MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma payı alacağı
Davacı - karşı davalı ... ile davalı - karşı davacı ... aralarındaki katılma payı alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... 8. Aile Mahkemesi'nden verilen 18.06.2012 gün ve 272/868 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı - karşı davalı vekili ile davalı - karşı davacı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki evliliğin boşanmayla sonuçlandığını, evlilik birliği içerisinde, "...., 1. cad., No 33/7" adresindeki evin davalı adına kayıtlı bulunduğunu, eve ait kiraların davalı tarafından alındığını, ...plakalı 1999 model fiat Uno marka aracın yine davalı adına trafikte kayıtlı olduğunu, ... Bankası Ata Sanayi Şubesindeki ... numaralı mevduat hesabında bulunan paranın tarafların katkısıyla oluştuğunu, paylaştırılması gerektiğini açıklayarak belirtilen taşınmaz, kira bedeli, araç ve banka hesabından kaynaklanan katkı payı alacağına ilişkin fazlaya yönelik hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000,00 TL nin 14.01.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 18.06.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle harcını da yatırmak suretiyle istek miktarını 31.445, 00 TL arttırılarak toplam 41.445,00 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı ... vekili 24.03.2009 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesi ile, davacının açtığı davanın reddine, karşı dava olarak, "... sitesi, C 14 blok no: 32 Yenimahalle/..." adresinde bulunan taşınmazın ½'si, davacı-karşı davalının bireysel emeklilik ve yaşam sigorta firmalarına yatırdığı hesaplarda biriken para, yatırım ve finans firmaları ile menkul kıymetler borsasındaki nakit ve gayrinakdi değerler ile hisselerin tutarı, davacı-karşı davalının banka hesaplarındaki nakitler, davacı-karşı davalının iş gücündeki kaybı ile kendisine ödenmiş tazminat yada bağlanan gelirin peşin sermaye değeri, ... ili sınırlarında bulunan arsa, vekil edeninin banka hesabındaki nakit, "... 1. cad., 33/7" adresinde bulunan taşınmazın satış değeri, boşanma davası esnasında vekil edeni tarafından devredilen ... plakalı Uno marka binek otomobilin satış değeri üzerinden vekil edenine ait katkı alacağının hesaplanması, asıl dava gözetilerek takas ve mahsubun gözetilmesi, hesaplama yapılırken tüm isteklerin miktar ile değerlerinin saptanması ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 5.000,00 TL'nin 14.01.2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili konusunda karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, “davacı-karşı davalı ... vekili tarafından açılan davanın kabulüne, 41.445,00 TL’nin karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı-karşı
davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya ödenmesine, (……) davalı-karşı davacı ... vekili tarafından açılan davanın kabulüne, 5.000,00 TL’nin karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya verilmesine, davalı-karşı davacı ...’nin fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına…” karar verilmesi üzerine hüküm, davacı ... vekili tarafından, vekil edenin taşınmazın ½ payını aldığı sırada ...’tan kredi çektiğini, kredinin vekil edeninin annesi tarafından ödendiğini, taşınmazın kalan ½ payının zaten Muharrem’in annesi adına tapuda kayıtlı bulunduğunu, birlikte alındıklarını, vekil edeni adına tapuda kayıtlı bulunan evin Hanife tarafından kiraya verildiğini ve kiraların Hanife tarafından alındığını, bu nedenle kira geliri konusunda kabul kararı verilmesi gerektiği halde bu konuda bir karar verilmemesinin doğru olmadığını, davalı ... vekili ise, takas mahsubun yapılmadığını, bu konunun değerlendirilmediğini, davacı ...’in dava konusu yaptığı taşınmazın değerinin boşanma dava tarihine göre belirlendiğini, kendisine ait taşınmazın da bu tarihe göre değer tespitinin yapılmasını, davacı ... adına kayıtlı bulunan ...teki evin değerinin düşük tespit edildiğini, bunun doğru olmadığını, herkesin kendi mallarının üzerinde kayıtlı bulunduğunu, bu nedenle eşler arasında eylemli olarak tasfiyenin yapıldığının gözönünde tutulmadığını gerekçe göstermek suretiyle temyiz etmişlerdir.
Dava, yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen mallardan kaynaklanan ve TMK'nun 202, 218, 219, 229, 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Taraflar 19.03.1996 tarihinde evlenmişler, 14.01.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulle sonuçlanması ve 12.01.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Taraflar arasında evlendikleri 19.03.1996 tarihinden, 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar Mülga 743 saylı TMK'nun 170. maddesi gereğince mal ayrılığı, eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden 01.01.2002 tarihinde boşanma davasının açıldığı 14.01.2008 tarihine kadar edinilen mallara katılma rejimi geçerlidir. (TMK. m. 202, 4722 sK. m.10). Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı 14.01.2008 tarihinde sona ermiştir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle dava ve karşı davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme taşınmazlar bakımından hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı ... tarafından dava konusu yapılan 13825 ada 14 sayılı parseldeki 21/835 arsa paylı ev, 12.05.2004 tarihinde, ... plakalı araç ise 17.09.2008 tarihinde edinilmiş ve davalı ... adına tapuda ve trafikte kayıtlı bulunmaktadırlar. Davalı ..., dava konusu 14 sayılı parseldeki evi 03.06.2008 tarihinde, ... plakalı aracı ise 30.03.2009 tarihinde üçüncü kişilere satmak suretiyle elden çıkartmıştır. Her ne kadar sigorta poliçesinde, aracın trafiğe tescil tarihi 17.09.2008 olarak yazılı ve dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile tarafların açıklamalarına göre aracın boşanma dava tarihinden önce 2007 yılında alındığı uyuşmazlık konusu değil ise de, şayet alım tarihi 2007 değil, tescil tarihi olan 17.09.2008 ise, bu takdirde mal rejiminin sona erdiği 14.01.2008 tarihinden sonra alınan bir araç sayılacağından, uyuşmazlığın Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. Bu bakımdan öncelikle yukarıdaki araçla ilgili hususların açıklığa kavuşturulması ve ilk trafiğe kaydedildiği tarihten itibaren tüm devirleri ve intikalleri gösterir trafik kaydının getirtilerek dosya arasına konulması gerekir.
Karşı dava konusu yapılan 41750 ada 1 sayılı parselde bulunan 32 nolu bağımsız bölümde ½ pay maliki Muharrem adına kayıtlı bulunan evin, 17.05.2005 tarihinde satın alındığı, 17.01.2008 tarihinde üçüncü kişiye devredildiği, 77 ada 167 sayılı parselin ise 2500 m² bahçe vasıflı olarak tam pay ile davalı ... adına 24.04.2007 tarihinde satın alındığı ve halen onun adına tapuda kayıtlı bulunduğu saptanmıştır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, Muharrem tarafından dava konusu yapılan 13825 ada 14 sayılı parseldeki ev ile Hanife’nin dava konusu yaptığı 41750 ada 1
parseldeki 32 nolu bağımsız bölümün değerleri sırasıyla taşınmazların üçüncü kişilere devredildiği 03.06.2008 ve 17.01.2008 tarihlerine göre belirlenmiştir. Aracın üçüncü kişilere devir tarihindeki kasko değeri esas alınmış ise de, bu değer %10 eksiği ile hesaba dahil edilmiştir. Taraflarca da bu konuda açık bir temyiz sebebi gösterilmemiştir.
Kural olarak, TMK'nun 235/2. fıkrasına göre, edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır. Ancak, edinilmiş mallara katılma rejimine konu yapılan her iki taşınmazın devri taraflar arasındaki mal rejiminin sona erdiği 14.01.2008 tarihinden sonra olmuştur. Şayet boşanma davasının açıldığı 14.01.2008 tarihinden önce söz konusu mallar kayıt maliki tarafından üçüncü kişiye devredilmek suretiyle elden çıkarılmış bulunsaydı bu takdirde, TMK'nun 235/2. fıkrası gereğince devir tarihindeki değerleri hesaplamaya esas alınması uygun olurdu. Az önce açıklandığı gibi, mallar boşanma davasının açıldığı tarihten sonra üçüncü kişiye devredilmişlerdir. Somut olayda, boşanma dava tarihinden sonra ve fakat tasfiye henüz sona ermeden önce (henüz karar verilmeden önce) üçüncü kişiye devredilerek elden çıkarılan taşınmazların devir tarihindeki değerleri mi yoksa karar tarihine yakın tarihteki yani tasfiye anındaki değerleriyle mi hesaba katılacakları hususu uyuşmazlık konusunu oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak TMK'nun 235/2. fıkrasının somut olayda uygulama olanağı bulunup bulunmadığının tartışılması gerekir.
Anılan maddenin 1. fıkrasında, tasfiyeye konu olacak malların değerinin tasfiye anı yani karar tarihine yakın tarihteki değeri esas alınarak belirlenmesi kanun koyucu tarafından uygun bulunmuştur. Kural olarak, mal rejiminin sona erdiği zamanda mevcut olan edinilmiş malların tasfiye anındaki sürüm değerleri ile tasfiyede yer alacağı konusunda bir duraksama söz konusu değildir. Eklenecek değerler TMK'nun 229/1. fıkranın 1 ve 2 nolu bentlerinde açıklanmıştır. TMK'nun 235/2. fıkrasının da TMK'nun 229. maddesiyle bağlantılı olarak getirildiği görülmektedir. Söz konusu TMK'nun 229. maddesinde belirtilen malların da mal rejiminin devamı süresince edinilen mallardan olduğu hususunda bir kuşku söz konusu değildir. Bu bakımdan mal rejiminin sona ermesinden sonra ancak tasfiye sona ermeden önce edinilmiş malın elden çıkarılması halinde, bu mal TMK'nun 235/1. fıkrası gereği tasfiye halindeki değeri ile hesaba katılmalıdır. Devir anında yerine geçen değer yada devir anındaki rayiç değer gözönüne alınmaz. Zira TMK'nun 235. maddesinin 2. fıkrasında söz edilen eklenecek değerler aynı Kanun'un 229. maddesinde 2 bent halinde sayılan haller için geçerli olmaktadır. Dolayısıyla mal rejiminin sona ermesinden önceki malların devrini hedeflemektedir. Mal rejiminin sona erdiği anda bir eşin mal varlığında bulunan edinilmiş bir malın, daha sonra tasfiye sona ermeden yani kararın verilmesi tarihinden önce elden çıkarılması halinde bu malın değeri TMK'nun 235/1. fıkrası gereği tasfiye anındaki değeriyle hesaba katılması uygun olacaktır. Yani, taşınmazlar mal rejimi sona erdikten sonra üçüncü kişilere devredildiğinde devir tarihindeki değer değil, tasfiye tarihindeki yani karar tarihine yakın tarihteki değerleri esas alınmak suretiyle bu değerlerin tasfiyede gözetilmesi gerektiğinin kabulü gerekir.
Saptanan bu somut olgular karşısında her iki taşınmaza ait üçüncü şahıslara devir tarihindeki değerin hesaplamada gözönünde bulundurulması usul ve kanuna uygun düşmemektedir. Açıklandığı biçimde değerlerin belirlenmesi ve edinilmiş mal oldukları gözetilerek buna göre katılma alacağının belirlenmesi çifte tasfiyenin yapılması düşünülmelidir.
Karşı dava konusu yapılan 77 ada 167 sayılı parselin değeri, karar tarihine yakın bir tarih itibariyle belirlenmiş ise de, karşı davacı ..., TMK'nun 236. maddesi uyarınca takas–mahsup isteğinde bulunduğundan, bu husus Mahkemece değerlendirilmediğinden, bu nedenle zorunlu olarak buna ilişkin hükmün de bozulması gerekmektedir. Kaldı ki, 77 ada 167 sayılı parselin katılma alacağı bağımsız olarak hüküm fıkrasında gösterilmemiş olup, diğer edinilmiş mallarla bir bütün olarak gösterilmiştir. Bu açıdan da hüküm altına alınan miktar hüküm fıkrasında belirtilmediğinden sonuç yine bozma olacaktır.
Görüldüğü gibi, dava ve karşı dava açılmış olup, somut olguda tam (çifte) tasfiye yani külli tasfiye söz konusudur. Külli tasfiyenin söz konusu olduğu durumlarda takas ve mahsubun Mahkemece değerlendirilmesi ve bu konudaki görüşünün ortaya konulması gerekir. (TMK. m. 236/1 son cümle)
Davacı ... vekilinin, gerek taşınmazların, gerekse aracın değeri bakımından herhangi bir temyiz itirazı bulunmadığından, Mahkemece belirlenen değerlerin Muharrem açısından kesinleşmiş olduğunun kabulü ile yeni yapılacak değerlendirme sonucu verilecek alacak miktarları bakımından bu husus gözönünde tutulmalıdır.
Karşı davacı ... vekilinin, istekleri arasında yer alan bireysel emeklilik ve yaşam sigorta firmalarında biriken meblağ, banka hesaplarındaki nakit paralar, iş gücü kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar veya bağlanan gelirin peşin sermaye değeri, emeklilik tazminatı vs. gibi istekler konusunda, yapılan araştırma ve inceleme sonucu iddianın kanıtlanmadığı hükmün gerekçesinde Mahkemece açıklanmış ise de, hüküm fıkrasında kabul veya ret konusunda (olumlu veya olumsuz) bir karar verilmemiştir. Bu nedenle bu konuda da hüküm fıkrasında olumlu veya olumsuz bir görüşün yer alması gerekir.
Davacı ..., her ne kadar ½ pay oranıyla adına kayıtlı bulunan evin ...tan çekilen kredi ile alındığını ve bu kredinin anne ve babası tarafından ödendiğini bildirmiş ise de, bu ve diğer konulardaki iddialarını kanıtlayamadığı dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle sabittir. Bu bakımdan davacı ... vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görülmemiştir.
Davalı-karşı davacı ... vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı - karşı davalıya ve 616,00 TL peşin harcın davalı - karşı davacıya iadesine, 23.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Full & Egal Universal Law Academy