.......
... ve ... ile Hazine ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair........... verilen 17.07.2012 gün ve 1699/606 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili, davalı ... vekili ve davalı Hazine vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar vekili dava dilekçesinde, 59 ada 16 sayılı parselin tarla niteliğinde 25.000 m2’lik bir yer olduğunu, tapu kaydında malik hanesinin boş göründüğünü, yeni kayıtlara göre parselin pafta 4, 168 ada 14 parsel numarasını aldığını ancak bunun henüz tapuya işlenmediğini, vekil edenlerinin kırk yılı aşkın bir süreden beri aralıksız-çekişmesiz malik sıfatıyla zilyet olduklarını, özel mülkiyete elverişli yerlerden olduğunu, TMK'nun 713. maddesinde tescil davasının Hazine ile ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik olarak görünen kişilere karşı açılması gerektiğinin açıklandığını, malik hanesinin boş bulunması nedeniyle davanın Hazine ve Köy Tüzel Kişiliği'ne yöneltildiğini açıklayarak pafta 4, 59 ada 16 parselde (tapu kayıtlarına geçmemiş yeni kaydı; pafta 4, 168 ada 14 sayılı parsel) kayıtlı 25.000 m2’lik taşınmazın vekil edenleri adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, 01.03.2005 tarihli cevap dilekçesinde, taşınmazın özel mülkiyete konu olacak yerlerden olmadığını, kazanma koşullarının davacılar yararına gerçekleşmediğini, dava konusu yerin ........ adına tescil edilmesi gerektiğini ve köy halkı tarafından ortak kullanılan yerlerden olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı Köy Tüzel Kişiliği vekili, 11.01.2005 tarihli cevap dilekçesinde, dava konusu yerin davacılar tarafından kullanılmadığını, bu yöndeki iddialarının gerçek dışı olduğunu TMK'nun 713 ve 712. maddelerinin uygulanamayacağını, köy tüzel kişiliğince bu yerin kullanıldığını, köye ait bir yer olduğunu, TMK'nun 713/6. fıkrası uyarınca dava konusu yerin köy adına tesciline karar verilmesini ve davacıların davasının reddini istemiştir.
...........
Mahkemece, “…Dava konusu taşınmazın davacılara babalarından intikal ettiğini,12 Eylül ihtilali olduğunda da davacıların babalarının taşınmazını birlikte ekip biçtiklerini, kendi aralarından ikiye böldüklerini, öncesinden beri, davacıların babaları olan .........kardeşlerin kullandıkları tarla olduğunun beyanlardan anlaşıldığını, davacılar vekili, dava dilekçesinde sadece davacılar adına tescil isteğinde bulunduğunu, babalarından kalması nedeniyle tereke malı olduğunu, davacıların dosya arasında bulunan nüfus kayıtlarına göre kardeş değil amca çocukları olduklarını, davacı ...’nin babasını.......babasının ise.........olup vefat ettiklerini, miras bırakanların ölüm tarihi itibarıyla terekelerinin elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğunu, tüm mirasçıların tereke dahil taşınmaz üzerinde belirlenmiş payları olmayıp taşınmazın tamamı üzerinde söz konusu bulunduğunu, elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlar üzerinde tasarrufi işlemlerde oybirliği arandığını, davacılar tarafından açılan davanın dava dışı kalan mirasçıların paylarını kapsamadığını, tüm mirasçıların birlikte üçüncü kişilere karşı dava açması gerektiğini, dava dışı bulunan mirasçıların herhangi bir dava ve isteğinin bulunmadığını, davacılar yalnız kendi adlarına tescil isteğinde bulunduklarından taraf teşkilinin de bu aşamada yerine getirilmesinin olanaklı görülmediğini gerekçe göstermek suretiyle davacıların davası ile kazanma koşulları Köy Tüzel Kişiliği yararına gerçekleşmediğinden tescile ilişkin isteklerinin reddine”, karar verilmesi üzerine hüküm, davacılar ve davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davaların reddine karar verilmiş ise de mahkemenin bu yöndeki görüşlerine katılma olanağı bulunmamaktadır. Dava dilekçesindeki açıklamalar ve yargılama sırasındaki beyanlara göre davanın doğrudan bir tescil davası olduğu anlaşılmakta ise de dava konusu, pafta 4, 59 ada, 16 sayılı parselin Tapu Müdürlüğü'nden gelen tapu kaydına göre ada ve parsel numarasının doğru olduğu, 25.000 m2 yüzölçümlü olup iktisap hanesinde “kadastro" ibaresinin yazıldığı, "mülkiyet hanesinin sahibinin isim ve şöhreti bölümünün ise boş bırakıldığı, tarla niteliğinde bir yer" olduğu anlaşılmaktadır. Yine Tapu Müdürlüğü'nün aynı yazısı ekindeki kayda göre 3083 sayılı Kanun'a göre, 08.07.1996 tarih, 598 sayı ile topululaştırma alanına alındığı belirtilmiştir. Parselin tapu kaydından da anlaşıldığı üzere malik hanesinin tapulama (kadastro) çalışmaları sırasında boş bırakıldığı, bu hususun davacı tarafından da dava dilekçesinde açıklanmak suretiyle kabul edildiği görülmektedir.
Yapılan bu saptama karşısında görevli mahkemenin genel mahkemeler olmadığı ve genel mahkemelerin tapu kaydında ve kadastro tutanağında malik hanesi boş bırakılan bölümü doldurma yetki ve görevlerinin olmadığı bir gerçektir. 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 54. maddesine göre, malik hanesi boş bırakılan tutanak ya da tapu kayıtlarının malik hanesinin ancak Kadastro (tapulama) Mahkemeleri'nce doldurulabileceği öngörülmüştü. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30/2. fıkrasında ise “kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasında malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçılarında bulunduğu anlaşıldığı takdirde Hakim re'sen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür”, amir hükmüne yer verilmiştir. Bu fıkra hükmü uyarınca da yine tapu kaydında ya da kadastro tutanağında malik hanesi boş bırakılan kayıt ve tutanakların malik hanesinin ancak, Kadastro Mahkemeleri'nce doldurulabileceği öngörülmüştür.
Genel Mahkemelerde açılan davalar da, kendiliğinden hazırlama prensibi geçerli olup tüm delillerin taraflarca sunma kuralı geçerlidir. Hakim Kanun'un öngördüğü istisnalar .........
dışında kendiliğinden araştırma ve inceleme yapma, tapu kaydının ya da tutanağın malik hanesini doldurma yetki ve görevi bulunmamaktadır. Kadastro Mahkemeleri'nde ise bunun tam aksine re'sen (kendiliğinden) araştırma ve inceleme ilkesi geçerlidir. 3402 sayılı Kanun'un 30/2 ve mülga 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 54. maddeleri bu ilkeyi açıkça vurgulamaktadır. Bu bakımdan dava koşulu yani davacıların aktif dava açma ehliyetlerinin olup olmadığı ancak görevli mahkeme tarafından değerlendirilebilir. Kadastro Kanunu bir tasfiye Kanunu olup, gerçek hak sahibini tespit edip tescile karar verme yetkisi (3402 s.K.K. m. 30, 34) olduğuna göre, aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusu üzerinde durulmasına gerek bulunmamaktadır. Kaldı ki, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30. maddesi açık olup Hakim Kadastro Mahkemeleri'nde görülen davalarda davada taraf olsun veya olmasın gerçek maliki tespit edip onun adına tescile karar vermekle yükümlüdür. Bu ilke, kesin hüküm başlığını taşıyan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 34. maddesinde daha açık bir biçimde ifade edilmiştir.
Şu halde, tapu kaydının boş bulunan malik hanesinin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30.maddesi göz önünde bulundurularak gerçek hak sahibini belirleyip doldurması için dava dilekçesinin görev yönünden reddine dosyanın görevli ve yetkili Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulmuş bulunması doğru değildir.
Kabul şekline göre de Hazine’nin de tescil isteği bulunduğu halde bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması yerinde görülmemiştir.
Taraf vekillerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara ve davalı ...'ne ayrı ayrı iadesine 08.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.......
Full & Egal Universal Law Academy