(4721 S. K. m. 174, 202, 219, 220, 230, 231, 236) (743 S. K. m. 170) (4722 S. K. m. 10)
Dava: Davacı vekili, dava konusu 5645 ada 31 sayılı parselde bulunan 2 nolu bağımsız bölümün evlilik birliği içerisinde tarafların ortak birikimleriyle edinildiğini açıklayarak, mal rejiminin tasfiyesi kapsamında nizalı taşınmazın ½ payının iptaliyle vekil edeni adına tapuya tescilini; yargılama sırasında 03.04.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle istek sonucunu değiştirerek, 76.875 TL katılma alacağının davalıdan alınarak vekil edenine verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının uyuşmazlık konusu taşınmazın edinilmesinde katkısının bulunmadığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; hukukçu bilirkişinin 04.01.2012 ve 28.03.2012 tarihli raporları hükme esas alınarak, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine; 50.625 TL katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davacı vekili, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında taraflar arasında görülen boşanma davasında, davacı lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarının katılma alacağı hesabına pasif olarak dahil edilip, nizalı taşınmaza ilişkin borç olarak kabul edilerek, taşınmaz değerinden tenkis edilmesinin hukuka aykırı olduğu, maddi ve manevi tazminatların dava konusu taşınmaza ilişkin borç kalemleri olmadığını ileri sürerek, hükmü temyiz etmiştir.
Karar: Dava, 01.01.2002 tarihinden sonra yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nca yasal mal rejimi olarak kabul edilen ve TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince açılan edinilmiş mallardan kaynaklanan katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Taraflar 06.01.1976 tarihinde evlenmişler, 21.01.2008 (25.04.2008 - birleşen dava) tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve hükmün 25.02.2011 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Taraflar arasında, evlendikleri 06.01.1976 tarihinden 01.01.2002 tarihinde kadar 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, sözleşmeyle başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerine göre, 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TKM. m. 202, 4722 S.K. m.10). Taraflar arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2 nci fıkrası uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Dava konusu taşınmaz edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu 29.12.2003 tarihinde satış hukuksal sebebine dayalı olarak davalı eş adına tapuya tescil edilmiştir.
Temyiz edenin sıfatı ve temyiz sebeplerine göre, taraflar arasındaki uyuşmazlık, boşanma davasında eldeki davanın davacısı lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarının, edinilmiş mallara katılma rejimine tabi taşınmazdaki katılma alacağı hesabında pasif olarak kabul edilip edilmeyeceği, başka bir anlatımla hesaptan düşürülmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Her şeyden önce, boşanma kararıyla hüküm altına alınan tazminatlar TMK'nun 174 üncü maddesinde; edinilmiş mallara katılma alacağı ise, TMK'nun 202 ve devamı maddelerinde yer alan eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanmaktadır. Görüldüğü gibi, ikisi de birbirinden farklı alacaklardır. TMK'nun 174 üncü maddesine göre mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Her iki fıkranın açık kapsamlarından da anlaşıldığı üzere maddi ve manevi tazminatın unsurlarının edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan katılma alacağının koşullarından farklı düzenlendiği ortadadır. Eşin katılma alacağını isteyebilmesi için, eşin kusurlu veya kusursuz bulunması (236/2 nci fıkradaki zina veya cana kast durumu hariç) sonuca etkili olmadığı gibi, istekte bulunan eşin çalışıp çalışmamasının da bir önemi bulunmamaktadır.
TMK'nun 219 uncu maddesinin 1 inci fıkrasına göre edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri olarak tanımlanmıştır. Bu tanımda TMK'nun 174/1 ve 2 nci fıkralardaki tanımlardan farklıdır. Hangi tür malların edinilmiş mal sayılacağı TMK'nun 219 uncu maddesinde tek tek belirtilmiştir. Yine TMK'nun artık değer başlığını taşıyan 231 inci maddesinde; artık değer, eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar olarak nitelendirilmiştir. Görüldüğü gibi maddede yer alan ..bu mallara ilişkin borçlar.. tümcesiyle edinilmiş mallardan düşürülecek değerlerin (paraların) edinilmiş maldan kaynaklanan borç olması gerektiği biçiminde anlaşılmalıdır. Maddi ve manevi tazminatın bu kapsamda değerlendirilecek ve nitelendirilecek bir borç olmadığı açıktır. Bu konuda duraksamamak gerekir. Kaldı ki, TMK'nun 220/1 inci fıkrasının 3 nolu bendine göre manevi tazminat alacakları kişisel mallar arasında sayılmıştır.
O halde, boşanma kararıyla hüküm altına alınan manevi tazminatın edinilmiş mal olarak kabulüyle davalı yararına ve onun edinilmiş malının borcuymuş (pasifiymiş) gibi hesaptan düşürülmesine zaten olanak bulunmamaktadır. Şu gerçek olguyu da saptamakta yarar vardır. Her şeyden önce eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. TMK'nun 219/1 inci fıkrasında; yer alan
bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleri
ibaresiyle aynı Kanun'un 231/1 inci fıkrasındaki,
bu mallara ilişkin borçlar
tanımı birlikte gözetildiğinde mal rejiminin sona erdiği tarihte eşlerin mal varlıkları arasında maddi ve manevi tazminat diye bir mal mevcut bulunmamaktadır. Çünkü maddi ve manevi tazminat ancak boşanma kararının kesinleştiği tarihte belirginleşmektedir. Bu nedenlerle maddi ve manevi tazminatların hukuki sebeplerinin yasal mal rejiminin geçerli olduğu dönemde gerçekleştiğinin kabulüyle, davalının edinilmiş mal grubunun borcu (pasifi) olarak TMK'nun 230/2 nci fıkrası gereğince artık değer hesabından yani davacının katılma alacağından düşürülmesi mümkün değildir.
Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında, taraflar arasında görülen boşanma davasında eldeki davanın davacısı lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarının davalı yararına ve davacının aleyhine yorumlanacak biçimde TMK'nun 219 ve 231 inci maddeleri kapsamında davalının edinilmiş malının borcuymuş (pasifiymiş) gibi düşünülerek hesaptan düşülmesi ve bu şekilde davacının katılma alacağının hesaplanması isabetsiz olmuştur.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3 üncü maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 23.05.2013 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy