MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu iptali ve tescil
... ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 19.07.2012 gün ve 302/187 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 102 ada 134 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında davalı adına tespit ve tescil edildiğini, bu taşınmazın 1/2 payının vekil edenine ortak miras bırakandan miras payı olarak kaldığını, tespitin hatalı yapıldığını açıklayarak davalı adına olan tapu kaydının 1/2 payının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı taraf, kadastro tespitinin doğru olduğunu, açılan davayı kabul etmediğini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, somut olayda davacının hisse devri yoktur, beyanına karşın davalının hisse devri vardır iddiasında bulunduğu, böylelikle davalının hisse devrinin varlığını ispat yükü altına girdiği, hisse devrini tanık beyanları ile ispatladığı neticeden davacının tespit esnasında bizzat dava konusu taşınmaz başında bulunduğu, yapılan tespiti gördüğü halde, yaklaşık beş sene sonra iş bu davayı açtığı, hal böyle olunca, davacının iddialarını TMK'nun 2. maddesi gereğince objektif iyi niyet kuralından uzak ve kendi içinde tutarsız beyanlarda bulunduğu anlaşılmakla, davacının davasının reddine karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davacı tarafından dilekçesinde yazılı nedenlerle temyiz edilmiştir.Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu parsele ilişkin kadastro tutanağının onaylı fotokopisi getirilmiştir. Senetsizden, tarla niteliğiyle, 8441,34 m2 olarak 8.5.2006 tarihinde tam mülkiyet üzere ... kızı ... adına tespit görmüş itirazsız olarak 1.7.2006 tarihinde kesinleşmiştir. Çap kaydı halen adı geçen kişi üzerinedir. Mahallinde keşif yapılmıştır. Yerel bilirkişi, dava konusu taşınmazın tarafların annesi ... 'ın 10 yıl kadar önce ölümü üzerine 1/2'şer hisse olarak davacı ve davalıya kaldığını, kadastro tespiti sırasında davacı ve davalının hazır olduğunu, davacının iş bu taşınmazın yarısının kendisi adına yarısının da davalı kardeşi adına olduğunu kadastro elamanlarına söylediğini, taşınmazın 1/2'şer paylı olarak taraflara ait olduğunu bildiğini açıklamıştır. Davacı tanıkları ... ve ... 'da ayni mealde beyanda bulunmuşlardır. Davalı tanıkları ... ve ... özetle; tarafların annelerinin 9-10 yıl kadar önce öldüğünü, davacı ve davalıya miras olarak kaldığını, kadastro tespitlerinin 2006 yılında yapıldığını, tespitin yapıldığı gün taşınmazın başında davacının bulunduğunu, davalının o sırada ... 'ta olduğunu, davacının tespit sırasında bu yeri davalı adına yazılmasını istediğini, hatta davalı ile telefonla görüştüğünü ve anlaştığını söylemesi üzerine tespitin tutanakta yazılı olduğu üzere yapıldığını açıklamışlar ve beyan etmişlerdir. Resen görevlendirilen bilirkişiler kroki ve raporlarını dosyaya sunmuşlardır. Açıklanan olgular tarafların ve mahkemenin bilgisi dahilindedir. Uyuşmazlık, kadastro sırasında tam mülkiyet üzere davalı adına tespit ve tescil edilen taşınmazın ortak miras bırakandan kalıp kalmadığı, murisin sağlığında bu yeri mirasçılarından birisine özgüleyip özgülemediği, ya da miras bırakanın ölümü tarihinden sonra mirasçılar arasında yöntemine uygun biçimde taksim edilip edilmediğinde toplanmaktadır.Bilindiği üzere ve kural olarak; miras bırakan adına olan bir taşınmaz ölümü ile tereke malı olup, elbirliği mülkiyet üzere tüm mirasçılarına intikal edeceği kuşkusuzdur. Mirasçıların bizzat veya yetkisi olan vekilleri aracılığıyla katılımları sonucunda muristen kalan taşınmazların tamamının veya bir kısmının taksim edilmesi olanaklıdır. Taksim sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ispat koşuludur. Ancak, sözlü taksim yapıldığı da tanık ve her türlü delille ispat edilebilir. Bundan ayrı, mirasbırakan kendisine ait bir ya da birkaç taşınmazını veya tüm malını veya taşınmazların bazı kısımlarını sağlığında tüm mirasçılarına paylaştırıp özgüleyebileceği gibi, bir veya birden fazla mirasçısına veya kişiye hibe, satış, ölünceye kadar bakım vs. sözleşmeleriyle de temlik etmesi mümkündür. Açıklanan bu ilke ve kurallardan sonra somut olaya gelince; tarafların ortak miras bırakanının sağlığında iş bu taşınmazı herhangi bir mirasçıya satış, bağış vs. şeklinde özgülemediği anlaşılmaktadır. Murisin ölümünden sonra mirasçıların kendi aralarında bu yeri taksim ettiklerine ilişkin herhangi bir delil elde edilememiştir. Bu durumda dava konusu taşınmazda davacının murisinden gelen ve davalı kişiye kadastro öncesinde satış - bağış şeklinde özgülemediği miras hakkının bulunduğu tartışmasızdır.Hal böyle olunca, davacının davasının kabulüne, miras payı oranında iptal ve tescile karar vermek gerekirken, somut olayla, değinilen ilkelerle örtüşmeyen ve yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Ayrıca, taşınmazın niteliği konusunda ve zemini ile ilgili yanlar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığına göre, taraflara fazlaca miktarda masraf olacak şekilde keşif heyetinde ziraat ve fen bilirkişinin görevlendirilmesi ve bunlardan iş bu dosya ile ilgili olmadığı halde rapor alınması doğru olmamıştır. Bilindiği üzere, adalet hizmetleri en kısa sürede, adil, en az masrafla yerine getirilmesi gerekir.Davalının temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerindedir. Kabulü ile hükmün BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 21,15 TL peşin harcın davacıya iadesine 11.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy