MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
K A R A R
İşin niteliği bakımından temyiz tetkikatının duruşmalı olarak yapılmasına HUMK'nun 438. ve İİK'nun 366. maddeleri hükümleri müsait bulunmadığından bu yoldaki isteğin reddi oybirliğiyle kararlaştırıldıktan sonra işin esası incelendiğinde;
Alacaklı banka tarafından borçlu aleyhinde, ticari taşıt kredisi ve taşıt rehni sözleşmelerine dayalı olarak taşınır rehninin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip başlattığı, borçlunun kısmi itirazı üzerine, alacaklı vekilince borçluya gönderilen hesap kat ihtarnamesiyle itirazın kaldırılması isteminde bulunduğu, Mahkemece borçlu tarafından yapılan tüm ödemeler nazara alınarak, borcun kalmadığı tesbit edilerek istemin reddine karar verildiği, kararın temyizi üzerine Yargıtay ilgili Dairesince, borçluya gönderilen hesap özetlerinin İİK'nun 68/b maddesi gereğince itirazsız kesinleştiğinden, ihtarneme tebliğ tarihi ile borçlunun ödeme emri tebliğ tarihine kadar ki dönemde yaptığı ödemeler nazara alınarak sonucuna göre karar verilmesi amacıyla bozulduğu, Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra yapılan yargılama sonunda, takip konusu taşıt kredilerinin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici kredisi niteliğinde olduğundan İİK'nun 68/b maddesinin uygulama yerinin bulunmadığı, alacağın varlığı ve miktarının Tüketici Mahkemesi'nde yargılamayı gerektirdiğinden bahsile itirazın kaldırılması talebinin reddine karar verildiği görülmektedir.
Yapılan Mahkeme uygulaması yönünden durum değerlendirildiğinde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
.//..
- 2 -
2012/14140 - 2013/1623
Bir Mahkemenin Yargıtay Dairesi'nce verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK). Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Somut olayda bozma ilamında, borçluya gönderilen hesap katı ihtarının itiraz edilmeyerek kesinleştiğinden, İİK'nun 68/b maddesi gereğince bu ihtarname ve borçlunun ihtarname tebliğ ile ödeme emri tebliği tarihine kadar ki varsa ödemelerinin de mahsubu ile oluşacak sonucu göre bir karar verimesi gerektiğinden bahisle kararın bozulduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda Mahkemece hükmüne uyduğu bozma ilamı gereğince alacaklı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu ve ihtarnamenin İİK'nun 68/b maddesinde belirtilen belge vasfında bulunduğu hususunu kesinleştiği nazara alınarak, ilam doğrultusunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi yerine, yazılı şekilde talebin reddi yönünden hüküm kurulması isabetsizdir.
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m. 297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 18.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy