MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tescil
... ile Hazine ve müşterekleri aralarındaki tescil davasının kabulüne dair1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 12.06.2012 gün ve 801/420 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekilleri dava dilekçelerinde; yaklaşık 40 yıl önce vekil edenlerinin köyünde kadastro çalışmalarının yapıldığını, taşlık alanda kalan, ekilip biçilen yerin tespit harici bırakıldığını açıklayarak dava dilekçesinde mevki ve sınırlarını açıklandıkları taşınmazın TMK.nun 713. maddesi uyarınca vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemişlerdir.Davalı ... vekili 21.12.2010 tarihli cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın TMK.nun 715 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16/C maddesi kapsamında kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, 3083 sayılı Kanun'un 4/a bendi gereğince bu tür arazilerin uygulayıcı kuruluşun tasarrufuna geçtiğini, bölgede reform çalışmalarının yapıldığını, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca bu yerlerin Hazine'ye ait olması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.Diğer davalılara dava dilekçesi tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamışlardır.
Mahkemece, “… fen bilirkişisi ...’ın düzenlendiği 08.06.2012 tarihli ek raporunda belirtilen 27714,45 m²'lik alanın imar ve ihya edilmiş olması sebebiyle aynı ada son parsel numarası ile davacı adına tesciline…” karar verilmesi üzerine hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir.Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın taşlık niteliği ile tespit dışı bırakıldığı anlaşıldığından imar ve ihya koşullarının tamamlanıp tamamlanmadığı ve taşınmazın niteliği konusunda duraksama söz konusudur. Bu nedenle, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca imar ve ihya için aranan tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılıp belirlenmesi ve taşınmazın özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olduğunu hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması zorunludur. Bundan ayrı, davacı bakımından 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince miktar sınırlamaları yönünden miktar araştırılması yapılmadığı gibi, yerel bilirkişilerinde birlikte dinlenilmesi, HMK.nun 261. maddesine aykırıdır. O halde mahkemece yapılacak iş, davanın açıldığı 18.10.2010 tarihinden geriye doğru en az 20 yıl öncesine ait (1980-1990 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlüklü hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı'ndan, aynı yıllar arasında düzenlenmiş fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilerek dosya arasına konulması, teknik bilirkişinin rapor ve krokisi eklenmek suretiyle dava konusu ve tescili istenen taşınmazın Belediye nazım imar plan ya da uygulanabilir imar plan kapsamında kalıp kalmadığınınBüyükşehir Belediye Başkanlığından sorulması, imar planları kapsamında kalan bir yer ise buna ilişkin imar planını onaylı örneğinin ve bu planın hangi tarihte onaylandığına ilişkin yazının getirtilerek dosyaya eklenmesi, ondan sonra yapılacak keşifte hava fotoğrafları ile kadastro müdürlüğünden getirtilen paftalar ve imar paftasının Harita Mühendisi aracılığıyla zemine uygulanması, dava konusu taşınmazın hava fotoğraflarının çekildiği tarihler ile paftaların düzenlendiği tarihlere göre kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı, imar ve ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı, imar paftasında ne niteliği ile gösterildiği konularında hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıklamalı gerekçeli, Yargıtay ve tarafların denetimine açık raporun uzman bilirkişiden istenmesi gerekmektedir.Bundan ayrı 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca davacının aynı kadastro çalışma alanı içerisinde aldığı taşınmaz miktarları bakımından miktar araştırmasının yapılması, belgesizden edinilen taşınmazların sulu toprakta 40, kuru toprakta ise 100 dönüm olduğunun gözetilmesi, belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ile tapu kayıtlarının tapu sicil müdürlüğünden, zilyetliğe dayalı olarak açılan tescil davalarına ilişkin dosyaların ise ait olduğu mahkemelerden getirtilerek dosya arasına konulması ve miktar sınırlamaları yönünden göz önünde bulundurulması (davacının zilyetliğe dayalı tescil davası açıp açmadığı o yer hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulacak) ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. HMK'nun da tanıklar için öngörülen hükümler, aynı zamanda bilirkişiler hakkında da uygulanır. HMK'nun 261/1. madde ve fıkrası gereğince tanıklar ayrı ayrı dinlenir. Anılan hüküm uyarınca yerel bilirkişilerde keşif yerinde ayrı ayrı dinlenilmeleri gerekirken birlikte beyanlarının alınmış olması HMK'nun 261/1 madde ve fıkrasına aykırı düşer.Davalı ... vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 04.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy