.......
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ........ verilen 20.06.2012 gün ve 114/270 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde;....... parsel sayılı taşınmazın vekil edeninin murisi ......... mirasçılarına kaldığını, mirasçıları arasında yapılan rızai taksim sonucunda vekil edeninin payına isabet ettiğini, kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit edilerek tapuya tescil edildiğini açıklayarak taşınmazın tapu kaydının iptaline, vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili, cevap dilekçesinde özetle davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile ........120 ada 16 nolu parselin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro öncesi kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal nedenlerine dayalı olarak, TMK'nun 713/1 ve 996. maddeleri ile 3402 sayılı Yasa'nın 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali tescil davasıdır.
Mahkemece, davacı yararına kazanmayı sağlayan zilyetlik koşullarının oluştuğu benimsenerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki; keşif sırasında iki yerel bilirkişinin birlikte dinlenilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi davacı tarafından bildirilen tanıkların vazgeçme olmadığı halde dinlenilmemesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Uyuşmazlık konusu taşınmaz 02.04.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve ekonomik yarar sağlanması mümkün olan yerlerden olduğu, kimsenin mülkiyet iddiasında bulunmadığı belirtilerek Hazine adına ham toprak vasfıyla tespit edilmiş, tespitin 25.05.2007 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine aynı tarihte tapu kaydı oluşmuştur.
.......
Dairenin yerleşmiş içtihatlarına göre, tanıklar hakkındaki hükümler aynı zamanda yerel bilirkişiler hakkında da uygulanır. Bu nedenle de, HMK'nun 261 (HUMK. m. 265) maddesi gereğince tanıklar gibi yerel bilirkişilerinde ayrı ayrı huzura alınıp dinlenmeleri gerekmektedir. Beyanları hükme esas alınan yerel bilirkişilerin keşif sırasında birlikte dinlenmeleri az önce açıklanan Yasa maddesine aykırı olmuştur.
Zilyetlik, maddi olaylardan olup her türlü delille ispat edilebilecek hususlardandır. (3402 sayılı KK.nun 14. maddesi) 6100 sayılı HMK'nun 266. maddesinde, hangi amaçla bilirkişinin bilgisine başvurulacağı açıklanmıştır. Bunun dışında tanık sözleri ile tespiti gereken bir yön için tanık dinlenmeden bilirkişinin bilgisi ile yetinilemez. Benimsenen usul ve yasaya uygun olan uygulamaya göre zilyetliğin ilk önce tanık sözleri ile tespiti şarttır. Bu yapılmadıkça bilirkişi sözleri yalnız başına bir delil olarak kabul edilemez. Taşınmaz malın yer, sınır ve dava tarihindeki değeri konusunda özel bilgisini veren yerel bilirkişinin zilyetlik konusundaki sözleri ancak, zilyetliğin tespiti maksadı ile dinlenen tanıkların sözlerinin doğruluğunu gösteren tamamlayıcı bir bilgi olarak gözönünde tutulabilir. O halde, zilyetliğe dayalı tapu iptal tescil davalarında tarafların bildirdikleri tanıklar dinlenmeden yerel bilirkişilerin sözleri ile tapu iptali tescil kararı verilemez.
Somut olayda davacı vekili, tanık deliline dayanmış 07.09.2011 tarihli tanık listesinde beş tanık ismi bildirmiş ancak, dilekçesinde tanıkların adresini açıklamamıştır. Mahkemece, bu tanıklar dinlenmeden, herhangi bir vazgeçme ya da bu yönde verilmiş bir ara kararı olmadığı halde davacı tanıkları dinlenmeden yerel bilirkişi beyanları esas alınarak hüküm kurulmuştur.
Öte yandan, 07.09.2011 tarihli keşif ara kararının da yöntemine uygun bir biçimde verilmiş bir ara karar olarak kabul edilmesi olanaklı değildir. Ara kararında yerel bilirkişi ve tanıkların ne şekilde keşif mahalline çağırılacakları keşif ara kararında açıklanmadığı gibi davacı tanıklarının adresinin bildirilmesi ve yerel bilirkişi ve tanıkların keşif mahalline çağırılmaları için gerekli posta giderleri ile yerel bilirkişi ve tanık ücretlerini yatırması için davacı vekiline süre ve imkan tanınmamıştır.
HMK'nun 240/3 maddesine göre, tanık listesinde yer alan tanıkların adreslerini bildirmesi için davacı vekiline süre ve imkan tanınması, bu yönde davacı vekiline işin niteliğine uygun kesin süre verilmesi, bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adreste doğru değil ise, bu tanıkların dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmesi, tanıkların adresleri bildirildiği takdirde aynı Yasa'nın 243, 244 ve 259. (HUMK. m.259) maddeleri gereğince mahkemece belirlenen yerel bilirkişiler ile tanıkları davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, gelmedikleri takdirde zabıta yoluyla keşif yerinde hazır bulundurulmaları, HMK'nun 245. maddesi gereğince uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle, bu konuda verilen ara kararı anılan yasa hükümlerine aykırıdır.
Hal böyle olunca, taşınmazın bulunduğu yerde yeniden keşif yapılarak, davacı tanıkları ile yerel bilirkişilerin taşınmazın başında ayrı ayrı dinlenerek, taşınmazın öncesinin davacının murisi ve babası olan......ait olup olmadığı,.....mirasçıları arasında yapılan rızai taksim sonucunun davacının payına düşüp düşmediği, davacı ve murisi ......zilyetliğinin hangi tarihte başladığı, ne şekilde devam ettiği, yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı sorularak açıklığa kavuşturulmalı, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
.......
Davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 08.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
...........
Full & Egal Universal Law Academy