MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
... ile ... aralarındaki değer artış payı alacağı davasının reddine dair ... 3.Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nden verilen 22.12.2011 gün ve 274/523 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde; 1982 yılında evlenip 2007 yılında boşanan tarafların evlilik birliği içinde, vekil edeni tarafından satın alınan ve davalı adına tapuya tescil edilen 2095 parsele ilişkin katkıdan kaynaklanan 30.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından; taraflar 19.10.1982 tarihinde evlenmiştir. 18.10.1990 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin Alman Mahkemesi kararının 11.12.1990 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi TMK 225/son maddesi gereğince boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Bu durum karşısında eşler başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinden, evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejimi, 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı 26.02.2010 tarihine kadar TMK'nun 202. maddesine göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.
Dava dilekçesinin içeriği, davacının yargılama aşamasındaki beyanları ve taşımazın edinme tarihi olan 30.04.2003, dava 4721 sayılı TMK.nun 202 ve devam maddeleri gereğince kabul edilen yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan ve TMK'nun 231, 232, 235 ve 236. maddeleri gereğince açılan katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiş ise de dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmediği saptanmıştır. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi,
davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36 ve HMK. nun 27. (HUMK. nun 73, AİHS. 6) maddeleri hükümlerinde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, Mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu halde Mahkemece, davalıya usulüne uygun tebligat yapılarak taraf teşkili sağlanmalı ve tarafların gösterdiği deliller toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, Mülga HUMK'nun 237. maddesi gereğince, açılan bir davaya karşı o davanın daha önce kesin hükme bağlanmış olduğunun kabulü için her iki davanın konusunun, dava sebeplerinin, dayanılan maddi olguların ve taraflarının aynı olması zorunlu olup, 1086 sayılı Yasayı yürürlükten kaldıran ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nun aynı konuyu düzenleyen 303. maddesi ''bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. '' Hükmünü içermektedir. Somut olayda ...3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas, 2007/92 Karar sayılı dosyasında, davacı ...'ün aynı gerekçe ile aynı davalı hakkında, aynı taşınmaza ilişkin katkısından dolayı taşınmazın tapusunun iptaliyle 1/2 payın adına tesciline karar verilmesini istediği, Mahkemece yapılan yargılama sırasında davacı vekili 02.02.2007 tarihli '' ...Mahkemenizin 2006/84 Esas sayılı dosyasında görülen davadan davacı müvekkilimizin talebi doğrultusunda feragat ediyoruz..." şeklindeki beyanı içerir dilekçesiyle feragat ettiğinden davanın reddine karar verilmiş ve karar 13.09.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Görüldüğü üzere her iki davanın sebebi, maddi olguları ve tarafları aynı ise de, önceki davanın konusu tapu iptali ve tescil isteğine yönelik iken, eldeki davanın konusunu mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı oluşturmaktadır. Kaldı ki 07.10.1953 tarih 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, gerek mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde ve gerekse katılma alacağının geçerli bulunduğu evrede ayin (mülkiyet) istenemeyeceğinden, tapu iptali ve tescil talepli davanın feragat nedeniyle reddinin eldeki dava için kesin hüküm oluşturmayacağının dikkate alınmamış olması da doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüne, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 388/4., HMK m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire İlamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine , 18.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy