(4721 S. K. m. 640, 702, 713) (3402 S. K. m. 14)
Dava: Y. Ö. ile S. Ö. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Ovacık (Karabük) Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 16.3.211 gün ve 16/5 Sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Davacı Y. Ö.; dava dilekçesinde, 110 ada 79 Sayılı parselin ortak miras bırakanları, babası Ş. Ö. kaldığını, kendisiyle davalı S.'ın babası B. Ö.'nün kardeş olduklarını, B.'in davaya konu taşınmazda 1/6 oranında miras payı bulunduğunu, ancak, diğer kardeşi ile kız kardeşlerinin başka yerlerde taşınmazlar aldığını, bu tarlayla ilgilerinin bulunmadığını, taşınmazın sadece kendisiyle davalının babası B. kaldığını, % oranında pay sahibi olduklarını açıklayarak 110 ada 79 Sayılı parselin tapu kaydının 1/4 oranında iptaliyle adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı S. Ö. 13.10.2010 tarihli cevap dilekçesinde: parselin kendisine ait olduğunu, üzerinde bir katlı kargir ev ve bahçe bulunduğunu, 110 ada 77 Sayılı parselin davacı amcası Y. Ö. adına tespit ve tescil edildiğini, dava dışı M. Ö. adına 110 ada 80 Sayılı parselin, davaya konu parselin ise muris babasından dolayı kendisi adına tescilinin yapıldığını, üç kardeş arasında taşınmazların tespit gördüğünü, davacı amcasının davasının yerinde bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davaya konu parselin tarafların dedesinden babalarına kaldığını, onların da ölümüyle terekenin taraflara intikal ettiğini, ancak murisin terekesinin elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi bulunduğunu, bir mirasçının elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi olmadığını, mirasçılardan birisinin kendi payı bakımından açtığı dava diğer mirasçıların paylarını kapsamadığını ve aynı zamanda onlar adına da dava açılmadığını, olurları da bulunmadığını ve T.M.K.nun 640. maddesi gereğince terekeye temsilci atanmadığını, bu sebeple davacının böyle bir dava açma yetkisini de kabul edilemeyeceğini gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayanılarak T.M.K.nun 713/1 ve 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına dair tapu iptali ve tescil davasıdır. Dava dilekçesiyle cevap dilekçesi kapsamlarına göre 110 ada 79 Sayılı parselin dedelerinden babalarına ve onların ölümü ile de taraflarla dava dışı mirasçılara kaldığı anlaşılmıştır.
Davacı dava dilekçesinde, kardeşiyle diğer kız kardeşlerinin başka yerlerde taşınmaz aldıklarını, davaya konu taşınmazla ilgilerinin bulunmadığını, söz konusu parselin kendisiyle davalının babasına ait olduğunu açıklayarak 1/4 oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Davacının cevap dilekçesinde de benzer ifadeler yer almaktadır. Bu açıklamalara göre kesin olmamakla birlikte kök muristen gelen terekenin paylaşıldığı izlenimi edinilmektedir. Mahkemece, delillerin toplanması için taraflara süre ve imkan verilmesine karşın yerinde keşif yapılmamış kök muristen gelen taşınmazların yani terekenin paylaşılıp paylaşılmadığı üzerinde durulmamıştır. İddia ve savunmayı doğrulayan hiçbir delil toplanmadan hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
Kural olarak, davaya konu parselin ortak miras bırakandan kaldığı dosya kapsamıyla sabittir. (Öncelikle, kök murise ait veraset belgesi davacı taraftan istenerek dosya arasına konulması düşünülmelidir). Bu haliyle terekenin elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğu doğrudur. Yine kural olarak, terekeye dahil bir taşınmaz için mirasçılardan birinin veya birkaçının üçüncü kişilere karşı dava açması sıfat ve hukuki ehliyetleri bulunmamaktadır. Çünkü elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlar üzerinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp her birinin payı terekenin tamamı üzerinde söz konusudur. T.M.K.nun 702. maddesinde tasarrufi işlemlerde oybirliği söz konusudur. Dava da bir tasarrufi işlem olup tüm mirasçıların birlikte üçüncü kişilere karşı dava açması gerekmektedir.
Ancak somut olayda dava; mirasçılar arasında açılıp yürüyen bir davadır. İlke olarak mirasçılar arasında açılıp yürüyen elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarla ilgili olarak açılan davalardan T.M.K.nun 702. maddesinde öngörülen oybirliği ilkesi aranmamaktadır. Bu ilke genel kuralın istisnasını oluşturmaktadır. Bu sebeple her mirasçı diğer mirasçılara karşı açacağı bir davayla miras payı oranında iptal ve tescil isteğinde bulunabilir. Bunu engelleyen bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Yüksek Yargıtay ve Daire uygulaması da bu yöndedir.
O halde mahkemece yapılacak iş; kök muristen gelen taşınmazların tüm mirasçılarının katılımıyla paylaşıma tabi tutulup tutulmadığı, hangi mirasçılara hangi ada ve parsellerin düştüğü, yapılacak keşif sonucu yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, terekenin paylaşımı sonucu mirasçılara düşen taşınmazlara dair kadastro tutanaklarıyla tapu kayıtlarının bulundukları yerlerden getirtilerek olayın çözümünde göz önünde tutulması, paylaşım sonucu davaya konu parselin davacıyla kardeşi B.'e kalıp kalmadığı ya da bunlardan hangisine kaldığı hususunun açıklığa kavuşturulması, ondan sonra iddia ve savunma doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken dava koşulundan davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ve 18,40 TL peşin harcın istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine, 30.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy