncesindeyim. 12.04.2013
Full & Egal Universal Law Academy