MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu iptali ve tescil
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 19.12.2011 gün ve 158/400 sayılı kararı ile temyiz talebinin reddine dair 15.06.2012 günlü ek kararının Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, kadastro çalışmaları sırasında dava konusu 152 ada 26 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tespit ve tescil edildiğini, taşınmazı babasından tapulamadan önce bedelini ödeyerek satın aldığını, kadastroda yanlışlıkla davalı adına tespit ve tescil edilen taşınmaza ilişkin tapu kaydının iptaliyle adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ilk oturumda dava konusu taşınmazın kardeşi ...’den intikal ettiğini, öncesi itibariyle babası ...’e ait olduğunu, mirasçılar arasında yapılan rızai anlaşma sonucunda kendisine kaldığını, kadastro tespitinin doğru olduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının tutunmuş olduğu 15.6.1976 tarihli köy senedinde muhtarın ve azaların imzaları olmaması, mühür bulunmaması ve dinlenen muhtarın o dönemde muhtarlık yapmadığını açıklaması nedeniyle işbu senedi kullanan davacı açısından suç duyurusunda bulunulmasına ve ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacıya 7 günlük süre içerisinde posta giderini Mahkeme veznesine yatırması için süre verilmiş ve bu süre davacıya tebliğ edilmiştir. Mahkemece, 15.6.2012 tarihli 2011/158-400 Esas ve Karar sayılı Ek Karar ile iki haftalık kesin süre içerisinde temyiz gideri yatırılmadığı anlaşılmakla davacının temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. Bu karar tebliğ edilmekle davacı vasisi 6.8.2012 tarihli dilekçe ile yerel Mahkeme Kararını temyiz etmiştir.
Açıklanan olgular, tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Uyuşmazlık temyiz giderinin süresi içerisinde yatırılıp yatırılmadığı ya da harçlar yatırılıpta masraf yatırılmadığında ilgilinin Yasa yoluna müracaat hakkının kısıtlanıp kısıtlanmayacağından kaynaklanmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, eldeki dava, 1086 sayılı HUMK'nun yürürlükte bulunduğu tarihte açılmıştır. Davacı davasını bizzat kendisi açmıştır. Delil olarak 15.6.1976 tarihli haricen düzenlenen satış senedine tutunmuştur. Dosyada mevcut nüfus aile kayıt tablosuna göre davacının babası Kaya Ali Bekiç 14.11.1990 tarihinde ölmüştür.
Davacı ise 21.2.1931 doğum tarihlidir. Çap kaydı getirilmiştir. 152 ada 26 parsel sayılı taşınmazın, bahçe niteliğiyle, 102.88 m2 olarak, 20.8.2009 tarihinde, kadastrodan, ... kızı ... adına tescil edildiği görülmüştür. Keşif yapılmıştır. Dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar; bu yerin tarafların babası ...’e ait olduğunu ve Muhtarlıkça düzenlenen satış senedindeki köy içindeki yıkılan ev yerinin burası olduğunu, ancak, senette muhtar olarak ismi yazılan ...'ın o tarihte muhtar olmadığını söylemişlerdir. Tanık ...’da aynı mealde açıklamada bulunmuştur. Fakat, senedin sahteliği konusunda davalının herhangi bir itirazı bulunmamaktadır. Mahkemenin ret kararı davacı ...’e 23 Mart 2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı asil 30.3.2012 tarihinde hakim havalesini içeren temyiz dilekçesini Mahkemeye sunmuştur. Temyiz harçlarının Yazı İşleri Müdürlüğü'nün dosyaya sunmuş olduğu 30.3.2012 tarihli tutanak metnine göre süresinde alındığı anlaşılmıştır. Mahkemece, davacıya dosyanın Yargıtay’a gidiş-dönüş ve tebliğ giderlerini yatırması için yedi günlük kesin süre verilmiş ve bununla ilgili tebligat 18 Mayıs 2012 tarihinde davacıya tebliğ edilmiştir. Ancak, Mahkemece ek kararıyla iki haftalık kesin süre içerisinde yatırmadığı için davalının temyiz talebi reddedilmiştir. Bu ret kararı davacıya 1 Ağustos 2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacının vasisi 06.08.2012 tarihli temyiz dilekçesiyle ret kararının bozulmasını talep etmiştir. Temyiz dilekçesine ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 05.06.2012 tarih 2012/504-1127 Esas ve Karar sayılı vesayet kararı eklenmiştir. Vesayet kararının incelenmesinde ...’in 14.2.2012 tarihli Sağlık Kurulu raporuyla özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranı % 92 olarak belirlendiğinden işlerini görmek, mallarını idare etmek, dava ve husumete yetkili olmak, maaşını almak vs. konularında 1964 doğumlu kızı ... vasi olarak atanmıştır. Görüldüğü üzere, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararının davacıya tebliğ tarihinde davacı TMK'nun 405. maddesi gereğince kısıtlı durumdadır. Davacının kısıtlı olduğu dönemde vasisi bulunmadan yapılan tebligatlar ve işlemler geçersiz olduğundan; Yerel Mahkemenin 15.6.2012 tarihli Ek Kararının ortadan kaldırılmasına, işin esası bakımından söz konusu satış senedinin sahteliği davalı tarafından ileri sürülmediğine göre kapsamının somut olaya uygun olup olmadığının diğer senet mümzileri de dinlenerek varsa davacının bu konudaki tanıklarının da bilgilerine müracaat edilerek tüm delilleri toplanıp hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, re’sen senedin sahteliğinden bahisle ve zamanaşımına uğramış bir konuda re’sen Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin Yerel Mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 26.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy