MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mülkiyetin tespiti
... ile ... ve ... aralarındaki mülkiyetin tespiti davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 15.05.2012 gün ve 16/14 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın yıllardan beri bir bölümünde değirmen, kalan kısımlarda ise, kavaklık olarak vekil edeni tarafından kullanıldığını, kadastro çalışmaları sırasında ... adına yazıldığını, bölgede yapımı devam eden baraj çalışmaları sırasında da, ... tarafından üzerindeki 150 adet kavak ağacı ile birlikte fiilen baraj sahasına katması sonucunda vekil edenince durumun öğrenildiğini, söz konusu taşınmazlar ve muhtesat üzerinde vekil edeninin aralıksız, çekişmesiz malik sıfatıyla zilyetliği bulunduğunu açıklayarak taşınmazın mülkiyetinin vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili 20.4.2011 tarihli cevap dilekçesinde; dava konusu yerin kamulaştırma sınırı kapsamında kalıyor ise bu durumun göz önünde tutulması gerektiğini, dolayısıyla mülkiyetin kime ait olduğunun tespitinde vekil edenine husumet yöneltilmesinin hukuki dayanağının olmadığını açıklayarak haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın husumet yokluğu nedeniyle reddini savunmuştur.
Davalı ... temsilcisi, yargılama oturumlarında davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın içerisinde bulunduğu 104 ada 1 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile fen bilirkişisi ...’ın 6.6.2011 tarihli rapor ve krokisinde; mavi renk ile çizili A harfiyle belirtilen 1053,43 m2 lik kısmın anılan parselden ifrazı ile davacı Salih Işık adına yeni bir parsel numarasıyla tapuya kayıt ve tesciline, geriye kalan kısmın tespit gibi tesciline, davalı ...’ya karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davalı ... temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK’nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan sınırlandırmanın kısmen iptali isteğine ilişkindir.
Mahkemece, yazılı gerekçeyle hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi, davanın hukuki yararı nedeniyle köye yöneltmediği davacının aktif dava açma hukuki ehliyeti üzerinde durulmadığı ve mülkiyetin tespitine karar verilmesi istenildiği halde, istek dışına çıkılarak tapu iptali ve tescile karar verilmiş bulunması HMK’nun 26. maddesine aykırı düşmektedir. Uyuşmazlık konusu taşınmazın içerisinde bulunduğu 104 ada 1 sayılı parsel 18.9.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve özel mülkiyete konu teşkil etmeyen mera vasfındaki yerlerden olup, kadimden beri ... Köyü Tüzel Kişiliğinin merası olması ve bu köyün zilyet ve tasarrufunda bulunması nedeniyle Mera Komisyonunun 10.9.2007 tarih ve 119 sayılı kararı ile mera olarak tespitine karar verildiği, gerekçesiyle 3402 sayılı kadastro kanunun 16/B maddesi uyarınca sınırlandırılması yapılmıştır. Kadastro tutanağının arkasına verilen bilgiye göre tutanağa 16.12.2007 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, her ne kadar dava konusu taşınmazın babasından kaldığını açıklamamış ise de 3.6.2011 tarihinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar dava konusu yerin davacının babasından kaldığını bir kısmında değirmen bulunduğunu geri kalan bölümünde ise, buğday ektiğini açıklamışlardır. Dava konusu taşınmaz davacının babasından kaldığına ve babası ...’ın dosyadaki bilgilerden 1951 yılında öldüğü belirlendiğine göre miras bırakanın terekesi TMK’nun 701 ve 702 maddeleri gereğince elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp her birinin payı taşınmazın tamamı üzerinde söz konusudur. Aynı kanunun 702. maddesi uyarınca tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Davada bir tasarrufi işlem olduğuna göre tüm mirasçıların birlikte 3. kişilere karşı dava açmaları gerekir. Bu nedenle tereke ve dahil bir taşınmaz için bir veya birkaç mirasçının tek başına 3. kişi durumunda bulunan davalılara karşı mülkiyetin tespiti isteğinde bulunmaları mümkün değildir. Yani davacının aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti yoktur. Dava konusu taşınmaz yapılacak araştırma ve inceleme ile terekenin paylaşımı sonucu davacıya kalmış ise, davanın bulunduğu bu haliyle yürütülmesi ve aşağıdaki eksikliklerin yerine getirilmesi zorunludur. Şayet, muris ...’ten kalan tereke mirasçıları arasında ve tüm mirasçıların katılımı ile paylaşıma tabi tutulmamış ve halen terekeye dahil bir taşınmaz ise, davacının tek başına dava açma sıfatı bulunmadığından davanın bu sebeple reddine karar verilmesi düşünülmelidir.
Bundan ayrı teknikbilirkişinin krokisinde A harfiyle gösterilen 1053,43 m2’lik yer 104 ada 1 sayılı ve 97530 m2 yüzölçümlü mera parseli içerisinde kaldığı orta malı mera olarak sınırlandırıldığı, kamu orta malı sicilinde de yer aldığı dosya arasında bulunan meralara ait özel sicil kaydı ile kadastro tutanağından anlaşılmıştır. Söz konusu mera ... Köyü sınırları içerisinde yer aldığına ve onların merası olarak sınırlandırıldığına göre TMK’nun 713/3. fıkrası uyarınca hukuki yararları nedeniyle davanın ... Köy Tüzel Kişiliğine yöneltilmesi, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması, davaya katıldıkları takdirde delillerini ve tanıklarını bildirmeleri konusunda kendilerine süre ve imkan tanınması gerekir. Çünkü meraların kuru mülkiyeti Hazineye, kullanma hakkı ise, sınırları içinde bulunduğu köy, belde veya belediye halkına aittir.
Taşınmaz kadim mera olarak sınırlandırıldığına göre kadim ve tahsisli mera araştırılmasının yapılması zorunludur. Bu nedenle meranın sınırları içinde bulunduğu ... Köyüne ait kadim ve tahsisli mera kayıtlarının kadastro ve tapu müdürlüğü ile ilçe ve il özel idare müdürlüklerinden sorulması bunlara ait kayıt ve belgeler ile varsa mera paftaları getirtilerek dosya arasına konulması, kadastro tutanağının edinme sebebinde mera komisyonunda söz edildiğinden, şayet mera komisyonu bölgeye girmiş ise, dava konusu
taşınmazla ilgili olarak yaptığı işlemlere ait tespit tutanağı, alınan komisyon kararı, mera tahsis kararı ve kesinleşme tutanakları da aynı biçimde mera komisyonun bağlı olduğu birimden getirtilerek dosyaya eklenmesi, yaşlı yerel bilirkişilerin meradan yararı bulunmayan komşu köyler halkı arasından mahkemece belirlenmesi, aynı şekilde dava konusu taşınmazı çok iyi bilen yaşlı tanıkların komşu köyler halkı arasından seçerek mahkemeye bildirmeleri konusunda tüm taraflara süre ve imkan tanınması, yeniden yapılacak keşfe yerel bilirkişi ve tanıkların HMK’nun 243, 244 ve 259 maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıklarının teknik ve uzman bilirkişi ziraat mühendisi ile birlikte keşifte dinlenilmeleri, kadim ve tahsisli meraya ait kayıt ve belgeler ile mera paftaları ve il mera komisyonuna ait tüm bilgi ve belgeleri keşifte teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla uygulanılması dava konusu yerin kadim ve tahsisli mera kayıt ve belgeleri ile paftaları ve il mera komisyonu kayıtları kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi, bu kayıt ve belgeler kapsamında kalmadığının anlaşılması halinde dava konusu yerin kadim meradan açılmak suretiyle elde edilen yerlerden bulunup bulunulmadığının yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle açıklığa kavuşturulması davacının taşınmaz üzerindeki zilyetlik koşullarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde araştırılıp belirlenmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken aktif dava açma ehliyeti üzerinde durulmadan ve taraf teşkili sağlanmadan, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Kabul şekline göre de davalı ...’ya karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği halde vekalet ücreti konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmiş olması da doğru değildir.
Davalı ... temsilcisinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulu ile yerel mahkeme hükmünün HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’nun 428. maddesi hükmü gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine
Full & Egal Universal Law Academy