....
... ve müşterekleri ile ...... ve ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair ......erilen 21.03.2012 gün ve 316/127 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili dava dilekçesinde; 21 ada 2 sayılı parselin 1959 yılında yapılan kadastro çalışmalarında vekil edenleri adına tespit edildiğini, 115 ada 5 ve 6 nolu parsellerin daha sonra Hazine adına tapuya bağlandığını, Hazine adına tapuya bağlanan bu yerlerin tapu kayıtlarının iptali ile tescil dışı bırakılan bölüm ile birlikte vekil edenlerine ait 115 ada 2 numaralı parselle birleştirilmek suretiyle veya ayrı bir parsel adı altında vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerlerin zilyetlikle kazanılacak yerlerden olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı ... Köyü Tüzel Kişiliğine dava dilekçesi tebliğ edilmesine rağmen yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, 115 ada 5 ve 6 nolu parsellerle ilgili davanın reddine, tespit dışı bırakılan ve teknik bilirkişilerin krokisinde A harfiyle gösterilen 4350,84 m2’lik taşınmazın tarla niteliğiyle davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine, hüküm davalı Hazine vekili tarafından sadece tescil dışı bırakılan krokide A harfi ile gösterilen hüküm bölümü bakımından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK’nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, kazanma koşullarının davacılar yararına oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. 19.03.2004 tarihli yargılama oturumunda; keşif günü belirlenmiş, mahalli bilirkişi ile yerel bilirkişilerin davetiyeyle çağırılmalarına, masrafın yatırılması konusunda davacı tarafa süre verilmesine karar verilmiş, tanıklarının ne şekilde dinleneceği konusunda herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Keşif gününün verildiği 27.04.2004 tarihinde keşfin yapılmaması nedeniyle 05.05.2004 tarihli yargılama oturumunda, 24.05.2004 tarihinde saat:10’da önceki ara kararı doğrultusunda keşfin icra edilmesine karar verilmiştir. Görüldüğü gibi, keşif ara kararlarında araç ücreti belirlenmediği gibi, tanıkların ne şekilde çağırılıp dinleneceği konusunda bir açıklamaya da yer verilmemiştir.
......
Bu şekildeki bir keşif ara kararının geçerli hukuki sonuç doğurması mümkün olmadığı gibi, yöntemine uygun bir biçimde verilmiş keşif ara kararından da söz edilemez. Bundan ayrı, davacı taraf 20.02.2004 tarihli dilekçesi ile iki tanık, davalı Hazine vekili de 25.02.2004 havale tarihli dilekçesiyle, üç tanık ismini bildirdiği, mahkemece, zabıta aracılığıyla üç tane yerel bilirkişi ismini içeren listeyi aldığı ve dosya arasına koyduğu halde, yerel bilirkişi listesi dışında keşif yerinde hazır bulunanlar arasında başka bir bilirkişinin seçilmesiyle ve tek bir yerel bilirkişinin beyanına dayanılarak 4350,84 m2’lik yer hakkında kabul kararı verilmesi doğru değildir.
Zilyetlik, maddi olaylardan olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14/1. maddesi gereğince yerel bilirkişi ve tanık dahil her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Tarafların bildirdikleri tanıklardan vazgeçme olmadığı halde, mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin tanıklar ile yerel bilirkişi listesinde yer alan yerel bilirkişilerin somut olgunun ortaya çıkması bakımından dinlenilmemesi anılan madde hükmüne aykırıdır. Bundan ayrı, taşınmaz ........ nehrinin bulunduğu yerde yer almakta olup, beyanlara göre yatak değiştirmesi sonucu ortaya çıktığı anlaşıldığından taşınmazın niteliği konusunda duraksama söz konusudur. Dosya arasında yer alan ............ mera parsellerine ilişkin 1/5000’lik haritada sanki dava konusu A harfiyle gösterilen yerin eski mera parseli içerisinde kaldığı izlenimi edinilmektedir. Bu nedenle bu mera paftalarının kadastro paftalarıyla birlikte uzman bilirkişiyle zemine uygulanması ve mera parseli içinde kalan yerlerden olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekir.
O halde Mahkemece yapılacak iş; taşınmazın gerçek niteliğini belirlemeye yarayan hava fotoğraflarından yararlanılması gerekmektedir. Davanın açıldığı 12.11.2003 tarihinden geriye doğru en az 20 yıl öncesine ait (1973 – 1983 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığı'ndan yöntemine uygun bir biçimde getirtilerek dosya arasına konulması, yeniden yapılacak keşifte daha önce götürülmeyen uzman bilirkişi jeodezi ve fotoğrametri mühendisi aracılığıyla uygulanması, hava fotoğraflarının çekildiği tarihlere göre dava konusu taşınmaz ve çevresinin kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı, imar ve ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı, imar ve ihya edilmişse hangi tarihte tamamlandığı veya hava fotoğraflarının çekildiği tarihlere göre ne durumda bulunduğu konularının açıklığa kavuşturulması, taşınmazın gerçek niteliğinin saptanması, açıklanan konularda uzman bilirkişiden gerekçeli ve denetime açık rapor alınması, dava konusu yerin hava fotoğrafları üzerinde işaretlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, yerel bilirkişi listesinde yer alan kişiler ile taraf tanıklarının HMK’nun 243 ve 244. maddeleri gereğince, davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, çağrıya uymamaları halinde HMK’nun 245. maddesinin gözönünde bulundurulması, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle adı geçenlerin keşif yerinde dinlenilmeleri, taşınmazın ne zamandan beri davacı tarafından kullanılmaya başlandığının açıklığa kavuşturulması, imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olup olmadığının yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak saptanması, imar ve ihyaya muhtaç yerlerden ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi gereğince buna ilişkin tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılıp saptanması, mera paftaları uygulanmak suretiyle dava konusu yerin mera paftası kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve
.....
HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 19.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
.......