MAHKEMESİ : ... 2. Aile (...2. Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı ve değer artış payı
... ile ... aralarındaki katılma alacağı ve değer artış payı davasının reddine dair ... 2. Aile (... 2. Aile) Mahkemesi'nden verilen29.03.2012 gün ve 164/493 sayılı hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiş ise de; duruşma talebinin değer yönünden reddine karar verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili, harcını yatırmak suretiyle boşanma dosyasına verdiği karşı dava dilekçesinde, tarafların 2003 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde kişisel malı niteliğindeki ziynet eşyaları ve birikimleriyle davalı adına işyeri açılmasına katkıda bulunduğunu, işyeri avansının bu parayla ödendiğini, davalının muvazaalı olarak işyerini babası ...’a devrettiğini açıklayarak, ... adıyla işletilen işyerinin açılmasına yapılan katkıdan kaynaklanan değer artışı ile rayiç değerinin yarısı üzerinden belirlenecek alacağın yasal faiziyle birlikte davalı taraftan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın yersiz açıldığını, davacının ziynet eşyalarını vermesinin söz konusu olmadığını, işyerinin vekil edenin babası tarafından bedeli ödenmek suretiyle kiralandığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, kanıtlanamadığı görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 01.03.2003 tarihinde evlenmişler, 22.02.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 14.03.2008 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Evlenme tarihleri dikkate alındığında, sözleşmeyle başka seçimlik bir mal rejimi tercih edilmediğinden eşler arasında yasal “edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir (TMK'nun m. 202, 4722 sayılı K.10 m.). Söz konusu mal rejimi, boşanma davasının açıldığı 22.02.2005 tarihinde sona ermiştir (TMK'nun 225/son). TMK'nun 235/1. maddesi hükmüne göre; mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır. Tekel bayii olarak işletilen davaya konu işyeri 12.01.2005 tarihinde davalı tarafından açılmış, 14.01.2005 tarihinde işyeri kapatma bildiriminde bulunulmuş ve 15.01.2006 tarihinde iş yerini terk etmiştir.
Mahkemece, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme yeterli olmadığı gibi ulaşılan sonuç da dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. HUMK'nun 75 ve 76. maddeleri (6100 sayılı HMK'nun 31, 33. m.) hükmüne göre, davanın esası olan maddi olayların ileri sürülmesi taraflara, bunların nitelendirilmesi ve uygulanacak Kanun maddesini belirlemek hakime aittir. Hâkim, tarafların yargılama oturumlarında ve dilekçelerinde kullandıkları sözcükler ve nitelendirme ile bağlı değildir. Davacı vekili, aşamalardaki dilekçe ve beyanlarında vekil edeninin Garanti Bankası kasasındaki ziynet eşyalarını bozdurmak suretiyle işyerinin açılmasına katkıda bulunduğunu, kiralama bedelinin bu parayla karşılandığını, davalının muvazaalı olarak işyerini babasına devrettiğini ileri sürmüştür. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, davacı ...’nın 14.12.2004 tarihinde banka kasası kiraladığı, 14.01.2005 tarihinde kasadaki ziynet eşyalarını alarak kasayı kapattığı, davalı ...’in 12.01.2005 tarihinde vergi dairesine işyeri açma bildiriminde bulunduğu, 14.01.2005 tarihinde ailevi nedenlerle işyerini kapattığını açıklayan dilekçe verdiği ve 15.01.2006 tarihinde işyerini terk ettiği anlaşılmaktadır. Söz konusu ..., 01.02.2005 tarihinde davalının babası ... tarafından kiralanmış, 15.01.2005 tarihinde banka havalesiyle kiralayana 36.500 TL gönderilmiştir. Yargılama sırasında dinlenen davacı tanıkları; davacının 8-10 civarında bileziği, 2 adet takı seti, tek taş yüzüğü ve kına gecesinde takılan diğer ziynet eşyalarının bulunduğunu söylemişlerdir. O halde; ... Bankası'ndaki davacıya ait kiralık kasanın kapatıldığı tarih, davalının işyerini açtığı tarih, işyeri kapatma bildirimi, işyerini terk tarihi ve davalının babası ...’ın işyeri kiralama sözleşmesini yaptığı tarih ile kiralayana yapılan havale tarihlerinin, yakın ve birbirlerini takip eden zamanlarda olması dikkate alındığında davacının kişisel malı niteliğindeki ziynet eşyalarını bozdurmak suretiyle işyerinin açılmasına katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Hayatın olağan akışına uygun olan da budur.
Eşlerden biri, diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur (TMK'nun m. 227). Eşlerden birine ait edinilmiş mallar üzerinde, diğer eşin mülkiyet veya diğer bir ayni hak talebi söz konusu değildir. Yani katılma rejiminde; eşlere tanınan hak, ayni bir hak olmayıp, şahsi bir haktır. Sadece mal rejimi sona erdiğinde, eşlerin edinilmiş mallara ilişkin artık değerler üzerinde karşılıklı alacak hakkı vardır (TMK'nun 236.m).
Toplanan deliller, dosya kapsamı ve dava dilekçesindeki açıklamalara göre davacı vekilinin talebi işyeri üzerindeki değer artış payı ve katılma alacağı isteğine ilişkindir. Bu tür davalarda, eklenecek değerlerden (TMK'nun m. 229) ve denkleştirmeden (TMK'nun m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK'nun m. 219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK'nun m. 231) yarısı üzerinden (TMK'nun m. 236/1) tarafların kazanılmış hakları da dikkate alınarak katılma alacağının hesaplanması ve TMK'nun 227. maddesi hükümleri uyarınca; eşlerden biri, diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında değer artış payı alacağının belirlenmesi gerekir. Davacıya ait söz konusu ziynet eşyaları, TMK'nun 220/2. bendi gereğince onun kişisel malı olup, bozdurulan altın parası ise, aynı maddenin 4. bendi uyarınca kişisel malların yerine geçen değer niteliğindedir. Mahkemece, TMK'nun 227. maddesi uyarınca değer artış payından kaynaklanan alacak ve katılma alacağı isteğine ilişkin usulüne uygun olarak araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Dava konusu işyeri için 14.01.2005 tarihinde terk bildiriminde bulunulmuş, 15.01.2006 tarihinde terk edilmiştir. TMK’nun 227/2 “...Böyle bir malın daha önceden elden çıkarılmış olması halinde, hakim diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler” hükmünü içermektedir. Mahkemece, değer artış payı alacağının hesabı için öncelikle ziynet eşyalarının cins ve miktarı, verildiği tarihteki değeri ile işyerinin bu tarihteki aylık kiralama sürüm değerinin ayrı ayrı saptanması, davacının katkı yaptığı tarihteki kiralama sürüm değeri ile katkıda bulunduğu miktarın (altın parası) toplamı gözetilerek davacı kadının yaptığı katkının, sözü edilen toplam değer içindeki oranının bulunması, bu oranın tasfiye tarihindeki kiralama sürüm değeri ile çarpılarak çıkacak miktarın değer artış payı alacağı olarak karar altına alınması (TMK'nun 227). TMK'nun 232 ve 235/1. maddelerine göre taşınmazın tasfiye anındaki sürüm değeri, Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre tasfiye tarihi olarak eldeki davanın karar tarihine en yakın tarih olarak kabul edilmesi, değer artış payı hesaplanıp taşınmazın tasfiye anında belirlenecek değerinden düşürüldükten sonra kalan bakımından TMK'nun 231 ve 236/1. madde ve fıkrası uyarınca davacının katılma alacağının saptanması, dava dilekçesinde yemin deliline de dayanılmış olduğundan davacı tarafayemin teklif etme hakkının hatırlatılması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerekirken yetersiz araştırma ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK. m. 297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 25.03.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Dava, iş yerinin (büfenin) devir alınması sırasında kişisel mal olan altınların bozdurulması suretiyle bedelinin büfenin kiralanmasına katkı yapıldığından bozdurulan altınlar mevcut ise aynen, değil ise bedelinin dava tarihi itibariyle faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, “...her ne kadar vergi kayıtlarında başlangıçta davalının adına iş yerine ilişkin birkaç günlük vergi kaydı oluşmuş ise de, bu delillerin aksine iş yeri devir bedelinin davalı tarafından ödendiği ve gerçekte iş yerinin davalıya ait olduğuna yönelik delil sunulmadığı ve iddianın ispatlanamadığı anlaşılmakla isteğin reddine” karar verilmesi ve hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yüksek Daire çoğunluğunca farklı bir gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili, ...2. Aile Mahkemesi'nde açılan boşanma davasına verdiği cevap ve karşı dava dilekçesinde; davalı ...’ın “...Tekel Büfe” isimli büfeyi kiraladığını, kiralama ve devir alma konusundaki bedele altınlarını satmak suretiyle vekil edeninin katkıda bulunduğunu, taraflar arasında evlenme öncesi belirlenen ve boşanma halinde kadına verilmesine karar verilen mihr belgesinde, 25 adet bileziğin yer aldığını, ancak bu belgenin davalıda kaldığını, akrabalar arasında yazılı belgenin aranmayacağını, mihr (mehr) belgesinin varlığına ilişkin video kayıtları mevcut olduğunu açıklayarak söz konusu mihrin (mehrin) aynen veya bedelinin dava tarihi itibariyle faizi ile birlikte kocadan tahsili istenmiştir.
... Bankası Şubesi'nin 14.02.2012 tarih ve 975/1571638 sayılı karşılık yazılarında; “yazıda bahsedilen ...ın kiralık kasasının 14.12.2004 tarihinde açıldığı, 14.01.2005 tarihinde kapatıldığı ve söz konusu kiralık kasa belgelerinin ekte sunulduğu...” açıklanmıştır.
... Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 23.11.2011 tarih 43004 sayılı ... 2. Aile Mahkemesi'ne yazdığı karşılık yazılarında, “...7290258956 vergi numaralı yükümlü ...’ın dosyasının incelenmesinde, vergi yükümlüsü 12.01.2005 tarihinde tekel büfe faaliyetine başladığı, ancak ödevlinin 14.01.2005 tarih ve 7531 sayılı dilekçe ile iş yerini kapattığı ve 15.01.2006 tarihinde mükellefiyetini terk ettiği, Vergi Dairesi'ne beyanname vermediği...” bildirilmiştir. Söz konusu yazı ekinde, davacının yazıda geçen dilekçesi, açıp ve kapatma belgeleri Mahkemeye gönderilmiştir.
Davalı vekili tarafından sunulan 03.02.2011 tarihli dilekçe kapsamına ve dosya arasında bulunan ...İnşaat Sanayi Organizasyon ve Ticaret Anonim Şirketine ilişkin belgelere göre, dava konusu yapılan tekel büfesinin adı geçen şirkete ait olduğu, bu şirket tarafından söz konusu büfenin davacının babası ...’a kiralandığı, aralarında kira sözleşmesinin bulunduğu, anılan büfenin 11.01.2005 tarihinde 35000,00 TL bedelle Necati tarafından satın alındığı, aylık 500,00 TL kira bedelinin belirlendiği, üç aylık kira bedeli olan 1500,00 TL peşin ödenmesi nedeniyle toplam 36500,00 TL'nin şirketin yönetim kurulu üyesi ve ortağı bulunan ...’in... Bankası'ndaki hesabına 11.01.2005 tarihinde gönderildiği, bu paranın davacının eşi ...’la bir ilgisinin olmadığı ileri sürülmüştür.
Dosya arasında bulunan sözü edilen şirket ile...arasında yapılan 01.02.2005 başlangıç tarihli 3 yıl süreli “Büfe-Tekel Bayii” kira sözleşmesi, 36500,00 TL ye ait banka dekontu, ... sicil numaralı az önce ismi açıklanan şirkete ait belge ve dava ile ilgili belgelerde ismi geçen şirketin sahibi ve ortaklarından ..., Sertip, ...’e ait bilgiler ile davalı vekilinin az önce açıklanan dilekçede belirtilen hususların doğrulandığı anlaşılmaktadır.
Görüldüğü gibi, davacının 12.01.2005 tarihinde büfeyi açtığı, 2 gün sonra yani 14.01.2005 tarihinde ise aynı büfeyi kapattığı ve faaliyetine son verdiği resmi yazı ile saptanmıştır. Tüm bu bilgilerden hareketle davacının büfeyi çalıştırdığı, faaliyete geçirdiği ve burada bir şekilde herhangi bir gelir elde ettiği hususu kanıtlanamamıştır. Büfenin kısa bir süre içinde davacının babası ... tarafından kiralandığı resmi belgeler ve kira sözleşmesi ile sabittir. Böylece 36.500,00 TL paranın davalı ...’le bir ilgisinin olmadığı, kira sözleşmesinden kaynaklanan para olduğu, kira ve satın alma sözleşmesi ve büfeyi kiralayan şirketin yönetim kurulu ve ortağı bulunan ...'in bankadaki hesabına gönderilen 36.500,00 TL'lik banka dekontuyla belirlenmiştir.
Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında, davacının kişisel malı niteliğinde bulunan altınlarını satmak suretiyle davalının mal rejiminden kaynaklanan kişisel malına yada edinilmiş malına yapılan ve değer artışına yol açan bir katkısının ve katılma alacağının olmadığı dosya kapsamından açıkça anlaşılmaktadır. Davacı vekili karşı dava dilekçesinde açık bir biçimde; merh (mihr) belgesinde yazılı 25 adet bileziğin banka kasasında saklandığını, daha sonra kasanın açıldığını ve bozdurmak suretiyle büfenin kiralanmasına ve devir alınmasına katkı yapıldığını belirterek “aynen veya bedelinin faizi ile birlikte iadesi” isteğinde bulunmuştur.
Davacı vekili 12.09.2006 tarihli açıklama niteliğindeki dilekçesinde, kına gecesi takılan 5 adet cumhuriyet altını, 10 adet çeyrek altın, 1 adet burma bilezik, aynı gece bırakılan paralar kayınvalidesi tarafından hediye olarak verilen 5 adet burma bilezik, nikahta takılan 8 adet bilezik ve pırlanta yüzük bedeli toplamı 8100,00 TL ile davacıya düğünde takılan ve miktarları bilinmeyen takı ve paralar, çocuğun doğumunda hediye edilen aynı şekilde miktarı bilinmeyen çeyrek ve Cumhuriyet altınları, sigortalı olarak hak ettiği ancak kocası tarafından alınan 8176,00 TL olmak üzere toplam 16.176,00 TL katılma alacağı ile ziynet eşyalarının bozdurulması sonucu davalı koca tarafından açılan ve daha sonra babasına devir edilen ... isimli işyerinde meydana gelen değer artışının ½'sinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesini, 28.07.2010 tarihli yine açıklama niteliğindeki dilekçesiyle de nikah ve düğün merasimlerinde takılan ve kişisel mal olan takıların AYNEN olmadığı takdirde BEDELİNİN faizi ile birlikte devredilen işletme, edinilmiş mal olduğundan işletim esnasında getirileri de dikkate alınarak işyerinin devir rayicinin devir esnasında verilen hava parasının tespiti ile bedelin yarısının faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Görüldüğü gibi dava dilekçesi ile açıklama niteliğindeki dilekçelerin kapsamlarından da açıkça davacının ne isteği tam olarak anlaşılamamaktadır. Dava dilekçesinin değerlendirmeye esas olacağı konusunda duraksamamak gerekir. Davacı yukarıdaki yapılan nitelendirme uyarınca “..aynen, mevcut değilse bedelinin tahsilini istemiştir.” Nitekim mahkemece de bu şekilde nitelendirme yapılmıştır. Kararın deliller ve değerlendirmesi bölümünde; “davacı dava konusu ziynet eşyalarının talebe konu işlerinin devralınması sırasında bozdurulduğunu ileri sürerek aynen iade ve tazminat talebinde bulunmuş ise de, ziynet eşyaları için davacı tarafından banka kasasında kiralanması da gözetilerek bu hususta ispat yükümlülüğünün davacıda olduğu, buna göre davacının ziynet eşyalarının bozdurularak işyerinin devralınması sırasında davalı tarafından kullanıldığına ve harcadığına dair delil ibraz edilmediği anlaşılmakla davacının ziynet eşyalarının aynen iadesi ya da bedelinin tahsili isteminin reddine karar vermek gerekmiştir” denilmek suretiyle mal rejimiyle ilgisi olmayan ve karşı oy yazısında açıklandığı üzere aynı nitelendirmeyi yapmıştır. Bu nitelendirme doğru olup dosya kapsamına uygun düşmektedir.
Ziynet eşyaları kişisel mal niteliğinde de olsa boşanma 01.01.2002 tarihinden sonra gerçekleşmişse Aile Mahkemesi'nin bakacağı konusunda bir kuşku bulunmamaktadır.
Kuyumcu Bilirkişi ... tarafından dosyaya sunulan 04.07.2007 havale tarihli bilirkişi raporunda söz konusu altınların bedelinin 7480,00 YTL olduğu açıklanmıştır. Ancak bu kesin bir rakam olmayıp iddia ve savunma doğrultusunda araştırılıp gerçek miktarın ne olduğunun saptanması gerekmektedir. Davacı dava dilekçesinin deliller kısmında aynı zamanda “..sair ilgili kanıtlar..” demek suretiyle yemin deliline de dayandığının kabulü gerekir. Bu nedenle davacının yemin teklif hakkını kullanıp kullanmayacağı, davalının ise yemin teklifini kabul edip etmeyeceği hususları iki taraftan sorulup sonucuna göre hareket edilmelidir.
Dava dilekçesi kapsamı ve istek bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı tarafından gerçekten ileri sürülen altınların bedelini davalıya vermiş ise mal rejimine yapılan herhangi katkıdan doğan değer artışından söz edilemeyeceğine göre, paranın davacı eş tarafından davalı eşe verilen borç niteliğinde bir alacak olarak kabulü gerekir. Belirlenen bu nitelik itibariyle dava, TMK'nun 683. kapsamında yer alan “istihkak davası” niteliğinde olup, altınlar mevcut ise aynen, değil ise bedelin iadesi isteğine ilişkin olduğunun kabulü gerekmektedir. TMK'nun 6. maddesi gereğince herkes iddia ve savunmasını kanıtlamakla yükümlüdür.
Değerli çoğunluğun bozma gerekçesinde; davayı, değer artış payı ve katılma alacağı olarak nitelendirip bitiş tarihi belli olmayan kiralama sürüm değerinin hesaplamada esas alınması gerektiği yönündeki görüşüne katılma olanağı bulunmadığı gibi böyle bir nitelendirme ve hesaplama yöntemi de dosyaya uygun düşmemektedir. “davacının katkı yaptığı tarihteki kiralama sürüm değeri ile katkıda bulunduğu miktarın (altın parasının) toplamı gözetilerek davacı kadının yaptığı katkının hesaplaması gerektiği” biçimindeki hesap yöntemi de doğru değildir.
Saptanan bu olgular gözetilerek ziynet eşyasından kaynaklanan ve genel hükümlerine göre çözümlenmesi gereken davaya konu eşya aynen mevcutsa aynen iadesine, değil ise yemin delili de gözetilerek bedelinin saptanması ile hüküm altına alınması yönünde bozma sevk edilmesi gerekirken farklı bir gerekçe ile yapılan bozma yönündeki sayın çoğunluğun görüşlerine açıklanan nedenlerle katılmıyorum. 25.03.2013
Full & Egal Universal Law Academy