MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı payı alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ...14. Aile Mahkemesi'nden verilen 15.05.2012 gün ve 827/352 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, tarafların 1994 yılında evlendiklerini evlilik birliği içerisinde edinilen 109 ada 24 parsel üzerindeki 3 nolu tripleks villa, 81 ada 17 parsel ve 1812 ada 75 parsel üzerindeki 14 nolu dairenin edinilmiş mal niteliğinde olduğunu, bunlardan 14 nolu daire 1999 yılında müşterek olarak alınmış ise de davalının sorun yapması üzerine bu taşınmazın davalıya devredildiğini açıklayarak taşınmazların edinilmiş mallara katılma rejimi uyarınca tasfiyesine, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 50.000 TL'nin davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiş, birleşen 2012/126 Esas sayılı ek dava dilekçesinde, bilirkişi raporu çerçevesinde dava konusu villa için 95.520 TL, arsa için 15.723 TL ek katılma alacağının davalı taraftan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın yersiz açıldığını, taşınmazların müvekkilinin kişisel gelirleri, banka kredisi ve babasının yaptığı katkılarla satın alındığını, davacının katkısı olmadığını, ek dava ile açılan katılma alacağı talebinin TMK'nun 178. maddesi uyarınca 1 yıllık zamanaşımına uğradığını açıklayarak asıl dava ve ek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece önceki kararda, villa ve 81 ada 17 parsel yönünden davacının toplam 124.616 TL katılma alacağı bulunduğu belirlenmesine rağmen taleple bağlılık ilkesi uyarınca 50.000 TL. katılma alacağının davalıdan alınmasına karar verilmiş, hükmün davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairece, 3 nolu tripleks villa için 134.250 TL arsa için 25.723 TL katılma alacağı belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak 1812 ada 75 parsel üzerindeki 14 nolu bağımsız bölümün davacı tarafından 2002 yılında davalıya devredilmiş olmasının bağış olarak değerlendirilmesi gerektiği, dava dilekçesinde 50.000 TL istekte bulunulmuş ise de HUMK'nun 75/2, 213 ve 230.maddeleri uyarınca hangi taşınmaz için ne oranda alacak talebinde bulunduğunun somutlaştırılması gerektiğine işaret edilerek bozma sevk edilmiş, davacı ve davalı vekilinin başvurusu üzerine karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiş, mahkemece, bozmaya uyularak yapılan inceleme sonunda, 1812 ada 75 parsel üzerindeki 14 nolu dairenin bağış niteliğinde olduğu, ek davanın ise TMK'nun 178. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle bu yöndeki dava ve talebin reddine,
dava dilekçesi ve açıklama dilekçesindeki talep nazara alınarak tripleks villa için 39.000 TL, arsa için 10.000 TL katılma alacağının karar tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, dava konusu 3 nolu villa ile 81 ada 17 parsel üzerindeki arsaya ilişkin olarak davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 13.08.1994 tarihinde evlenmiş olup, 07.06.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 17.03.2008 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı 07.06.2006 tarihinde sona ermiştir (TMK'nun 225/2. m.). Sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden (4722 s.K.m.10) yasal edinilmiş mallara katılma rejimine tabidirler (TMK'nun 202. m.). Tasfiye ve temyize konu 109 ada 24 parsel üzerindeki 3 nolu villa 03.02.2003 tarihinde,81 ada 17 parsel üzerinde arsa 09.09.2002 tarihinde satın alınarak davalı ... adına tescil edilmiş, taşınmazlardan arsa niteliğindeki 17 parsel, 06.10.2005 tarihinde dava dışı Fatih Bulut’a devredilmiştir.
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mahkemece bozma ilamına uyularak sonucu dairesinde işlem tesis edildiğine, dava ve temyize konu taşınmazların değerleri ile davacının katılma alacağı bilirkişi marifetiyle usulüne uygun olarak belirlendiğine göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece taşınmazlar başında 23.01.2009 tarihinde keşif yapılmış ve taşınmazların bu tarihteki değerleri üzerinden davacının katılma alacağı belirlenmiştir. Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, mal rejiminin sona erdiği andaki durumlarına göre, tasfiye anındaki sürüm değerleriyle hesaba katılır (TMK'nun 228/1, 232, 235/1 m.) Tasfiye tarihi karar tarihidir. Buna göre, dava konusu taşınmazların karar tarihine en yakın tarihteki (ilk karar güncelliğini yitirdiğinden, verilecek karar tarihi) sürüm değeri uzman bilirkişiye hesaplattırılarak, az yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda davacının katılma alacak miktarının belirlenmesine ve bu tespit doğrultusunda, davacının katılma alacağına ilişkin davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken taşınmazların belirlenen değerlerinin güncelliğini yitirdiği gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalı vekili ek dava dilekçesinin tebliğinden sonra süresinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Mahkemece, TMK'nun 178. maddesi uyarınca açılan davanın zamanaşımına uğradığı görüşünden hareketle yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen karar Usul ve Yasa'ya uygun bulunmamaktadır.
TMK'nun 179. maddesi hükmüne göre, mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. 743 sayılı TKM'nin yürürlükte olduğu 01.01.2002 tarihi öncesi eşler arasında aynı Kanunun 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejimi geçerlidir. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan katkı nedeniyle açılan dava, katkı payı alacağı davasıdır. Belirtilen bu dönemde gerçekleştirilen ödemeye ilişkin uyuşmazlığın, Borçlar Kanunu hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerekir. Katkı payı alacağına ilişkin zamanaşımı konusunda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda bir hüküm mevcut değildir. Borçlar Kanunu'nun 125. maddesindeki “bu konuda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir.” hükmündeki (her dava) sözcüklerini “bütün alacaklar” olarak anlamak gerekir. Zamanaşımının başlangıcı da boşanma kararının kesinleştiği 17.03.2008 günüdür. Türk Medeni Kanunu'nun genel nitelikli hükümler kenar başlığını taşıyan 5. maddesi uyarınca Borçlar Kanunu'nun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.
Ayrıca; HGK'nun 17.04.2013 tarih ve 2013/8-375 Esas, 2013/520 Karar sayılı kararı ile katılma alacağı davalarının da 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu kabul edilmiş bu görüş Dairemizce de benimsenmiştir. Bu durumda edinilmiş mallara katılma alacağı davalarında da TMK'nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nun 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekecektir (mülga BK.m.125.). Ancak 10 yıllık zamanaşımının başlangıcı konusunda duraksama söz konusudur. Ağırlıklı görüş eşler arasında mal rejiminin sona erdiği tarih olan boşanma davasının açıldığı tarih başlangıç süresi olarak kabul edilmektedir. Ne var ki; 6098 sayılı TBK'nun 153/1-2. bendine göre "Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemeye başlamaz, başlamışsa durur". Kanunun bu açık hükmü gözetildiğinde başlangıç tarihi olan boşanma davasının açıldığı tarihte mal rejimi eşler arasında sona ermiş olsa bile zamanaşımı işlemeyeceğinden (duracağından) ve boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar da bu duruma devam edeceğinden ancak boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren TBK'nun 146. maddesinde öngörülen zamanaşımı işlemeye başlayacaktır. Yani zamanaşımının başlangıç tarihi saptanan bu olgu karşısında boşanma kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmesi uygun olacaktır.
Ek dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından, taşınmazların bilirkişi marifetiyle karar tarihine en yakın tarihteki güncelleştirilmiş değerleri üzerinden davacının katılma alacağı hususunda bir karar verilmesi gerekirken usul ve kanuna aykırı şekilde ek dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğu görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün, 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 727,65 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya ve 21,15 TL peşin harcında istek halinde temyiz eden davalıya iadelerine 13.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy