MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Zilyetliğin korunması
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki zilyetliğin korunması davasının reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 27.03.2012 gün ve 440/238 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, dava dilekçesinde mevki ve sınırlarını bildirdiği yaklaşık 20 dönümlük tapusuz taşınmazı 50 yıl önce emek ve masraf ile imar-ihya ettiğini, taşınmazın halen tasarrufu altında bulunduğunu, taşınmazın bu şekilde zilyetliği altında bulunurken davalılar ..., ..., ... ve ...'nın kendisinin hastalığından yararlanarak taşınmaza müdahalede bulunduklarını açıklayarak, davalıların müdahalesinin menine ve taşınmazın kendisine teslim edilmesini istemiştir.
Davalılar, dava konusu taşınmazın ortak muris...dan kaldığını, mirasçılar arasında taksim yapılmamasına rağmen davacının taşınmazın tamamını kullandığını, 2010 yılında miras hakkına dayalı olarak tarlayı sürdüklerini bildirmiş ve davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, 1983 yılında yapılan tapulama çalışmalarında tescil harici bırakılan taşınmazda davacının hukuken korunması gereken bir hakkı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından, dava konusu taşınmaz 06.01.1983 yılında kesinleşen tapulama çalışmalarında tescil harici bırakılmıştır. Dava dilekçesi ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre davacı dava konusu taşınmazı imar-ihya ederek tarım arazisi haline getirdiğini, lehine TMK'nun 713. maddesindeki tescil şartlarının gerçekleştiğini ileri sürmüş ise de, mülkiyet hakkına dayanmamış 50 yıllık zilyetliğinin oluşturduğu hakka dayanan elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur. Bu halde davacının isteğinin TMK'nun 683. maddesinde düzenlenen hakka dayanan bir dava niteliğinde bulunduğu açıktır. ...'nin davada taraf durumunu almamış olması davanın görülmesine engel değildir. Ne var ki, keşif mahallinde dinlenen tanık beyanları çelişkili olup uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir.
Mahkemece yapılacak iş, yerel bilirkişi ve tanıklar HMK'nun 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince, keşif yerine davetiyeyle çağrılmalı uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenilmeli, dava konusu taşınmazın tescil harici bırakıldığı tarihten önce ve sonra kimin zilyetliğinde bulunduğu, zilyetliğin dava tarihine kadar kim tarafından ne şekilde sürdürüldüğü, ortak muristen kalmış olması halinde taksim yapılıp yapılmadığı, taksim yapılmamışsa intifadan men koşulunun bulunup bulunmadığı tanıklar ve yerel bilirkişilerden sorularak açıklığa kavuşturulmalı, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK'nun 261. maddesi uyarınca yüzleştirilmek suretiyle giderilmesine çalışılmalı ve toplanacak delillere göre bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-2 bendi gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 19.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy