(4721 S. K. m. 202, 218, 219, 220, 225, 228, 229, 230, 231, 232, 236, 239, 240, 794, 797) (6098 S. K. m. 121, 131) (818 S. K. m. 104, 113) (6102 S. K. m. 8) (6762 S. K. m. 8)
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde; evlilik birliğinin eşlerden birinin ölümüyle sona erdiğini, sağ kalan eş ve mirasçılar arasında miras paylaşımı yapılmadan önce eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesinin yapılması gerektiğini, ancak bunun yapılmadığını, muris adına bankalarda bulunan hesaplardaki paranın 1/4 oranındaki payın davacıya 3/4 oranındaki kısmın ise, davalıya verildiğini, 01.01.2002 tarihinden sonraki paranın faiz gelirlerinin edinilmiş mal olduğunu açıklayarak 01.01.2002 tarihinden sonra banka hesaplarında bulunan paranın faiz gelirinin hesaplanarak edinilmiş mal kapsamında hüküm altına alınmasına fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, şimdilik 10.000,00 TL'nin ölüm tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında 15.09.2010 tarihli dilekçesiyle isteğini (harcı da yatırmak suretiyle) 126.676,61 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili 02.02.2009 havale tarihli cevap dilekçesinde, vekil edeninin uzman hekim olarak görev yaptığını, dedesi H. F. Ö.nün 15.01.2008 tarihinde öldüğünü, Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinden alınan veraset belgesine göre, davacının ¼, vekil edenin ise ¾ miras payına sahip olduklarını, Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 31.01.2008 tarih ve 2008/220 Esas 2008/159 Karar sayılı veraset belgesinin hesapların bulunduğu bankalara sunulduğunu, bankalardaki hesaplarda bulunan paranın ¼'ünün TMK.nun 499 uncu maddesi uyarınca sağ kalan eş olan davacıya verildiğini, böylece miras hukukundan doğan tüm haklarını aldığını, ayrıca Antalya 1. Aile Mahkemesinden verilen karar ile 877 ada 68 sayılı parselde bulunan 3 nolu bağımsız bölüm bakımından davacı yararına mahkeme kararıyla intifa hakkının kurulduğunu, ev eşyaları üzerinde ise, aynı kararla mülkiyet hakkının tanındığını, miras bırakanın ailesinden gelen 467 ada 12 ve 14 sayılı parsellerin satışından elde edilen paralarının da çeşitli bankalarda değerlendirildiğini ve banka hesaplarının bu paralardan kaynaklandığını, 01.01.2002 sonrası edinilmiş mal bulunmadığından davanın reddine karar verilmesini savunmuş, 26.03.2009 havale tarihli dilekçesinde ise, faiz gelirinin kira geliri gibi bir gelir olmadığını bankalardaki hesaplarda bulunan ana paranın 01.01.2002 tarihinden sonraki faiz geliri bakımından enflasyon durumunun gözönünde bulundurulması gerektiğini, bu husus dikkate alındığında ortada bir edinilmiş malın kalmayacağını belirtmiş, 24.09.2010 tarihli ıslaha cevap dilekçesinde ise, uzman bilirkişinin raporunda; intifa hakkı tanınmış olmasına karşın katılma alacağı hesabında bu hususun gözetilmediğini ve intifa hakkı karşılığının hesaptan düşürülmediğini, kaldı ki miras hakkının bankadan alındığını, veraset ve intikal vergilerini ödediklerini, üzerinde intifa hakkı kurulan taşınmazın aile konutu olarak davacı tarafından kullanıldığını ve bedeli belirlenerek karşılığının katılma alacağından düşürülmesini isteyerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, 877 ada 68 sayılı parseldeki 3 nolu bağımsız bölüm üzerinde katılma alacağına mahsup edilmek üzere ve miras payı da gözetilerek davacı yararına intifa hakkı ve evdeki eşyalar üzerinde ise mülkiyet hakkının tanınmasına karar verildiğini, davalı; davacıya tanınan bu intifa hakkı nedeniyle uyuşmazlık konusu davada katılma alacağından mahsubunun yapılmaması yönünden itirazda bulunduğunu, bu bağlamda bunun hesaplanması için bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, sonuç olarak 19.968,75 TL'nin davacıya tanınan intifa hakkı nedeniyle kazancının olduğunun saptandığını, hesap bilirkişisi tarafından 21.10.2011 tarihli raporun düzenlendiğini, Antalya 1. Aile Mahkemesinin 2008/775 Esas 2008/1295 Karar sayılı davasında belirlendiği üzere intifa hakkı istenirken bu alacaktan mahsubuyla davacı tarafından benimsendiğinin kabul edilmesi gerektiğini, böylece uzman bilirkişilerce, 01.01.2002 sonrası için hesaplanan faiz gelirinden davacıya düşen 126.676,61 TL edinilmiş paradan intifa hakkı karşılığı olarak hesaplanan 19.968,75 TL'nin indirilmesi ile 106.707,86 TL katılma alacağının ölüm tarihi olan 15.01.2008 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı M. P.dan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekiliyle katılma yoluyla davacı vekili tarafından süresinde ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Karar: Dava, yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallardan kaynaklanan ve faiz geliri nedeniyle istenen katılma alacağına ilişkindir (TMK. m. 202, 218, 219, 230, 229, 231, 232 ve 236).
Taraflar 25.05.1980 tarihinde evlenmişler, muris H. F.nin (davacının eşi) 15.01.2008 tarihinde ölümüyle TMK.nun 225/1 inci fıkrası uyarınca eşler arasındaki mal rejimi sona ermiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde, muris adına bulunan bankalardaki hesaplarda mevcut paranın miras payı oranında taraflar arasında paylaştırıldığını, ancak 01.01.2002 tarihinden sonra faiz gelirinin davacı tarafından alınmadığını açıklayarak bunun edinilmiş mal olduğunu belirterek miktarının hesaplanarak hüküm altına alınmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili ise, cevap dilekçesiyle diğer dilekçelerinde davacının oturduğu 877 ada 68 sayılı parselde bulunan 3 nolu mesken üzerinde davacıya mahkeme kararıyla intifa hakkı tanındığını, intifa hakkının karşılığının hesaplanmadığını belirterek intifa hakkı karşılığının edinilmiş maldan düşürülmesini savunmuştur.
Davacı S. Ö. Antalya 1. Aile Mahkemesinin 2008/775 Esas ve 2008/1295 Karar sayılı dava dosyası ile, 877 ada 68 parsel sayılı taşınmazda bulunan 3 nolu bağımsız bölümde oturduğunu, murisin eşinden kaldığını, eşinin vefatından sonra da bu evde oturmaya devam ettiğini, ölen eşinin kanser hastası olduğunu, bu evde kendisine baktığını, ihtiyaçlarını karşıladığını açıklayarak TMK.nun 240. maddesi uyarınca yararına intifa hakkı kurulmasını ve evdeki eşyalar üzerinde ise mülkiyet hakkı tanınmasını istemiş, mahkemece, 24.06.2010 tarihinde kesinleşen Antalya 1. Aile Mahkemesinin 22.10.2008 tarih ve 2008/775 Esas 2008/1295 Karar sayılı kararı ile ..TMK.nun 240. maddesi uyarınca dava konusu taşınmaz üzerindeki miras payı da gözetilerek 877 ada 68 sayılı parselde bulunan 3 nolu bağımsız bölüm bakımından davacı yararına intifa hakkı, evdeki eşyalar üzerinde de mülkiyet hakkı tanınmasına.. karar verilmiştir.
TMK.nun 240. maddesinde; Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir... hükmüne yer verilmiştir. Anılan hüküm gereğince intifa hakkı hükmen kurulmuştur. İntifa hakkı, taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir mal varlığı üzerinde kurulabilir. Aksine düzenleme olmadıkça bu hak, sahibine konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlar (TMK. m. 794).
Aynı Kanunun 797 nci maddesinde ise, intifa hakkı, gerçek kişilerde hak sahibinin ölümü; tüzel kişilerde kararlaştırılan sürenin dolması, süre kararlaştırılmamışsa kişiliğin ortadan kalkmasıyla sona erer, denilmiştir. İntifa hakkına ilişkin mahkeme kararında herhangi bir süre belirtilmediğine göre davacının ölüm tarihine kadar devam edeceği ve bu tarihte intifa hakkının sona ereceği konusunda duraksamamak gerekir. İntifa hakkı karşılığı belirlenmeden mahkemece bu hak kurulduğundan davalı taraf haklı olarak TMK.nun 240. maddesi uyarınca; intifa hakkının katılma alacağına mahsuben tanınmasını öngörmüş bulunduğundan, bu nedenle intifa hakkı karşılığının katılma alacağından düşürülmesine karar verilmesini savunma olarak getirmiştir. Mahkeme, tanınan intifa hakkı karşılığını aylık kira geliri esas alınmak suretiyle hesaplama ve hüküm altına alınma yöntemini tercih etmiştir. Bu nedenle, kira bedelinin hesaplanması konusunda uzman bilirkişiler olarak dinlenen ve kendilerinden rapor alınan A. A. ve iki arkadaşının ortaklaşa düzenledikleri 28.06.2011 tarihli raporlarında intifa hakkı karşılığını 19.968,75 TL olarak hesaplamışlardır. 01.01.2002 tarihinden sonra ortak miras bırakan adına bankalardaki hesaplarda bulunan mevduat faizi ise, toplam 253.353,22 TL olarak saptanmış, TMK.nun 236/1 inci maddesi uyarınca davacıya isabet eden artık değerin yarısı olan 126.676,61 TL'den kira alacağı olarak saptanan 19.968,75 TL'nin intifa hakkı karşılığının düşürülmesiyle kalan 106.707,86 TL'nin hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.
Bankalardaki hesaplarda bulunan paralar TMK.nun 220. maddesi uyarınca miras bırakanın kişisel malıdır. Ancak aynı Kanunun 219/2 nci fıkrasının 4 nolu bendi gereğince kişisel malların gelirleri de edinilmiş mal sayıldığından bankalardaki hesaplarda bulunan paraların 01.01.2002 tarihinden sonraki faiz gelirleri de edinilmiş mal sayılır. Bu bakımdan davalı tarafın bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.
Kurulan intifa hakkının davacının vefatına kadar devam edeceği konusunda kuşku bulunmamaktadır. Kira alacağı hesabını yapan uzman bilirkişiler; intifa hakkının tanınmasına ilişkin davanın açıldığı 13.06.2008 tarihinden, eldeki dava dosyası bakımından kira alacağı miktarının saptanması için keşfin yapıldığı 21.06.2011 tarihine kadarki sürecin hesaplamada göz önünde tutulduğu ve aylık kira alacağı baz alınarak intifa hakkının karşılığının hesaplandığı anlaşılmaktadır. İntifa hakkının davacının vefatına kadar devam edeceği açık olduğuna göre yapılan hesaplamanın hatalı olduğu ve eksik hesaplandığı bir gerçektir. Doktrinde intifa hakkı karşılığının ne şekilde ve hangi hususlar baz alınarak saptanacağı konusunda bir açıklamaya rastlanılmadığı gibi, uygulamada da bu konuda bir belirlemeye rastlanılmamıştır.
Olayın gelişimi, istek ve savunmayla mahkemenin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, kural olarak; aylık kira alacağının intifa hakkının hesabında esas alınması doğru olarak kabul edilebilir. Mahkemenin bu yöndeki görüşüne katılmak mümkündür. Ne var ki, hesaplama yöntemi az önce açıklandığı biçimde doğru olmakla beraber kısa süreli olarak hesaplanması doğru değildir. Zira intifa hakkı bedeli peşin ödenmektedir. Bu nedenle olaya en uygun hesaplama yöntemi TMK. nun 228 inci maddesinde belirtilen konular bakımından öngörülen hesaplama yönteminin esas alınması, fedakarlığın denkleştirilmesi ve hakkaniyet kurallarına da uygun düşmektedir. TMK.nun 228 inci maddesinde; Eşlerin kişisel mallarıyla edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır. Eşlerden birine sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya iş gücünün kaybı dolayısıyla ödenmiş olan tazminat, toptan ödeme veya tazminat yerine ilgili sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumunca uygulanan usule göre ömür boyunca irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idi ise, tasfiyede o miktarda kişisel mal olarak hesaba katılır amir hükmüne yer verilmiştir. Bu hükmün benzetme yoluyla intifa hakkının hesaplanmasında da göz önünde tutulmasında yarar vardır. Saptanan bu somut olgular karşısında intifa hakkının karşılığı hesaplanırken destekten yoksun kalma tazminatlarında ve iş mahkemelerinde göz önünde bulundurulan PMF tablosundan yararlanılarak hesabın yapılması gerekmektedir.
O halde mahkemece yapılacak iş; intifa hakkının kurulması için açılan dava tarihi ile PMF tablosuna göre davacının kalan yaşam süresi göz önünde bulundurularak davacının bu tabloya göre kalan yaşam süresi için hesabın yapılması ve peşin ödeme yapılacağı düşünülerek tartışma konusu yapılmayan uygulamada ve doktrince de benimsenen iskonto oranının hesaplamada gözetilmesi, hesaplamaya esas alınacak kira miktarının veraset belgesine göre ¼ payının davacıya ait olduğu kabul edilerek davalının ¾ miras payı bakımından uzman bilirkişilere rapor hazırlatılması, böylece belirlenecek miktarın katılma alacağından düşürülmesi gerekmektedir. Bu nedenle özellikle destekten yoksun kalma tazminatı hesabı ile PMF tablosundan anlayan bir hukukçu, bir inşaat mühendisi ve bir mali müşavir veya muhasebeciden oluşan üç kişiden kurulu bilirkişi heyetine dosyanın verilmesi, belirtilen konuda gerekçeli, tarafların ve Yargıtayın denetimine açık rapor alınması ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken PMF tablosu uyarınca davacının kalan yaşam süresi göz ardı edilerek intifa hakkı karşılığının eksik hesaplanması usul ve kanuna aykırıdır.
Saptanan bu hukuki olgular karşısında çözümlenmesi gereken diğer bir hususta, faizin niteliği ve dava konusu alacağa faizin yürütülüp yürütülemeyeceği ayrı bir uyuşmazlık konusu oluşturmaktadır. Davacı tarafından istenen kişisel malın geliri olan faiz alacağı ise de, esasen TMK. nun 219/1 inci fıkrasının 4 nolu bendi gereğince hüküm altına alınması gereken katılma alacağı niteliğinde bir para alacağıdır. Çünkü, belirtilen maddenin 4. bendi hükmü uyarınca kişisel malın geliri edinilmiş maldır. Söz konusu olayda davacı tarafından murise verilen bir para için istenen bir faiz alacağı söz konusu değildir. Hüküm altına alınması öngörülen alacak, TMK. nun 219/1 inci fıkrasının 4. bendi uyarınca kanundan doğan bir katılma alacağıdır. Yani dava konusu edilen paranın aslı faizden kaynaklanıyor ise de; davacı bakımından söz konusu para asli alacak niteliğinde bir ana paradır. Maddi olguda faiz parasının davacı yönünden ana paraya dönüştüğünün kabulü gerekmektedir. Alacağın belirlenen bu hukuki niteliği nedeniyle somut olayda, 6098 s. Kanunun 121/son (e. BK. m. 104/son), 131 (e. BK. m. 113) ve 6102 sayılı TTK.nun 8/2 (6762 s.TTK. m. 8/2) maddesinin değerlendirme ve uygulama yeri bulunmamaktadır.
Şu halde, istenen faiz alacağı edinilmiş mal niteliğinde bulunduğundan TMK. nun 239/son fıkrası uyarınca tasfiyenin sona erdiği karar tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, hatalı nitelendirme sonucu murisin ölüm tarihinden itibaren faize hükmedilmesi anılan Kanun maddesine aykırı düşmektedir.
Davacı vekilinin intifa hakkının bedeline yönelik temyiz itirazları yapılan açıklamalar karşısında yerinde görülmemiştir.
Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 900 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine,
taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 296,55 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya, 1.490,30 TL peşin harcın da istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 25.12.2012 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy