MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı payı alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair ... 8. Aile Mahkemesinden verilen 11.09.2012 gün ve 66/646 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, tarafların 1989 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde alınan meskenin alınmasına ve davalı tarafından işletilen büfenin açılmasına kişisel malı niteliğindeki ziynet eşyalarının verilmesi suretiyle katkıda bulunduğunu açıklayarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 10.000 TL katkı payı alacağının dava tarihinden geçerli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın yersiz açıldığını, taşınmazın vekil edenin annesine ait taşınmazın satışından elde edilen gelirle alındığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 14.09.1989 tarihinde evlenmişler, 03.08.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 26.10.2011 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra bir yıl içinde başka mal rejimi seçilmediğinden, taraflar arasında bu tarihe kadar 743 Sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten sonra ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK'nun 202, 4722 SK.10 m.). Yanlar arasındaki mal rejimi, boşanma davasının açıldığı 03.08.2007 tarihinde sona ermiştir (TMK'nun 225/2). Dava konusu 39815 ada 4 parsel 27.12.1996 tarihinde satış yoluyla davalı ... adına tescil edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından davanın mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen taşınmazın alınmasına ve tarihi belirlenemeyen büfe işletmesinin açılmasına yapılan katkıdan doğan ve 743 sayılı TKM'nun 170.maddesi uyarınca açılan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırma yeterli olmadığı gibi ulaşılan sonuç da dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır.
Davacı vekili, dava konusu taşınmaz ile işletilen büfenin açılmasına müvekkiline ait ziynet eşyalarının satılmasından elde edilen gelirlerle katkıda bulunduğunu ileri sürmüş, yargılama sırasında dinlenen davacı tanıkları, davacıya ait 25 civarında bilezik bulunduğunu,
davacı ziyarete geldiğinde ziynet eşyaları sorulunca, taşınmazın alınması ve büfenin açılmasında kullanıldığını söylediğini bildirmişlerdir. Bu açıklamalar karşısında davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş; davacının bozdurduğu ziynet eşyalarının cins ve miktarlarının ayrı ayrı belilenmesi, iddia ve savunmalar dikkate alınarak davalının binanın alınması ve büfenin açıldığı tarihe kadar ki toplam gelirinden davalının sosyal statüsü ve durumuna göre yapabileceği kişisel harcamalar ile kocanın 743 sayılı TMK.nun 152. maddesi uyarınca evi geçindirmek yükümlülüğü uyarınca yapması gereken harcamalar çıktıktan sonra yapabileceği tasarruf miktarının ne olacağının belirlenmesi için konunun uzmanı bilirkişiden rapor alınması, davacının ziynet eşyaları, davalının elde ettikleri gelirle sağlayabileceği katkı miktarının ayrı ayrı saptanması, daha sonra toplam tasarruf miktarı karşısında davacı eşin katkı oranının bulunması, bulunan bu oranın dava konusu mal varlığının dava tarihindeki değeri ile çarpılarak varsa katkı alacağının tespit edilmesi, bunun olanaklı olmaması halinde ve aşağıda belirtilen yemin delili ile de bir sonuca varılamaması durumunda, somut olayın özelliği, dosya kapsamı ve davacı kadının dosyaya yansıyan durumu, hakkaniyet ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkeleri ile TMK.nun 227, 6098 sayılı TBK'nun 50 ve 51 (818 sayılı BK.nun 42 ve 43.) maddelerinin uygulanmasının düşünülmesi, böylece hak ve adalet duygusunun tatmininin sağlanması bakımından toplanacak tüm deliller birlikte dteğerlendirilerek Mahkemece davacıya uygun alacak niteliğinde bir tazminatın takdiri konusunda bir karar verilmesi gerekmektedir.
Öte yandan; davacı dava dilekçesinde “...her türlü ...” kanıt demekle yemin deliline de dayandığının kabulü gerekmektedir. TC. Anayasasının 36. maddesinde, herkes meşru vasıta ve yollarla mahkemelerde iddia ve savunma hakkına sahiptir. Yine TMK.nun 6.maddesine göre, iddia eden iddiasını ispatla mükelleftir. Davacının iddiasını ispat bakımından yemin deliline de dayandığı anlaşıldığına göre, öncelikle davacı tarafa yemin teklif hakkını kullanmak isteyip istemediğinin sorulması, kullanmak istediği takdirde usulüne uygun bir biçimde davalının HUMK.nun 337 (HMK.nun 227.m. vd) maddesi gereğince davet edilmesi ve HMK.nun yemine ilişkin hükümleri dikkate alınarak usulüne uygun bir biçimde yemin teklifini kabul ettiği taktirde davalının yeminli beyanının alınması ve elde edilecek sonuca göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken Mahkemece bu gerekliliğe uyulmadan yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 06.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy