.......
... ve müşterekleri ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ..........verilen 25.09.2012 gün ve 241/402 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili 250 ada 1 sayılı parselin kadastro çalışmaları sırasında müvekkilleri ile davalı adına tespit ve tescil edildiğini, 30 yılı aşkın bir süreden beri davalı tarafından tasarruf edilmediğini, tamamının vekil edenlerinin zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu açıklayarak tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 250 ada 1 sayılı parselin kök muris ............’den kaldığını, mirasçılar arasında müşterek mülk durumunda ve payları olan ¼ er pay oranında adlarına yazıldığını, mirasçılar arasında zilyetlik hükümlerinin işlemediğini, kadastro tespitinin doğru olduğunu, davacılar ile davalı arasında taksimin hiçbir zaman söz konusu olmadığını, bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “… öncesinde tapuda kayıtlı olmayan dava konusu 250 ada 1 sayılı parselin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince ¼ er pay oranında taraflar adına tespit ve tescil edildiğini, muristen intikal eden taşınmazlarla ilgili olarak yazılı bir taksim sözleşmesinin bulunmadığını, taraflar arasında fiili taksiminde kanıtlanamadığını…” gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1. ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescili davasıdır.
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu 250 ada 1 sayılı parsel belgesizden 08.12.2003 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında tarla niteliğini de davacılar ile davalı adına ¼ er pay oranında tespit ve tescil edilmiş, kadastro tutanağının 09.11.2005 tarihinde kesinleşmesi ile tapu kaydı oluşmuştur.
.............
Davacılar, dava dilekçelerinde, taşınmazın hangi miras bırakanından kaldığını açıklamamışlar, ancak, temyiz dilekçelerinde ise, davalının beyanına dayanılmak suretiyle taşınmazın muris............kaldığını, ancak davalının da kabul ettiği gibi taraflar arasında 25 yıl önce taksimin yapıldığını, bu taksim sonucu taşınmazın vekil edenlerine düştüğünü bildirmiş, keşifte dinlenen yerel bilirkişi ise, dava konusu yerin tarafların annesi ......ait olduğunu, ölümünden sonra çocuklarının kendi aralarında taksim ettiklerini bildirmiştir.
Saptanan bu somut olgular karşısında dava konusu taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı 1899 doğumlu...........mı, yoksa yerel bilirkişinin açıkladığı gibi 1896 doğumlu tarafların anneleri .......... mı kaldığı ve bunların terekesinin paylaşılıp paylaşılmadığı, uyuşmazlık noktası oluşturmaktadır. Bu nedenle taraf tanıkları ile yerel bilirkişilerin HUMK.nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenilmek üzere davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaz ile ilgili bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, dava konusu taşınmazın miras bırakanlarında.......... mı kaldığı hususunun açıklığa kavuşturulması, taşınmazın kendisinden kaldığı muris saptandıktan sonra tüm mirasçılarının katılımı ile yöntemine uygun bir biçimde mirasçıları arasında tereke paylaşımının yapılıp yapılmadığı, kimlere hangi ada ve parseldeki taşınmazların düştüğü, düşen ada ve parsellere ait tapu kayıtları getirtilerek uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulması, dava konusu taşınmazın davacılar ile davalıya mı yoksa sadece davacılara mı düştüğünün yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak saptanması, beyanlar arasında çelişkilerin HMK.nun 261. maddesi gereğince yüzleştirilmek suretiyle aykırılığın giderilmesi, tüm mirasçıların katılımı ile yapılmış bir taksimin bulunmaması halinde geçerli bir taksimden söz edilemeyeceğinin düşünülmesi, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HUMK' nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK' nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 12.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
........
Full & Egal Universal Law Academy