MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu iptali ve tescil
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 27.06.2012 gün ve 288/110 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar ..., ..., ..., ..., ... taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul ve Kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 21,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 3.967,01'er TL'nin temyiz edenler ..., ..., ..., ..., ...'den ayrı ayrı alınmasına, 28.10.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı vekili, dava konusu ... ilçesi, ... Mahallesi, 15 ada, 44 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmalarında ... adına tespit ve tescil edildiğini, bu taşınmazın tespit maliki olan kişinin 27.02.1966 tarihinde öldüğünü, davacının bu taşınmazı 1983 yılından bu tarafa malik sıfatıyla aralıksız ve nizasız olarak kullandığını açıklayarak davalıların murisi adına kayıtlı olan parseldeki tapu kaydının TMK.nun 713/2. maddesinde yazılı olan ölüm sebebi ile iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılara dava dilekçesi yöntemine uygun olarak tebliğ edilmiş, oturumlara katılmamışlar ve cevap vermemişlerdir.Mahkemece, TMK'nun 713/2.maddesindeki koşulların davacı lehine gerçekleştiğinden bahisle davanın kabulüne, dava konusu 15 ada, 44 nolu parselin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.Hüküm, süresi içerisinde davalı ... ile ... mirasçısı ..., ..., ... taraflarından dilekçelerinde yazılı olan gerekçelerle ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Davacı vekili ise, temyize cevap dilekçesinde, yargılama gideri ve avukatlık ücretine ilişkin herhangi bir taleplerinin olmamasına rağmen mahkemece 6672,16 TL vekalet ücreti ile 726,50 TL yargılama giderinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine ilişkin kararın zühule ilişkin olduğunu bu durumun karar yerinden çıkartılarak düzeltilerek onanmasını istemiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu parsele ilişkin kadastro beyannamesinin fotokopisi getirtilmiştir. Arsa niteliğiyle, 204 m2 olarak, senetsizden, tam mülkiyet üzere, ... oğlu ... adına tespit görmüş ve 17.04.1979 tarihinde kesinleşmiştir. Getirilen çap kaydına göre, taşınmaz 22.05.2009 tarihi itibarıyla ... adına tescilli olduğu görülmüştür. Veraset belgesi getirilmiştir. ... ve ... 'den olma 1947 doğumlu ... 'in 27.02.1966 tarihinde öldüğü, mirasçısı olarak kardeşleri ... , ... , ... , ... , ... , ... ve ...'in kaldıkları anlaşılmıştır. Dosya içerisinde o yer Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1995/153 Esas, 2001/13 Karar sayılı tapu kaydının düzeltilmesi istekli olarak ...'in açmış olduğu davanın 15 ada 44 nolu aynı parsele ilişkin olduğu tapu kaydındaki kişi ile kendisinin aynı şahıslar olmadığından maddi hatanın düzeltilmesini talep ettiği, yapılan yargılama sonucunda, davanın 31.01.2001 tarihinde reddine karar verildiği görülmüştür. Ne var ki, söz konusu kararın kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamamıştır. Açıklanan olgular tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Uyuşmazlık, kadastro çalışmalarında dosyadaki nüfus aile kayıt tablosu ile hasımsız veraset belgesinden anlaşılacağı üzere ölü olduğu anlaşılan ... ve ... 'den olma ... adına tespit ve tescil edilen taşınmazla ilgili olarak TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebine ilişkin davada davanın kabulüne dair kararın doğru olup olmadığında toplanmaktadır.Bilindiği üzere kural olarak; TMK'nun 713/2. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-c maddesindeki dava sebeplerinin aynı olduğu eldeki davanın kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra TMK'nun 713/2.maddesindeki "ölmüş" sebebine dayanıldığından Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarih ve 2009/58, 2011/15 Esas ve Karar sayılı kararında yazılI olduğu üzere kanun metninden ölmüş kelimesi çıkarılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153/2. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının derdest olan davalara uygulanacağı Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 14. Hukuk Dairesi ve 20. Hukuk Dairesi ile Hukuk Genel Kurulu'nun kararlık kazanmış içtihadları gereğidir. Ayrıca, Dairemizin benzer diğer olaylarda da Anayasa Mahkemesinin 153/2. maddesinin derdest davalara uygulanacağı istikrarlı bir şekilde uygulanmaktadır. (Hazinenin, kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kalan taşınmazlarla ilgili olarak açtığı ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının derdest dosyalarda uygulanacağına ilişkin yüzlerce kararda uygulanmıştır.) Nitekim, Hukuk Genel Kurulu'nun 12.12.2012 tarih, 2012/4-523-1191 Esas-Karar sayılı içtihadı, Hukuk Genel Kurulu'nun 23.02.2005 gün, 2005/21-66-93 Esas-Karar sayılı ilamı, Hukuk Genel Kurulu'nun 10.10.2012 tarih, 2012/4-441-710 Esas-Karar sayılı ilamı ve Hukuk Genel Kurulu'nun 13.06.2013 gün, 2012/4-173-179 Esas-Karar sayılı ilamlarının Genel Kuruldaki görüşmelerine katılan isimleri o kararlarda yazılı Dairemiz üyeleri de bu mealde oy kullanmışlardır. H.G.K.'nın benzer kararlarında Anayasa Mahkemesi'nin 153/2.maddesinin derdest davalara uygulanacağına ilişkin olmasına rağmen Dairede aksine oy kullanmaları kendi hukuki ve kişisel tercihleridir. Ancak hukukta da istikrar önemlidir.Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesi'nin değinilen kararının somut olaya uygulanacağı tartışmasızdır. Kaldı ki, TMK'nun 713/5. maddesindeki koşullar sadece aynı Kanunun 713/1. maddesindeki koşullara ilişkindir. Öyle ise iş bu davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır. Açıkladığım gerekçelerler sayın çoğunluğun görüşlerine katılmam olanaklı değildir. Davalıların temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kararın bozulması gerektiği kanaatindeyim. Ayrıca, yargılama giderlerinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükümde Dairenin istikrarlı kararlarındaki uygulamaya aykırıdır. Kaldı ki, davacı tarafın bu yönde bir talebi de yoktur. Hakim talepten fazlaya hükmedemez. Bu durum düzeltilerekte onanamaz. Çünkü yerel hakimin ısrar hakkı elinden alınmış olur. Bu yönde de bozma yapılması gerekirken formül onama şeklinde tecelli eden görüşlerin doğru olmadığı kanaatindeyim. 28.10.2013
Full & Egal Universal Law Academy