MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Katkı payı alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair ... (...) Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 29.02.2012 gün ve 236/231 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldüK A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde; vekil edeni ile davalının evli olduklarını, ancak ...’da açılan boşanma davası ile boşandıklarını, buna ilişkin yabancı Mahkeme kararının Türk Mahkemesince tanımasının istenildiğini ve açılan bu konudaki davanın derdest olduğunu, ancak, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazların davalı eş adına tapuda kayıtlı olup vekil edeninin katkı alacağı hakkı bulunduğunu açıklayarak 1183 sayılı parselde 3/8 paylı tarla niteliğindeki taşınmaz ile arsa niteliğinde bulunan 30 ada 13 parsel ve 25326 ada 4 nolu parselde bulunan 25326 ada 4 sayılı parseldeki 5 nolu bağımsız bölümün katkı payı alacağından dolayı vekil edeninin payına düşen kısmın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 8.000,00 TL katkı alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... adına dava dilekçesi yurt dışı adresine tebliğ edilmiş, ancak davaya cevap vermediği gibi yargılama oturumlarına da katılmamıştır.
Mahkemece; “…HMK'nun 120. maddesi gereğince gider avansının yatırılması için davacı tarafa iki haftalık süre verildiği, aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca davacı taraf gider avansını yatırması gerektiği, aynı yasanın 94. maddesinde belirlenen sürelerin kesin süre olduğunun belirtildiği, yine 6100 sayılı yasanın 114/1-g maddesinde gider avansı yatırılmasının dava şartı olduğunun açıklandığı, ayrıca aynı yasanın 115/2. maddesinde de dava şartı noksanlığı giderilmemiş ise davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermek gerektiğinin belirtildiği, bu bağlamda davacı tarafca gerekli avans yatırılmadığından ayrıca ihtaratlı tebligat yapılmasının da mümkün olmadığı gözönünde bulundurularak yargılamanın sürüncemede kalmaması için HMK’nun 25 ve 30. maddelerinde öngörülen taraflarca yerine getirilme ilkesi ve usul ekonomisi ilkesi gereğince dava şartı yokluğu sebebiyle usulden davanın reddine..” karar verilmesi üzerine hüküm davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, evlilik birliği süresi içerisinde alınan taşınmazlardan kaynaklanan mal rejiminin tasfiyesi isteğine ilişkindir.
Taraflar dosya arasında bulunan 24.05.2010 tarihli nüfus aile kayıt tablosuna göre, 18.04.1978 tarihinde evlenmiş, ...’da Wennigsen/Deister Aile Mahkemesinde 2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulle sonuçlanması ve 21.06.2006 tarihinde kesinleşmesi ile tarafların boşandıkları ancak yabancı Mahkeme kararının tanınmasına ilişkin davanın henüz sonuçlanmaması nedeniyle boşanma kararının nüfus kayıtlarına işlenmediği belirlenmiştir. Dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuna göre davacı ... ile davalı ...’nin 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunun 20. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 30.09.1999 gün ve 13467 sayılı kararı ile 10.04.2003 tarihinde Türk vatandaşlığını kaybettikleri anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusu taşınmazlar Türkiye’de bulunmakta olup, davacıların doğuştan gelen vatandaşlık hakları bulunmaktadır. Bu bakımdan davanın Türkiye’de görülmesinde herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.
Mahkemece, 28.12.2011 tarihli yargılama oturumu ara kararının 2 nolu bendinde, “davacı vekiline HMK'nun 120. maddesinde belirtilen gider avansını yatırması için iki hafta süre verilmesine” karar verildiği ve belirtilen iki haftalık süre içerisinde gider avansının yatırılmaması nedeniyle yukarıda açıklandığı üzere dava şartı yokluğu sebebiyle usulden davanın reddi yönünde hüküm kurulduğu belirlenmiştir. HMK'nun 120/1. fıkrasında, davacı, yargılama harçları ile her yıl ... Bakanlığı’nca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken Mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde Mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun 114/1-g fıkra ve bendinde; gider avansının dava şartları arasında sayıldığı anlaşılmaktadır.
HMK'nun 115. maddesinde ise, verilen süre içerisinde dava şartı noksanlığı giderilmemiş ise, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden davanın reddine karar verilmesi öngörülmüştür.
Somut olaydaki uyuşmazlık, gider avansı ile ilgili olarak verilen ara kararının HMK'nun 120/2. maddesine uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Açıklanan maddenin gerekçesinde ise; dava açılırken yargılama harçlarının mahkeme veznesine yatırılması zorunluluğu bulunmaktadır.
Mahkemece, 28.12.2011 tarihli yargılama oturumu ara kararı ile verilen sürenin kesin süre olduğu konusunda bir açıklamada bulunulmadığı gibi hazır bulunan davacı tarafa herhangi bir uyarıda yapılmamıştır. Hakim verdiği sürenin kesin olduğunun belirtmeksizin belirlediği ilk süre içerisinde işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre isteme hakkının varlığı karşısında, bu istek üzerine Hakimin verdiği ikinci sürenin kesin olması ve bu kesinliğin yasadan kaynaklanması söz konusudur (HUMK m .163, HMK m.94/2). Bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu ara kararında belirtilmemiş ve buna bağlı olarak uyarı yapılmamış olsa dahi sonuç değişmez. Öte yandan hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar vermesi olanağı vardır (HUMK m.163, HMK m. 94). Ancak böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının kanuna ve Yargıtay uygulamasına uygun bir biçimde oluşturulması ve hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açık olması, buna bağlı olarak kesin süreye uyulmamasının doğuracağı hukuki sonuçları konusunda ilgili tarafa uyarıda bulunması zorunludur. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesi ile karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğar. Bu ilkenin doğal sonucu olarak Yargısal kesin süre ile sadece tarafların değil, Hakiminde bağlı olduğu, dolayısıyla Hakimin bu tür ara kararından dönmeside hukuken olanaklı değildir.
Kararlaştırılan süre ister kanun, ister hakim tarafından belirlenmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilemeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi mümkün görülmemektedir. Bundan ayrı mülga 1086 sayılı HMK'nun 163. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin açık bir biçimde tek tek bentler halinde cins ve miktarları açıklanmak suretiyle belirtilmesi gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği, her türlü duraksamadan uzaktır.
Az yukarıdada açıklandığı üzere Mahkemece, ara kararında sadece HMK'nun 120. maddesinde belirtilen gider avansının yatırılması için iki haftalık süre verilmesine denilmiş ancak sürenin kesin olduğu konusunda bir belirleme yapılmadığı gibi bu konuda bir uyarıda yapmamıştır. Ayrıca gider avansının yapılacak hangi işler için istenildiği de açıklanmamış ve yapılacak işler karşılığı istenen gider avansı miktarları da hüküm fıkrasında belirtilmemiştir. Bu nedenle verilen iki haftalık sürenin yukarıda yapılan açıklamalar karşısında hukuki sonuç doğuracak nitelikte bulunmadığından usulüne uygun olarak alınmış bir ara kararından söz edilemez.
Kaldı ki eldeki dava, 30.03.2011 tarihinde HUMK'nun yürürlükte bulunduğu süre içerisinde açılmış olup, HUMK’nun 163. maddesine uygun olarak bir ara kararının alınmış olması gerekmektedir. Mahkemece alınan ara kararı belirtilen madde kapsamına uygun olmadığı gibi HMK'nun 120, 114 ve 115 maddelerinin kapsamlarına da uygun bulunmamaktadır.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21.15 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, bozma nedenine göre işin esasının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 07.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.