MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
Mehmet ... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 13.06.2012 gün ve 356/255 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde kadastro çalışmaları sırasında 153 ada 312 ve 120 sayılı parsellerin vekil edenin babasından kaldığı halde ... adına tespit ve tescil edildiklerini, 112 ada 78 sayılı parselinde vekil edeni tarafından 20 yıl önce haricen ...isimli şahıstan satın aldığını, zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu açıklayarak ... adına tapuda kayıtlı bulunan her üç parselin tapu kayıtlarının iptaliyle vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, 112 ada 78 sayılı parselin en az 20 yıldan beri tarım arazisi olarak kullanılmadığı, toprak işlemesinin de yapılmadığı gerekçesiyle bunun hakkındaki davanın reddine, 153 ada 312 sayılı parselin tamamının iptaline aynı ada 120 sayılı parsel içerisinde krokide B harfiyle işaretli 4965,935 m2’lik kısım bakımından tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine hükmün kabul edilen bölümleri davalı ... temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK’nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, ... adına tapuda kayıtlı 153 ada 312 ve 120 sayılı parseller hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Kabulüne karar verilen her iki parselin kadastro tespitleri 1999 tarihinde yapılmış olup, 312 parselin kadastro tutanağı 30.12.1999, 120 sayılı parselin kadastro tutanağı ise hükmen 19.04.2002 tarihinde kesinleştiğinden davanın 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmüştür.
Davacı dava dilekçesinde tanık deliline dayanmış olup, 12.05.2010 tarihli yargılama oturumunda tarafların delillerini bildirmesi için davacı vekiline süre ve imkan tanınmış, davalı ...’ye tanık ve delil bildirme bakımından herhangi bir sürenin verilmediği saptanmıştır. Verilen sürenin kesin süre olmadığı görülmüştür. Keşif ara kararının verildiği, 07.03.2012 tarihli yargılama oturumunda sadece keşif günüyle bilirkişi ve heyetin ücretleri belirtilmiş olup, yerel bilirkişi ve tanıkların ne şekilde dinleneceği konusunda herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.
Bundan ayrı, itiraza uğramayan 20 Haziran 2011 tarihli ... Karakol Komutanlığı tarafından bildirilen listede isimleri yazılı yerel bilirkişiler ..., ... ve ...’ın 25.05.2012 tarihinde yapılan keşifte usule aykırı olarak tek kişiymiş gibi birlikte dinlenildiği belirlenmiştir. HMK’nuna göre tanıklar hakkındaki hükümler aynı zamanda yerel bilirkişiler hakkında da uygulanır. HMK’nun 261/1.fıkrasına göre tanıklar, hakim tarafından ayrı ayrı dinlenir ve biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanlar salonda bulunamazlar. Tanıklar gerektiğinde yüzleştirilir. Alınan hüküm gereğince tanıkların ayrı ayrı dinlenilmesi öngörüldüğüne göre yerel bilirkişilerin de keşif yerinde ayrı ayrı dinlenilmeleri gerekmektedir. Üç bilirkişinin aynı anda birlikte dinlenilmeleri anılan usul hükmüne aykırıdır. Verilen keşif ara kararının da usulüne uygun olduğu söylenemez. Çünkü keşif ara kararında hak ve yükümlülükler ile yerel bilirkişi ve tanıkların ne şekilde çağrılıp dinleneceği konusunda bir açıklama içermemektedir.
O halde Mahkemece yapılacak iş; tarafların tanık ve delillerini bildirmeleri için kendilerine süre ve imkan tanınması, Yerel bilirkişi ve tanıkların HMK’nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenilmeleri uyuşmazlığın taşınmazlara ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, beyanlar arasında çelişki bulunduğu taktirde HMK’nun 261.maddesi gereğince yüzleştirilmek suretiyle aykırılığın giderilmesi, 312 sayılı parsele komşu 261, 311, 310 parsellere ile aynı ada 120 sayılı parsellere komşu 314, 261 ve 260 sayılı parsellere ait kadastro tutanak ve ekleriyle bu parsellere ait kadastro sırasında revizyon gören tapu ve vergi kayıtlarının bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulması, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla keşifte zemine uygulanması, komşu kayıt ve belgelerin taşınmazların yönünü ne gösterdikleri üzerinde durulması, teknik bilirkişiye krokisi üzerinde işaret ettirilmesinin sağlanması, davacının senetsizden aldığı kuru-sulu toprağın miktarının belirlenmesi bakımından Tapu Müdürlüğü’nden gelen ve dosya arasında bulunan 24.06.2010 tarih 101.03/518 sayılı karşılık yazılarının bir fotokopisi eklenerek listede yazılı ada ve parsellere ait tüm kayıt maliklerinin ve intikalleri gösterir biçimde tapu kayıtlarıyla kadastro tutanaklarının Tapu Müdürlüğü'nden getirtilerek 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesinde yazılı miktar sınırlandırılmaları yönünden göz önünde bulundurulması, aynı maddenin 1.fıkrası gereğince zilyetlik maddi olaylardan olup yerel bilirkişi ve tanık dahil her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğunun gözetilmesi, dava konusu 153 ada 120 sayılı parselin ham toprak niteliğiyle tespit edildiği gözetilerek bu konuda uzman bilirkişi ... mühendisinin dinlenilmesi, kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması, teknik ve zirai bilirkişiden gerekçeli, denetime açık rapor istenilmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken üç yerel bilirkişinin birlikte dinlenilmesi ve bir tanık beyanıyla yetinilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Davalı ... temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 05.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy