MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... ve müşterekleri, birleşen dosya davalıları ... ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 28.12.2010 gün ve 438/528 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ile davalılar vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ..., kök muris ...'e ait iken kadastro çalışmaları sonucunda ... mirasçıları adına tespit ve tapuya tescil edilen taşınmazın 1/7'sinin kendisine yakın muris...'den kaldığını,... ile diğer kayıt malikleri arasında yapılan taksim sonucu taşınmazın öncesinde...'nin ve ölümü ile de kendisinin zilyetliğinde bulunduğunu açıklayarak taşınmazın taksim sözleşmesi gereğince ve bunun mümkün olmaması halinde ölüm sebebine dayanarak davalılar üzerindeki tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Bir kısım davalılar ve bir kısım davalılar vekili açılan davayı kabul etmediklerini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, ölüm sebebine dayalı olarak açılan davanın kısmen kabulü ile ... ve Belediye yönünden feragat nedeniyle, tapuda ... adına kayıtlı 3/28 pay yönünden koşulları oluşmadığından davanın reddine ve tapuda kayıtlı diğer paylar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, kendi adına asaleten ve bir kısım davalılar adına vekaleten Av. ... ve reddedilen kısım yönünden davacı tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Öncesi 61 parsel olan dava konusu taşınmazın, kadastro yoluyla Mart 1327 tarih 61 ve 62 sıra numaralı tapu kayıtlarının kapsamında kaldığı, tapu maliklerinin 1939 yılında yaptıkları taksimle tarafların ortak kök miras bırakanları ...’e düştüğü, bu kişinin de 1952 yılında öldüğü belirtilerek paylı mülkiyet şeklinde dava dışı ...n ile davacının yakın miras bırakanı... S..., davalı ... ve diğer davalıların yakın miras bırakanları adına 25.11.1960 tarihinde tespit edilmiş, tutanak 23.2.1961 tarihinde
kesinleşerek tapu siciline tescil edilmiş, sonradan... S...’in 3/28 payı davacı ... adına “intikal” denilerek, ...’nun 3/28 payı oğlu ... adına “satış” denilerek tescil edilmiştir.
Davanın reddine dair ilk hükmün davacı tarafından temyizi üzerine Dairemizce yapılan ve yerel mahkemece uyulan 25.09.2006 tarih ve 2006/4149 Esas, 2006/5613 Karar sayılı ilamda özetle, paylı mülkiyet şeklinde tapulu taşınmazların haricen yapılan paylaşımları hukuken geçerli bir sonuç doğurmayacağından taksim yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik olmadığından red kararı onanmış, ölüm sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteği yönünden davacının 713/ 2. maddesindeki nedenlerden hangisine dayandığının açıklattırılması ondan sonra iptal ve tescil istenen paylar yönünden tapunun hukuki değerini yitirip yitirmediği üzerinde durulması gerekçeleriyle bozulmuş, davacının taşınmazın tamamını dava konusu ettiğine ilişkin açıklamasından sonra mahkemece şartları gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmiş, Daire 31.03.2009 tarih ve 2008/ 6120 Esas, 2009/ 1470 Karar sayılı ilam ile bozma ilamına uyulmasına rağmen gereğinin tam olarak yerine getirilmediği, davacının taşınmazın hangi nedenle hangi payın iptali ve adına tescilini istediğinin açıklattırılmasına, sunması halinde delillerinin toplanması ile sonucuna göre karar verilmesine işaret edilerek bozma sevk edilmiştir.
Davacı TMK'nun 713/2.maddesinde yazılı ölüm sebebine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davada çözümlenmesi gereken öncelikli sorun; eldeki temyiz incelemesinin yapıldığı aşamada yerel mahkemenin kararına dayanak oluşturan hükmün TMK'nun 713/2. fıkrasındaki; “…ölmüş…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesince iptaline ilişkin kararı ve bu karar yayımlanana kadar hükmün yürürlüğünün durdurulması kararının eldeki davaya etkisinin ne olacağı hususudur.
Davaya dayanak oluşturan TMK'nun 713/2. fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğünün, “Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarih ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline, bu sözcüğün uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmi Gazete'de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına 17.3.2011 tarihinde karar verilmiştir.”
Anayasa Mahkemesi Kararları'nın Özelliği ve Geriye Yürümezliğinin İrdelenmesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153/2. fıkrasında; Anayasa Mahkemesi'nin, bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceğini vurguladıktan sonra aynı maddenin 5. fıkrasında da “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır.
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği iptal kararları, İdari Yargıda verilen iptal kararlarından farklı bir özelliğe sahiptir. İdari Yargıda asıl olan iptal kararlarının geriye yürümesi yani iptal edilen idari işlemin doğduğu andan itibaren yok sayılması esas alınmasına karşın, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geriye yürümemesi asıldır. Bu bakımdan İdari Yargıdaki iptal kararları beyan edici, açıklayıcı nitelikte olduğu halde Türk Anayasa Yargısındaki iptal kararları genelde kurucu (inşai-yenilik doğurucu) niteliktedir.
Türk Anayasa sisteminde benimsenen iptal kararının geriye yürümezliği kuralının getiriliş amacı, kazanılmış hakları ve hukuksal güvenliği ortadan kaldırıcı ya da toplumun ... anlayışını zedeleyici sonuçlar doğurmasından kaygı duyulmasını önlemek, Devlete
olan güven duygularını sarsmamak, Devlet yaşamında hukuk kargaşasına neden olmamak, hukuk güvenliğini ve istikrarını sağlamak olarak özetlenebilir.Bu bakımdan iptal kararlarının geriye yürümezliği ilkesi, kabul edilen önemli bir ilkedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi; 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında, “Türk Anayasa sisteminde Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.” denilmek suretiyle konunun önemi vurgulanmıştır.
Esasen bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde, tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların (kazanılmış hakların) korunması Hukuk Devletinin bir gereğidir. O nedenle hukuksal ve maddi alanda etkisini göstermiş hukuk kuralları uyarınca tamamlanmış ve sonuçlarını doğurmuş bulunan kazanılmış haklara Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün geriye yürüyemeyeceğinin (ceza mahkûmiyetlerinde durum farklıdır) kabulü kaçınılmazdır.Bu durumda kazanılmış haklar kavramı Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir.
Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar, Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan “Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir Hukuk Devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve bu nedenle kabul edilemez.
Anayasa Mahkemesi'nin 19.12.1989 gün ve 1989/14 Esas, 1989/49 Karar sayılı kararında aynen; “bir hukuk kuralının yürürlüğü sırasında, bu kurala uygun biçimde tüm sonuçları ile kesin olarak edinilmiş hakların korunması Hukuk Devletinin gereği olduğunu” vurgulamaktadır. Bu karara paralel olarak Danıştay’da; 16.12.1966 tarih ve 1963/386 Esas, 1966/1642 Karar sayılı kararında; “iptal kararları geriye yürümez” kuralının kazanılmış hakları saklı tutmak, hukuk kararlılığı ve dolayısıyla kamu düzenini korumak amacıyla getirildiği görüşü benimsenmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, kural olarak Resmi Gazete'de yayımlandıkları tarihten itibaren ve geleceğe dönük olarak hukuki sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu nedenledir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce iptal edilen yasa kuralına dayanılarak verilen ve kesinleşmiş mahkeme kararının Anayasa Mahkemesi kararından etkilenemeyeceği açıktır. Yani Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının, iptal edilen yasa kuralına dayanılarak daha önce verilip kesinleşmiş olan hükme etkili olması olanaklı değildir.
Saptanan bu olgular karşısında Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının ya da kanunların geriye yürümezliği ilkesinin istisnalarını kamu düzeni, genel ahlak kuralları ile kazanılmış hak ilkesi oluşturmaktadır. Kazanılmış (müktesep) hakkın söz konusu olduğu durumlarda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının uygulanamayacağı kabul edilmektedir.
Eldeki dosyada söz konusu olan somut olaya gelince: TMK'nun 713/2. fıkrasında açıklanan üç ayrı hukuki sebepten biri olan “…ölmüş…” sözcüğünün Anayasa Mahkemesi'nce iptalinden sonra elde bulunan veya açılacak olan davalara etkisinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir. TMK'nun 713/1. fıkrasında; “tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” denilmiştir.
Aynı maddenin 2. fıkrasında ise; “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” amir hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi TMK'nun 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davaların başarıya ulaşması; bu fıkrada belirtilen koşullar yanında aynı zamanda 713/1. fıkrasındaki koşulların da gerçekleşmiş bulunmasına bağlıdır. Çünkü 2. fıkrada; “aynı koşullar altında…” denilmek suretiyle aynı maddenin 1. fıkrasına atıfta bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1. fıkradaki koşulların araştırılıp belirlenmesi zorunludur. TMK'nun 713/5. fıkrasının son cümlesinde ise; “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesi getirilmiştir. Bu ilke 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Kanunla anılan fıkraya eklenmiştir. 04.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararından önce 743 sayılı TKM'nin 639 (TMK'nun 713). maddesine dayalı olarak açılan davalarda mülkiyetin hangi tarihte doğacağı ve kazanılacağı konusu gerek uygulamada ve gerekse doktrinde oldukça tartışmalı idi. 04.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ile; “kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin TMK'nun 639/1. maddesine göre verilen tescil kararları inşai-ihdası (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlardır. Mülkiyet hakkı bu kararların kesinleştiği anda kazanılır.” görüşü benimsenmişti. Daha sonra 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK'nun 713/5. fıkrasının son cümlesiyle aynı maddenin 1 ve 2. fıkralarını da kapsayacak biçimde, mülkiyetin 1. fıkrada öngörülen koşulların oluşmasıyla kazanılacağı kabul edilmiştir.
İşte TMK'nun 713/5. fıkrasında mülkiyet, 1.fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur ibaresi TMK'nun 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan davalar açısından “kazanılmış (müktesep) hak” olarak kabul edilip edilemeyeceği sorunu karşımıza çıkmaktadır. Sözü edilen ibare ile 1 ve 2. fıkralarında yer alan tüm koşulların gerçekleşmesi yanında aynı maddenin 1. fıkrasında açıklanan 20 yıllık kazanma süresinin dolduğu anda mülkiyetin kazanılacağı kastedilmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesince yürürlüğünün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihinden önce dava açanlar (eldeki davalar) ile açmayanlar bakımından 20 yıllık kazanma süresi ve 2. fıkrada açıklanan maliki 20 yıl önce ölmüş olan kişi bakımından söz konusu süreler dolmuş ise bunlar açısından kazanılmış (müktesep) hakkın kabul edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekir.
TMK'nun 713/5. fıkrasına eklenen ibare ile mülkiyet hakkının tüm kazanma koşullarının oluşması ile 20 yıllık kazanma süresinin dolduğu anda kazanılacağı açıklandığına ve bu konuda hiçbir duraksama söz konusu olamayacağına göre az önce açıklanan durumlar bakımından kazanılmış hakkın varlığının kabulü gerekmektedir.
Yukarıda yapılan tüm açıklamalar da bunu doğrulamaktadır. 4721 sayılı Kanunla getirilen ve TMK'nun 713/5. fıkranın son cümlesi için gösterilen gerekçede de şu ifade yer almaktadır: “Gerçekten, mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunu cevaplayan bu yeni hükme göre, mülkiyet 1. fıkrada öngörülmüş olan bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacak, yani hâkimin vereceği tescil kararı geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracaktır.” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği iptal kararıyla birlikte 17.03.2011 tarihinde aynı zamanda; “…kararın Resmi Gazete'de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına” karar verilmiştir. Şu halde yürürlüğünün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihinden önce açılmış bulunan davalar bakımından maliki 20 yıl önce ölmüş ve o tarihten dava tarihine veya kayıt maliki adına bulunan tapu kaydının intikal gördüğü tarihe kadar diğer kazanma koşulları yanında 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür davalar bakımından kazanılmış (müktesep) hakkın kabulü gerekir. Uyuşmazlığa konu yapılan tapu kaydı; malikin ölüm tarihinden itibaren 20 yıllık kazanma süresi geçtikten sonra intikal görmüş ise bu tür intikal gören kayıt hukuken bir değer taşımaz ve intikal maliklerine herhangi bir hak bahşetmez. Yine dava açmamış ancak; Anayasa Mahkemesinin verdiği yürürlüğünün durdurulması karar tarihi olan 17.03.2011 tarihinden önce hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğunun da kabulü gerekmektedir. Bu gibi hak sahiplerinin 17.03.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir önemi bulunmamaktadır.
Bu açıklamalardan sonra kazanılmış hakkın olduğu gözetilerek TMK'nun 713/2. maddesi bakımından dosya incelendiğinde; davacı miras, intikal ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayanarak TMK'nun 713/2. maddesi gereği 264 ada 16 parsele ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Dava TMK'nun 713/2. maddesinde yazılı ölüm sebebine dayanılarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır. Taşınmaz kayıt maliklerinden ... bekar ve çocuksuz olarak 1982 yılında davacı ve davalıları, ... 1976 yılında bir kısım davalıyı,... Türkmen 1978 yılında davacıyı, ...1973 yılında bir kısım davalıyı, İshak Türkmen 1966 yılında bir kısım davalıyı mirasçı bırakarak vefat etmiş olup kayıt maliklerinden ... ve önceki kayıt maliki...'in 2001 yılında mirasçı bırakarak ölümünden önce bu kayıt malikinin payını 1998 yılında satın alan ... halen sağdır.
Gerçek şahıslar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında kayıt maliklerinin yasal mirasçıları belirlenerek davada taraf sıfatı aldıklarına, ... ile ...'nın taraf sıfatları bulunmadığına ve taşınmazda 3/28 pay sahibi olan ... payını 2001 yılında ölen ilk kayıt maliklerinden annesi ...ldığına göre, davacının tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun hükmün redde ilişkin kısmının ONANMASINA,
Av. ...'in kendi adına asaleten ve bir kısım davalılar adına vekaleten temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece davacı lehine ölüm sebebine dayalı olarak kazanma koşulları gerçekleştiğinden davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmaz yukarıda açıklandığı üzere birçok kişi adına paylı mülkiyet şeklinde tespit ve tapuya tescil edilmiştir. Söz konusu kayıt maliklerinden ...'in halen sağ olduğu, diğer kayıt maliklerinden 2001 yılında ölen Refika Kuru'nun kendi payını 1998 yılında çocuklarından davalı ...'ya devrettiği sabittir. Mahallinde yapılan keşifte dinlenen davacı tanığı dava tarihinden sonraki bir döneme ilişkin beyanda bulunmuş iken, davalılar tanığı ... somut olgulara dayalı olarak 1973 yılından beri komşu taşınmaz maliki olduğunu, taşınmazın ihtiyacı olan suyun kendisinden karşılandığını, bu süre boyunca her yıl farklı bir mirasçının gelerek kendisinden su aldığını ve hiçbir mirasçının müstakil 20 yıllık zilyetliğinin bulunmadığını bildirmiş, yerel mahkemenin gerekçesine esas teşkil eden ...
Kaymakamlığı İdare Kurulu'nun 16.12.1987 tarihli 3091 sayılı Yasaya göre verilen men kararında kayıt maliklerinden ... ile ... çocuklarından ...'nun taşınmazın tamamını traktörle sürmek suretiyle davacının zilyetliğini kabul etmedikleri görülmüştür. Bu halde davacının taşınmazda kazanmayı sağlayacak 20 yıllık nizasız fasılasız zilyetliği bulunduğunun kabulüyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Bununla birlikte tapuda müşterek mülkiyet şeklinde İshak Türkmen adına kayıtlı 3/28 pay yönünden davanın reddine karar vermek gerekli ise de,... mirasçılarının temyizi bulunmadığından bu husus bozma konusu yapılmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle bir kısım davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile hükmün kabule ilişkin bölümünün... adına kayıtlı 3/28 pay dışında kalan kısmının yukarıda açıklanan nedenlerle ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 388/4., (HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine, 285,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya ve 284,50 TL peşin harcında istek halinde temyiz eden davalılara iadesine 04.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy