MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ:Tescil
... ile Hazine, ... Köyü Tüzel Kişiliği ve ... Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 20.09.2012 gün ve 254/405 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, mevkii ve sınırlarını açıkladığı 78844,20 m2 yüzölçümündeki taşlık arazinin vekil edeni tarafından imar ve ihya edildiğini, aralıksız ve çekişmesiz 20 yılı aşkın bir zamandan beri tasarruf ettiğini açıklayarak dava konusu yerin vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, 3.11.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanılacak yerlerden olmadığını, buna ilişkin tüm koşulların araştırılması gerektiğini, Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden olduğunu açıklayarak davacının davasının reddine, dava konusu taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.Taşınmazın sınırları içerisinde bulunduğu davalı ... Köy Tüzel Kişiliğine dava dilekçesi tebliğ edilmesine rağmen yargılama oturumlarına katılmamış ve herhangi bir beyanda da bulunmamıştır.Mahkemece, teknik bilirkişiler ... ve ... tarafından düzenlenen 3.11.2011 havale tarihli rapor ve krokide; A harfiyle gösterilen 79105,90 m2 yüzölçümlü yer bakımından davanın kabulü ile aynı ada son parsel numarası verilmek suretiyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK’nun 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir.Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi taşınmazın büyüklüğü de göz önünde tutulduğunda niteliği konusunda duraksama söz konusudur. Kadastro Müdürlüğünün 15.4.2010 tarih, 1316 sayılı karşılık yazılarına göre, dava konusu yerin tapulama çalışmaları sırasında taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakıldığı belirlenmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile komşu parsel tutanaklarının tespit tarihlerine göre, taşınmazın bulunduğu yörede 1970 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında taşlık niteliğiyle tespit dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili de dava dilekçesinde, dava konusu yerin taşlık niteliğinde bulunduğunu açıkladığına göre, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde yer alan imar ve ihyaya ilişkin tüm olumlu ve olumsuz koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılıp saptanması zorunludur. Davacı ... 1.1.1958 doğumlu olup, tespit tarihi ile doğum tarihi ve keşif tutanağında yer alan bilgiler birlikte gözetildiğinde çok genç yaşta bulunan bir kişinin bu kadar büyüklükteki bir yeri imar ve ihya etmesi konusunda duraksama yaratmaktadır. Bir yerin imar ve ihya edilip edilmediği, hangi tarihte imar ve ihya edildiği hususunun belirlenme yöntemi hava fotoğrafları ile fotoplan, fotogrametrik ve fotometrik paftalardan yararlanılarak saptanması mümkündür. Bu nedenle eldeki davanın açıldığı 31.03.2010 tarihinden geriye doğru en az 20 yıl öncesine ait (1970 – 1980 arası) iki ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlüklü hava fotoğraflarının yöntemine uygun bir biçimde getirtilerek dosya arasına konulması, aynı tarihler arasında düzenlenmiş fotoplan, fotometrik ve fotogrometrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğünden istenerek dosyaya eklenmesi, yeniden yapılacak keşifte konunun uzmanı üç jeodezi ve fotogrametrik mühendisinden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla, hava fotoğrafları ile istenen paftaların zemine uygulanması, hava fotoğraflarının çekildiği tarihlere göre dava konusu taşınmaz ve çevresinin kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı veya hangi nitelikte bulunduğu, yine İl Kadastro Müdürlüğünden istenen paftaların düzenlendiği tarihler esas alınarak tesciline karar verilen taşınmazın imar ve ihya edilip kültür arazisi olarak kullanılıp kullanılmadığı ya da ne durumda bulunduğu hususlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi, uzman bilirkişilerden gerekçeli tarafların ve Yargıtay’ın denetime açık rapor istenmesi gerekmektedir. Bundan ayrı, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK’nun 243, 244, 259. maddesi gereğince keşif yerine davetiyeyle çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, davacının hangi tarihte taşınmazın imar ve ihyasına başladığı, imar ve ihyayı ne şekilde sürdürdüğü ve hangi tarihte imar ve ihyanın tamamlandığı konularında yerel bilirkişi ve tanıkların bilgilerine başvurularak saptanması, imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığının hesaplanması, daha önce götürülmeyen başka bir uzman bilirkişi ziraat mühendisi aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı incelenerek yukarıdaki açıklamalarda göz önünde tutularak kendilerinden gerekçeli, denetime açık, karşılaştırmalı rapor istenmesi, bir önceki bilirkişinin raporundaki gerekçelerde eleştirilerek aynı konuda görüşünün ortaya konulmasının istenilmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.Öte yandan, davacı dava dilekçesinde açıkça 78844,20 m2 yerin tescilini istediği halde, HMK’nun 26 (HUMK. m.74) maddesi göz ardı edilerek istekten fazlaya hükmedilmesi de doğru değildir. Hakim, istekle bağlı olup, ondan fazlasına ve başka bir şeye karar veremez. Ancak, aza hükmedebilir.Bundan başka, Hazine cevap dilekçesi ile dava konusu yerin adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istediği halde, bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi de yerinde görülmemiştir.Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.